Cenk Akyol fusion gitarın ödüllü ustalarından Mike Stern`ün 11 Nisan gecesi Rome & Juliet Hall konserini izledi ve kaleme aldı...

Cenk Akyol fusion gitarın ödüllü ustalarından Mike Stern`ün 11 Nisan gecesi Rome & Juliet Hall konserini izledi ve kaleme aldı...

Dinlediğiniz müzik Mike Stern`ün Grammy ödüllü albümü "Neighborhood"dan alınan "Bird Blue" isimli parçasıdır.


Mike Stern 11 Nisan Pazartesi akşamı Tepebaşındaki Romeo & Juliet Hall`daydı. Ben de nihayet bu sebeple nispeten şehrin yeni konser salonu ile tanışabildim. Salona genişçe bir hol vasıtasıyla, salonun allı pullu tarihini hatırlatan sağlı sollu siyah beyaz fotoğraflar eşliğinde giriliyor, Zeki Müren`in sanırım Ajda Pekkan ile (yoksa Filiz Akın mı?) dudak dudağa fotoğrafı, Taner Şener`in çifte telli figürü, Müzeyyan Senar, Safiye Ayla gibi Cumhuriyetin ilk nesil abideleri, hepsi akılda kalıcı kareler. Sanırım 70`lerin başında çekilmiş. Zeki Müren`in Gary Glitter kostümleri giydiği yıllar... Romeo & Juliet bu tarz fusion, funk, blues gibi tarzların sıcaklığına uygun bir “müzikhol” Las Vegas Casino`larının Rat Pack gösterilerindeki kadar değil ama yine de sahnenin her iki yanındaki masalarda viski, şampanya içen, içiren cici beyler ve eşleri (ki onlar Mike Stern`de de Candan Erçetin`de de oradalardadır) sahne önünde Mike Stern`den, Dave Weckl`dan, Tom Kennedy`den feyz almaya gelmiş yeni yetme davulcu, basçı, gitarcı enstrüman sevdalıları, sahnenin solundaki uzun bara yuvalanmış piyasa kurdu çalgıcılar. Ben iki bas gitarist, iki de davulcu saydım, yaş ortalaması kabaca 40...

 

Bu kadar sinizmden sonra konsere geçelim artık.

Bu arada söylemem gerekirse, Mike Stern`i daha önce Steps Ahead ile “yancı” çıktığı konser dışında hiç canlı izlememiştim. Evdeki Billy Cobham`ın Glass Menagerie DVDsi, (onda da adamım lehistanlı kemantör Michael Urbaniak`tı, özellikle gömleği, şapkası Zappa ile tükürük yarıştıran cinstendi) Miles Davis`in hiç hazzetmediğim seksenlerin başındaki dönem albümleri dışında çok gözümün önünde olan bir müzisyen değildi ama gerek caz camiasında Telecaster çalması, gerek Cobham ve Manieri`nin ekiplerinde şahit olduğum dolgun, etli gitar soloları, gerekse hemen herkesle çalan session müzisyeni olması sebebiyle her zaman karşıma çıkması ve her seferinde de bende çok kuvvetli etki bırakması ile çok da aşina olduğum bir gitarist. Evet, bir yerde çalgıcı fakat her şeyden önce enstrümanına müzikal kimliğini aktarabilen güçlü bir yorumcu.

Konser saat 21 olarak duyurulmasına, pazarlanmasına rağmen 22.15 gibi başladı ve sanırım bu sayede 64 bardak fazladan bira satıldı. Konserin ilk parçası fusion coğrafyalarının medar-ı iftiharı bol unisonlu bir girizgah ile oldu. Bence, açılış için iyi bir seçim değildi. Sanırım açılış için neyin iyi olduğu da çok umurlarında değildi. Sıradaki parça K.T. bir önceki albümü Who Let The Cats Out`dan ağır tempolu bir parçaydı. Saksofoncu Bob Malach`ın solosu eziyetli ve sıkıcıydı maalesef. Aşina olanlar için Harlem Nocturne`ün zayıf bir kopyası diyebiliriz. Fusion evrenindeki bir diğer risksiz atraksiyon da görece çekici (şart da değil) bir temanın davulcunun çeşitlenen atakları ile doldurulması olsa gerek. Hemen her zaman alkış alır ve hemen her zaman fondip yaptırır... Bu anlarda da biralar gırla gitti tahmin ettiğiniz gibi...

Basçı Tom Kennedy ve davulcu Dave Weckl`ın eş zamanlı sayılabilecek, birbirlerine rehber olan soloları bana Rory Gallagher`ın şahane Live In Europe isimli konser albümündeki bascı Gerry McAvoy, davulcu Wilgar Campbell performanslarını, Cem Karaca`nın Alex Wiska`sının ritm ekürileri Horst ve Manni`nin davullu baslı güreşmelerini hatırlattı ama sadece hatırlattı. Dün gecekiler tabii ki güreş değil ancak eskrim olabilirdi benim için. Kendisi için gelen bir çok seyirciyi kızdıracak olsam da, Dave Weckl ters ritmli, aksak yürüyüşlü zor yollar izlese de, ben onun hakettiğinden fazla paye verilmiş bir müzisyen olduğunu düşünüyorum.

İlk setin sonundaki yüksek tempolu ve presto çalınan parçanın davul & bas ilmiklerine eklenen Bob Malach`ın vahşi saksofon soloları tam benim tarzım eski tarz İngiliz kadroların çaldığı (mesela Ian Carr`ın Nucleus`u) o güzel günleri hatırlattı.

Turnelerini sık sık farklı kadrolarla yapan gitarist daha önceleri birden çok kez İstanbul`a gelmişti. Seyredenlere göre 3-4 sene önceki Dennis Chambers ve Richard Bona`lı konser bir harikaymış. O zaman Richard Bona rol çalan olağanüstü bir performans sergilemiş. Bu gece seyrettiğim ilk sette herkes adabını bilerek, cürmü kadar yer yaktı. Mike Stern verdikleri arada son albümü Big Neighborhood`u imzalarken konser salonunundan ayrılmak zorunda kaldım. Ertesi güne sarkan ikinci seti maalesef izleyemedim.

Mike Stern: Gitar
Tom Kennedy: Bas gitar
Dave Weckl: Davul
Bob Malach: Saksofon

Cenk Akyol
15 Nisan 2011,Cuma
cenkakyol@yahoo.com
terraborboletta.blogspot.com

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cenk Akyol

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.



X