Fahir Atakoğlu ile albümü "Istanbul in Blue" üzerine özel bir söyleşi gerçekleştirdik...

Fahir Atakoğlu ile albümü "Istanbul in Blue" üzerine özel bir söyleşi gerçekleştirdik...

Cazkolik: Öncelikle İstanbul caza çok yakışan bir kent, bunu bir albümde ölümsüzleştirmenize çok sevindik, albümün bir öyküsü var mı? Nasıl bir proje oldu?

Fahir Atakoğlu: IF albümünü 2005 yılında çıkarmıştım. IF albümü hem basının büyük ilgisini gördü hem de iyi bir satış grafiği yakaladı. ‘İstanbul in Blue’ albümümü o sıralar yazmaya başlamıştım ve IF’deki takıma Mike Stern, Wayne Krantz ve Bob Franceshini’yi ekledim. Demoları yazdım ve notalarıyla birlikte müzisyenlere yolladım ya da buluştum verdim. Stüdyoya girmeden evvel 2 gün prova yaptık ve 3 günde de stüdyoda kaydettik. Bence çok iyi bir grup albümü oldu.

Cazkolik: Film ve belgesel müzikleri nedeniyle caz müzisyeni kimliğiniz sanki daha az vurgulanıyor ya da insanlar öyle mi tanıyorlar, bu tespitim doğru mu, yurtdışında algılanmanız nasıl?

Fahir Atakoğlu: Kendimi hiçbir zaman caz müzisyeni ya da film ve belgesel müziği yapan müzisyen diye kategorilerde görmedim. Ben besteciyim, piyano da çalıyorum. Bestelerimi değişik formatlarda, değişik müzisyen gruplarıyla icra edebiliyorum ve o özgürlüğü içimde her zaman hissettim. 25 seneyi aşkın kariyerimde baleden tiyatroya, filmlerden belgesellere hatta reklam müziklerine kadar değişik türde müzik ürettim. Bunun başlıca nedeni müziğ hiçbir zaman at gözlükleriyle görmemem ve kendimi her türlü tınıya, ritme açık tutmamdan… Yani nasıl algılandığı benim için hiç önemli olmadı... İnsanlar müziğimi sevdikleri sürece müziğin sunuş şeklinin önemi de kalmıyor. Amerika’da beni besteci ve piyanist olarak tanıyorlar.

Cazkolik: Elimizdeki albüm Ara Güler fotolu olan kapak, başka tasarımla da çıktı galiba?

Fahir Atakoğlu: Ara Güler benim gözümde İstanbul‘u ve insanını en iyi fotoğraflayan sanatçıdır. Fakat Amerika’da birlikte çalıştığım yayıncım ve menejerlerim Ara Güler’in kapağının çok daha ’New Age’ olacağını; halbuki albümün öyle bir havada olmadığını ve özellikle Amerikan alıcısını yanlış yönlendirme ihtimali olduğunu söylediler. Daha sonra Selen Esit bugün gördüğünüz kapağı yaptı. Türkiye dışında bu değişik kapak ile çıktı.

Cazkolik: Albümde 10 parça var, sonuncusu "İstanbul in Blue" ile başlayalım, öncelikle caz dağarcığımıza bu mükemmel caz baladını armağan ettiğiniz için teşekkür ederim, tüm besteler olduğu gibi bu da sizin besteniz, bu baladın içeriğinde İstanbul algılamanız nasıl? Ne yalan söyleyeyim benim gözümde biraz sabah sisinde boğaz, yağmurda vapurdan dışarı bakmak gibi bir şey var, sizde ki algılamayı merak ediyorum?

Fahir Atakoğlu: Ben bu besteyi İstanbul’da iken, aileme duydugum özlemi anlatmak için yazdım. İstanbul’un sabahını da sisini de hele boğaz da vapurunu da çok seviyorum. Doğup büyüdüğüm şehir. Ama sevdikleriniz yanınız da değilse eğer, o vapur başka bir hal alıyor sis başka bi şekil…

Cazkolik: Kayıtta tanınmış müzisyenlerle işbirliği yapmışsınız, Mike Stern gibi bir büyük isim var, Hernandez gibi bir vurmalı ustası, Bob Franceschini gibi New Yorklu bir isim, yine Wayne Krantz gibi pek çok önemli isimle çalan biri, Anthony Jackson... Bu isimlerle olan birlikteliğinizden sözetseniz?

