Türkiye'nin zengin tarihi ve kültürü beni çok etkiliyor

Türkiye'nin zengin tarihi ve kültürü beni çok etkiliyor

Otuz yılı aşan müzik kariyerinde, dünya çapında 14 milyondan fazla albüm satan, dört kıtayı kapsayan 15 ülkede altın, platin ve multi-platin satış ödülleri bir yana, neredeyse dünyanın tüm duygularını ve ezgilerini kucaklayan bir müzisyen Loreena McKennitt. Hatta, masallara sürükleyen bir düş perisi. Son albümü “Lost Souls” ile yine bambaşka bir dünya sunuyor. Albümde ud, kanun, flamenko gitar ve piyano gibi onlarca farklı enstrümanı ve o harika soprano vokalini hediye ediyor bize yine. Kaçırmayın.


Cenk Erdem


Hayat seni sevdiklerine çeker


Loreena McKennitt’i ilk keşfettiğimde 1996 yılıydı. Boğaziçi Üniversitesi’nin beni öğrenci değişim programı ile New York Binghamton’a gönderdiği sonbahar dönemiydi. Sokaklarda dökülen yapraklar ve sonbahar belki de onun şarkılarındaki melankolinin, o olağanüstü soprano vokalinin ve albümlerindeki müzik zenginliğinin tadını çıkarmak için çok doğru bir zamandı. Bol bol “The Visit” albümünü dinliyorduk ev arkadaşlarım Barış ve Pelin’le. Geç bile kalmıştım keşfetmek için o okyanus gibi müziklerini... Geç kalmıştım diyorum ama beterin beteri var. Yurdumda ne zaman ki Nilüfer bir Loreena McKennitt şarkısı olan “Tango To Evora” parçasını o güzel yorumuyla ve Türkçe sözlerle “Çok Uzaklarda” adıyla söyledi bizde ancak o zaman daha çok duyulmaya başlandı ismi. O yıllarda Türkiye’de özel radyoların açıldığı dönemlerde DJ olabilmenin avantajını yaşamışım meğer, hep düşünürüm. Neler neler çalardık.



Velhasıl 90’ların sonuna doğru radyolar bizde Loreena’nın da bazı şarkılarını çalmaya başlamışlardı. O zamanlar FG Radyo istasyonunun atası diyebileceğiniz bir dans müzik istasyonu olan Radyo 2019’da dans ve house müzikler dışında çok kaliteli dünya müzikleri de çalınırdı. Keza Kiss FM’de de DJ’ler olarak Loreena da çalardık; Cesaria Evora da... Radyo 2019’da Suat Ateşdağlı müzik direktörlüğü yaparken hatırlıyorum McKennitt’in 1994 albümü “The Mask And The Mirror”dan “Marrakesh Night Market“ şarkısını çok çalardık mesela. Dinlemediyseniz hâlâ, çok yazık... Velhasıl, hayat sevdiklerine çekiyor seni. Gün oldu devran döndü. Amerika’da öğrenciliğimde keşfettiğim McKennitt ile Pasion Turca sayesinde tanışıverdim. Hem McKennitt ile konserler de yaptık, birlikte de çalıştık üstelik. Pasion Turca ile 10 yıllık PR işlerimin en güzel anılarından biridir McKennitt.


