Festival için konser önerileri

Festival için konser önerileri

Festival dair öneriler

28. Akbank Caz Festivaline dair kişisel öneriler

Cazseverler için yılın en güzel günleri başlıyor. Festivalin 28inci yaşını kutluyor oluşu başlı başına önemli. Her yıla dair anılarım vardır. Keşke bizde bu anılar daha çok yazılsa. Programa baktım da bir kişiye dahi faydam olursa diye özellikle bazı konserleri yazmak istedim. Festival programı konusunda şu an yayındaki dosyamız epey ayrıntılı ve tüm detaylara vakıf, tavsiye ederim. Gelelim önerilerime; Aydın Esen-Can Kozlu`yu başa yazmak isterim. "Cazda İngiliz Çıkartması" isimli bölümdeki konserleri yazarım ama ille biri derseniz Nubya Garcia önerim. "Güçlü Nefesler" diye bir bölüm var, burada iki konser önerim var, Avishai Cohen ve Konstrukt. The Bad Plus Trio ile Ömer Avital listede olmalı derim. Bizden isimlerin hepsi parlak konserler olacak eminim ama Ozan Musluoğlu`nun konserini ayrı not ediyim. "Fransız Rüzgarı" kasırga değil güzel bir esinti. Tarkovsky Quartet meraklandırıcı ama genç çocuklar Remi Panossian Trio favorim. Son iki albümlerini sevdim. Bu sene seminerlerin başlıkları çok hoş, vaktiniz varsa hepsine gidin derim. Derim de derim. Umarım vakit ve imkan bulursunuz. Bulun bence.


Cazda diyasporalar

Caz diasporaları

17-28 ekim arası izleyeceğimiz Akbank Caz Festivali programını başlıklar halinde derleyince kaç zamandır dikkatimi çeken bir konu burada karşıma çıktı; "Cazda Diyasporalar". Günümüz caz dünyasında amaçlı, kasıtlı değilse de etkin olan ülkeler, milletler bazlı diyasporalar var. Mesela, Kübalı müzisyenler ya da İsrailli müzisyenler, Finli müzisyenler, Afrikalılar arasında da var, Malililer, Senegal, batı Afrikalılar ya da başka yerden... Elbet bunların çoğu göçmen sanatçılar. Kuzey Afrikalılar, Mali ya da Senegal vs.ler hem ABD hem Fransa ve İngiltere`de etkin. İsrailliler elbet en çok Amerika`da. Finliler onlar gibi değil, Avrupa coğrafyasında kendi evlerindeler pek bu gruba girmezler ama Kübalılar her yerde. Kendi aralarında ne tür bir dayanışma var bilmiyorum ama sürekli iletişim halinde olmaları dahi onları etkin kılmaya yeter. Yurtdışında sadece kimlerin yok dersiniz, biz Türklerin!


Cazda parça süreleri neden daha uzun?

Türlere göre süreler?

Bu konuya bir kez daha değinmiştim sanırım ama başka bir nedenleydi. Cazda altmışlı yıllardan beri parça süreleri hep ortalamanın üzerindedir. Ortalama dediğim popüler müzikteki sürelere göre ortalama. Otuzlu, kırklı yıllarda cazda da süreler en çok 4 dakikaydı ama zaten caz o zaman bizzat popüler müzikti. Bence, süreler cazda çok da uzun değil, popüler müzikler kısa. Öyle de denebilir. Popüler müziklerde sektör sürelerin uzamasına kesinlikle izin vermez, popta süreleri sektör belirler, cazda sanatçı. İsterse kısa da yapabilir, kimse niye öyle yaptın demez. Altmışlardan itibaren caz, rock ve bilimum müzikleri etkilerken süreler bakımından da etkiledi. Yetmişlerde caz rock, senfonik rock süreleri hayli uzundu ama dinleyicisi de o oranda azalmış ya da farklılaşmıştı. Cazda doğaçlamanın etkisini bir kez daha hatırlatmalı.


Norah Jones caza geri mi dönüyor?