Fahir Atakoğlu: Seneler içerisinde tanıştığım birlikte müziklerimi, bestelerimi icra ettigim arkadaşlarım. Biri size diğerini, diğeri size bir başkasını tanıştırıyor. Böylece devam ediyor. O zincirin içinde bulunup sevilip sayılmanız gerekli, hepsi bu…

Cazkolik: Merak ettiğim bir konu da özellikle Stern ve Krantz gibi 2 farklı gitarı farklı parçalarda nasıl kullandığınız, ikisinin çaldığı parçaları kendi gruplarına ayırıp dinlediğinizde farkları anlaşılıyor ama albümün akışında başarılı bir uyum var, nasıl sağladınız?

Fahir Atakoğlu: İlk sorunuzda da cevaplamaya çalıştığım gibi, benim için birlikte çalıştığım müzisyenlerin  kayıt esnasında olsun, konserde olsun, o icra anında müziklerime neler katacakları önemli. Her birinin kendine özgün üslup ve tınıları var. Onları en iyi şekilde duymak için müziğimde, düzenlemerimde her zaman  açık kapılar bırakıyorum, o anda stüdyoda nasıl  en iyi ve doğal şekilde müziğin  dinamiklerini  yakalayabiliriz diye bakıyorum ve anı yakalayıp kaydediyorum. Her müzik için böyle olmalı. Özellikle caz  için, sonunda zaten  caz, müziğin özgürlüğü… Her ne kadar bir düzenleme şekli getirseniz de müziğinizi en iyi  o an birlikte çaldıklarınız  “aranje“ ediyor aslında… (Çalanların ’iyi müzisyen’ olması şartıyla tabii - iyi kötü müzik yok bence iyi kötü müzisyen var ama)

Bir de tabii bir Kübalı’nın 9/8 çalmasıyla Türk bir davulcunun anlayışı farklı oluyor. Bu çesitliliği müziğimde hep duymak istedim. Yani müziğinizde duymak istediğiniz ne ise biraz maceracı olup kendinizden başka anlayış ve tınıları  da   müziğinizin içine alabilme cesaretini göstermeniz lazım. Mike ile Wayne’in stil farklılıklarını söylemen çok ilginç çünkü; Mike Stern’e ilk bu albümü dinlettiğimde demolarında, duyduğu tek sayılı ritimleri, yani 7/8 10/8 gibi, çalamıyacağını, ona zor geldiğini ifade etmişti. Hep “bir fazla geliyor..” diyordu. Hep 4/4 e alışmış bir insan için zor ama doğrusu Mike Stern’den pek beklemediğimden dolayı ilk anda çok şaşırmıştım. Sonunda Wayne (Krantz)‘e tüm o tek sayılı ritmli bestelerim nasip oldu diyebilirim. Çok da iyi oldu, dinlerseniz siz de bana hak vereceksiniz.

Cazkolik: Biz de en çok tarışılan konulardan biri de yerel motiflerin müziğin içinde kullanımıdır, ya çok sıkıcı bir müziğe dönüşür ya da sizdeki gibi başarıyla evrensel boyuta taşınır, bunun nasıl bir çizgi olduğunu bize söylemenizi rica ediyoruz! Bu anlamda 3 parça öne çıkıyor, “Black Sea”, “Abeste” ve “Four Corners” sanki.

Fahir Atakoğlu: Ben bu listeye Trapped ve ESS‘ı de ekliyebilirim :) Ben büyürken radyoda Türküler, Zeki Mürenler duydum, pencereyi açtım ezan sesi duydum. Sonra 18 yaşımda İngiltere’ye gittim. 5 sene sonra döndüğümde başka dünyaların, tınıların farkındalığıyla,  müziğimi yaparken, içimdeki duyguları  doğup büyüdüğüm yeri düşünerek değil  müziklerimin gideceği , duyulacağı ülkeleri, toprakları, insanları düşünerek yazdım…

Bugün Amerika’da yaşıyorum, tam 20 sene oldu, burası kim ne derse desin hala tüm dünya müzisyenlerinin geldiği, toplandığı bir ülke. Ben de elimden geldiği kadar beslenmeye çalışıyorum. Bir de şunu söylemek isterim. Müzikte hepimiz biliyoruz ki  en önemli şey melodi, ritm yapınız, anlayışınız ne olursa olsun, melodiniz güçlüyse anlatmanız , daha doğrusu duyguyu geçirmeniz daha  etkili oluyor. Şu ana kadar  benim  müziğimi  ilk  kez duyan her  insan, bilhassa burda çalıştığım müzisyenler, bana hep melodilerimin çok güzel olmalarından dolayı, müziğimdeki  zaman zaman duyulan karmaşık ritmlerin, ölçümlerin, insan kulağına çok daha doğal ve akıcı geldiğini söylediler. Aldığım eleştirlilerde  de çok zaman vurgulandı.