Sinan Nergis ve Vito Montaruli beni Loreena McKennitt ile bir araya getirdiklerinde ilk sohbetimizi kağıda dökselerdi, çok net bir delinin şiirleri çıkardı o aşktan, muhabbetten. Albümleri milyonlar satarken Statford’ta bir çiftlik evinde yaşayan çok farklı bir ruh o. Aşmış biri. Manevi zenginliklere değer veren bir şarkıcı Loreena McKennitt. Kıdemli bilmemne müdürü filan değil. Kelt müziğini, Kelt kabilelerinin uğradıkları farklı topraklardan müziklerle buluşturan McKennitt farklı spiritüel zenginlikleri dinleyiciye adeta yaşayarak aktarıyor. Kelt müziğine neden aşık olduğunu anlatmıştı da bana bir ziyaretinde. Taksim’de İstiklal caddesinde yürüyüp bol bol sohbet etmiştik. Hatta Gezi’de çay içmiştik öyle söyleyeyim. Öyle içten ve öyle çıplak bir ruhu vardı ki. Konserlerimizi hatırlıyorum, İstanbul’da, Bursa’da, Kıbrıs’ta farklı zamanlarda bir dolu konser. En son albümü “The Wind That Shakes The Barley” tanıtımını için geldiği imza buluşmamızda sımsıkı sarılışını hatırlıyorum. Nihayet 2018 yılında Kayıp Ruhlar (Lost Souls) yepyeni stüdyo albümü Loreena’nın. En son stüdyo albümü “Ancient Muse” 2006 yılında çıkmıştı. Arada geleneksel şarkıların yeni düzenlemelerine yer verdiği “A Midwinter Night’s Dream” (2008) ve “The Wind That Shakes the Barley” ( 2010) albümlerini saymazsak, tam 12 yıl sonra yeni şarkılarını hediye ediyor McKennitt. Aslında “Kayıp Ruhlar” derken, albümün isminde gönderme yapıyor şarkılarına.  Son albümün şarkıları yıllar önce yazdığı şarkılar. Ne var ki daha önceki albümlerinin bütünlüğü içinde hep dışarıda kalmışlar. Bugüne kadar bir koleksiyon olarak yan yana getirmeyi hiç düşünmediği halde Lost Souls albümünün şarkıları öncelikle birbirlerine çok yakışmışlar. Albümde McKennitt her zamanki gibi enstrüman zenginliği ile büyülüyor. Yine her zamanki gibi o aşk yaşadığı Kelt melodileri ve farklı dünya müziklerini buluşturan bir çeşitlilik de var. Özetle bir Kanadalı olarak dünyayı kucaklamış müziklerle ve kalbiyle.



Daha önce konser albümü “A Mediterranean Odyssey”de “İstanbul’dan Atina’ya“ başlığıyla İstanbul sevgisini gösterdiği gibi, hatırlayanlar varsa Ancient Muse albümünde “The Gates Of İstanbul” şarkısında da yine sevgilimiz İstanbul’a döktürüyordu McKennitt. Son albümünde ise “Sun, Moon and Stars” enstrümantal bir şarkı olarak, maalesef hoyratça güzelliklerini bozmayı sürdürdükleri sevgilim İstanbul’un hüznü oldu sanki benim için... Albümde her zaman birlikte çalıştığı Brian Hughes, Caroline Lavell ve Tal Bergman gibi isimlerle kocaman sihirli bir dünya var. Bir yağmur vakti evde yalnızlığınıza zaman ayırıp dinleyin lütfen. Duygularınızla konuşurken, söz veriyorum McKennitt şarkılarla çok yardımcı olacak. Albümde Ortadoğu ezgileri, İspanyol ezgileri, Kelt melodileri ve hatta İstanbul’u veren ezgiler var. Loreena bu albümde Kanada’nın en büyük zaferlerinden biri olarak kabul edilen Vimy Ridge Muharebesi`nin 100. yılı anma törenlerine katılması üzerine albüme aldığı ve sözlerinde asker oğlunu ülkesi için yitiren bir annenin dilinden oldukça dokunaklı duygular paylaştığı bir şarkı da koymuş: “Breaking of the Sword”. Yitirdiğimiz genç askerlerin annelerini düşündüm sözlerinde, o güzel şarkıyı dinlerken. “Lost Souls” albümünde favorilerimden biri de “Spanish Guitars and Night Plazas”.



İşin içinde bir Flamenko gitarı varsa, bende duygular şelale. “The Ballad of the Fox Hunter” parçasında ise Loreena yine piyano ile kalbinize giriyor. yıllar önce İstanbul Caz Festivali sahnesindeki performansını izleyenleriniz olduysa çalmadığı enstrüman yok bilirsiniz. Yeni albümde de o güzel vokallerinin dışında, piyano, klavye, akordeon ve arp çalıyor.McKennitt’in alıp masallara götüren vokal performansı ise “A Hundred Wishes” şarkısıyla parlıyor. Daha neler neler yazasım var aslında o güzel müzik hazinesi Loreena için... İstedim ki onun bana bugüne kadar söylediklerinden onun dilinden de paylaşmış olayım.



Türkiye`de kökenlerimin peşine düştüm


Cenk Erdem Türkiye aranızda özel bir bağ var diyebilir miyiz?


Loreena McKennitt: 1996 yılında başlayan çok özel bir ilişki diyebiliriz. İlk olarak İstanbul Caz Festivali`ne davet edildiğimde ne kadar çok şaşırdığımı hatırlıyorum. O zamanlar müziklerimin Türkiye’de bu kadar sevildiğini hiç bilmiyordum. İlişkimiz 1996’da harika bir konserle başlamış oldu ama daha sonra 2000 yılında Kelt köklerinin Anadolu’dan da geçtiğini öğrendiğimde, yine köklerimin peşine düşüp, Türkiye’deki Arkeolojik kazı alanlarını gezip, gördüm. Ankara, Konya, Safranbolu ve Kapadokya’yı gezdim. Ankara Konya arasındaki Kervansaraylar’dan çok etkilendim. Türkiye’nin zengin tarihi ve kültürü beni çok etkiliyor.


Cenk Erdem: ”The Gates of İstanbul” şarkınızda Fatih Sultan Mehmet dönemine ve Fatih’in farklılıklara hoşgörüyü cesaretlendiren tavrına gönderme yapıyor, bu özel şarkıda anlatmak istediğiniz tam olarak nedir?


Loreena McKennitt: Ben akademisyen değilim. Bu dönem hakkında anlatabileceklerim çok sınırlı sadece başka insanların anlattıklarım hakkında daha çok öğrenmesi için rehberlik ediyorum, belki bir katalizör gibi bu öğrenmeyi hızlandırıyorum. Bu şarkıyla da yaptığım sadece müzikle o dönemi ifade etmeye çalışmak. 2. Mehmet dönemi (Fatih Sultan Mehmet) sanatta bir tür Rönesans dönemi ve bu özel dönemi hatırlatmak istedim.


Cenk Erdem: İstanbul’u bize kendi kelimelerinizle nasıl tarif edersiniz?


Loreena McKennitt: İstanbul’un kültürel zenginliği çok güçlü. Sokaklarda bile şehrin sofistike ruhunu hissedebiliyorsunuz ama bana öyle geliyor ki, dünyada hak ettiği kadar anlaşılmıyor ve kıymeti bilinmiyor. Tüm şehir sokaklarda her köşede sanki bunları yakarıyor gibi. Eski sokakları ve özellikle ışık o kadar güzel ki. Şehrin çok güçlü bir ruhu var ve bunu tarif etmek çok zor.


Cenk Erdem: Sadece Kelt müziğinin etkisi altında olmakla kalmıyorsunuz, aynı zamanda bu geleneksel şarkılarla herkesi büyülüyorsunuz, tüm bunlar bu müziğe duyduğunuz aşktan diyebilir miyiz?


Loreena McKennitt: Hepimizin kırılganlıkları var, arızaları var ve müzik tüm farklı ihtiyaçlarımıza ayrı ayrı birer ilaç gibi geliyor. Bu müzikler benim için aşkı en çok ifade edebildiğim müzikler ve siz gerçekten içten olduğunuzda bir şekilde Tanrı size el veriyor. Kariyerimi tırnaklarımla kazarak elde ettim. Bu müzikleri ilk duyduğum andan beri aşk hissediyorum ve benim için başkalarında da duygular uyandırmak büyük bir ödül.


Cenk Erdem: Bu kadar duygu yüklü ve ruhani şarkılarla yüreğiniz yorulmuyor mu, günlük hayatınızda siz neler dinliyorsunuz?


Loreena McKennitt: Şarkılarımdaki ruhaniliği sahnede yaşamayı seviyorum ve şarkı yazarken hayal etmeyi seviyorum ama kendi şarkılarımı asla dinlemiyorum. Günlük hayatımda en çok fado ve klasik müzik dinlemeyi seviyorum. Bana göre her türde şarkıya ihtiyacımız var ve tıpkı tek bir ilacın her duruma iyi gelemeyeceği gibi her farklı duyguya farklı farklı şarkılar iyi geliyor.


Cenk Erdem: Yaratıcılığınızı neler besliyor


Loreena McKennitt: Karşılaştığım durumlar bana ilham verebiliyor. Kimi zaman çok güçlü bir kitap beni etkiliyor, kimi zaman bir hikayeden etkileniyorum. Thomas Cahill’in, “İrlandalılar Medeniyeti Nasıl Kurtardı?” kitabı benim için çok güçlü bir kitaptı. 1982 yılında Dublin’de duyduğum bir sokak kızının hikayesi beni etkilemiş 1989 yılında plak yapmıştım. Mesela sokak çocuklarından ve hikayelerinden de etkileniyorum.

Kaydet


Cenk Erdem


Cazkolik.com / 09 Temmuz 2018, Pazartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cenk Erdem

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.