Cazkolik: Bu görüşümü yanlış anlamayın ama “İstanbul in Blue” isimli böyle bir albüme "İstanbul in Blue” gibi en az 2 parça daha olmaz mıydı? Zira İstanbul duygusunu başarılı verdiğinizi düşündüğüm için böyle söylüyorum, tek bir balad olmasının özel bir nedeni var mı?

Fahir Atakoğlu: Çok güzel bir nokta, galiba her albümün de kendi alın yazısı var. İnanın hiç hesap etmedim; ama diğer albümlere nazaran İstanbul in Blue’da daha dinamik bi repertuar çıktı, öyle de bıraktım.

Cazkolik: Albümlerin alın yazısı hoş bir vurgu oldu, o açıdan bakınca haklısınız, peki albüm burada ve Amerikada nasıl karşılandı? Bizim basında önemli bir yankı bulduğunu biliyorum!

Fahir Atakoğlu: IF’den daha da iyi bir grafik gösterip iki kez üst üste Dünya Albüm Listesi’nde 1 numaraya yükseldi. Jazz Albümleri Listesi’nde 15’inci sıraya kadar yükselip ilk 20’ ye girdi. İyi eleştiriler aldı. Daha da önemlisi beni burda bir seviye daha yükseltti ve saygınlığımı arttırdı. Aksi de olabilirdi, bu da  almam gereken  bir riskti. Burası kurtlar sofrası... Dünyanın tüm müzisyenleri buraya geliyor. Böylesine bir riski alıp başarabilmem bana gelecek için ümit veriyor, güç veriyor.

Cazkolik: Son olarak bize şu aralar yapmakta olduğunuz ve yakın gelecek projelerinizden söz etseniz, sizi sevenlerin bizim sitemizden duyacakları bir şeyler var mı?

Fahir Atakoğlu: Geçtigimiz yaz yeni bir albüm kaydettim. Basta John Pattituci, saxsafonda Yellow Jackets‘den Bob Mintzer, trompette Randy Brecker,  davulda Horacio El Negro Hernandez, gitarlarda  Brezilyalı gitarist Romero Lubambo ve  flamenco gitarda da İspanyol Rene Toledo,  perküsyonda Rogerio Boccatto çaldı. Ayrıca Dave Eggar keman grubu da çaldı. Mayıs ayında mix ve mastering olacak, hemen o ay basılıyor ve Eylülde raflarda olacak.

Cazkolik: Doğrusu bu büyük bir haber, özellikle Randy Brecker ismi büyük bir dalgalanma yaratacaktır mutlaka, bu ekiple konserlere de bekleriz ve albümü de dört gözle bekliyoruz, şimdiden hayırlı olsun. Türkiyedeki caz ortamına dair ek bir soruyla bitirelim, belki uzak yaşadığınız için sık takip edemiyorsunuzdur, son yılların kendi caz ortamımızı nasıl değerlendirirsiniz, albümler, müzisyenler?

Fahir Atakoğlu: Ülkemizde çok ilerleme kaydettik. Klüpler, konserler, festivaller  fazlalaştı.
Çok yetenekli  gerçekten çok iyi müzisyenler var.  Tavsiyem  biraz zor da olsa her fırsatta ülke dışına çıkıp  dünyanın değişik müzisyenleriyle çalmaları… Vizyonlarını genişletmeleri hayallerini büyütmeleri…

Cazkolik: Fahir Bey, çok teşekkür ederiz. Özellikle sonda verdiğiniz albüm haberi önemli bir haber, merakla bekliyoruz...

Cazkolik.com / 08 Haziran 2009, Pazartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

YORUMLAR

  • Sezgin Numan
    2009-06-15 15:05:47

    Fahir Atakoglunu severim, belgesel müzikleri basarilidir onu aslinda caz muzisyeni olarak pek dusunmemistim zaten soyleside kendide soyluyor ben kendimi bir tarz muzesyni olarak gormuyorum diye ama bu albumde yaptigi resmen caz, albumu roportajdan sonra denk geldi aldim allahi var guzel album!!!!!!!!!!!

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.