Yeni albüm de caz değil

Norah Jones cazdan uzaklaşıp gideli sesinin yeri doldu mu emin değilim. Sorduğuma göre demek dolmamış. Geçen gün Jones`un klasik caz trio olarak Ronnie Scott`s daki gecenin ilanını gördüm. İşte, dedim, sevindirici bir haber. Basta Chris Thomas, davulda Brian Blade ile sahne aldığı gece. İyi bir caz gecesi olmuştur sandım ama ertesi gün yeni albümden ilk single "A Song with No Name" geldi. Baktım yine aynı şarkılar, yanlış alarm… Aslında, geceye davet eden ilanın ikinci satırında "Day Breaks" albümündeki şarkıları söyleyeceği yazıyormuş, sonradan dikkatimi çekti. "Day Breaks" son dönem şarkıları zaten. Yanlış alarmmış. Bir, Norah Jones`un caz söylemeyi bırakması, iki, Amy Winehouse`ın caz şarkıcısı olmaması caz için büyük iki kayıp. Hiç değilse birinin gelecekte ihtimali var, Amy`de artık o ihtimal de yok.


Bu çocuk ne yapsa olmuyor

Kısır döngü...

Sene 2010-11... Cazkolik`e daha yeni başlamışken tam o sıra Sachal Vasandani diye genç bir çocuğun albümü çıkmıştı; "Hi-Fly". Albüm epey ses getirdi, cazda erkek sesi zaten az, o sıralar bir Sachal bir de Michael Bublé yeni çıkmış. Hatta albümü Cazkolik`te yazdık. Derken CRR`de konsere geldi. Türkiye tanıdı. Sonra hakkında bilgiler havada uçuştu. Hint asıllı Chiago`lu ailenin borsacı oğlu o işleri bırakıp müzik işlerine heves etmiş. İyi de çıkış yapmış. Ama sonra ortadan kayboldu. En azından biz buralarda adını pek duymadık ta ki 2015`de "Slow Motion Miracles" albümüne kadar. O sıra bir dolu yeni isim çıktı. Mesela Gregory Porter ortalığı sallarken Sachal hâlâ ne yapacağına karar verememiş durumda. Rockvari bir şeyler mi yapıyım, ne yapıyım… Şimdi yeni albümü geldi; "Shadow Train". Müthiş kadro yapmış. "Throw it Away" single`ını dinledim. Bence kafa karışıklığı hâlâ sürüyor.


Coltrane 1967`den sonra hangi müzikleri yapardı?

Ya hayatta olsaydı?

Geçen gün gazede bir haber, Japonya`da 100 yaşını aşan insan sayısı 100 bini aştı. Oysa, tam 51 yıl önce ölen John Coltrane bugün rahatlıkla 92 yaşında sapasağlam hayatta olabilirdi. Ondan daha yaşlı Roy Haynes çatır çatır çalmaya devam ediyor. Hayatın nasıl akacağını bilmiyoruz, belki de varlığımızı en anlamlı kılan şey bu bilinmezlik. Coltrane 150 yaşına kadar yaşayıp bir daha hiçbir şey yapmayabilirdi, belki de neleri kaybettiğimizi hiç bilemeyeceğiz. Diyeceğim sadece şu ki caz müziğin tıpkı Miles veya Bird veya bir diğeri gibi onlardan öncesi ve sonrası diye bir gerçek var. Caz tarihini bu kadar etkilemiş insan sayısı bir avuçtur ve nerdeyse tamamı kısa ömürlüydü. Bu dehaya sahip olmanın bedeli belki de buydu. Ama insan yine de merak etmiyor değil. Coltrane 1967`den sonra hangi müzikleri yapardı?


Bollywood blues...

Hint blues...

Televizyonda Hint dizilerine denk gelmişsinizdir mutlaka. Sadece bakışmaları bile en az birkaç dakika süren, her bakış, her kelime, her göz süzüşü sanki dünyada ilk kez gerçekleşiyormuşcasına oynayanlarıyla izleyenleri hayretlere sürükleyen diziler. Meksika, Brezilya dizileri de öyleydi ama Hintliler bu konuda aştı. Bollywood filmleri zaten külttür. Peki, Bollwood blues dinlediniz mi? Valla ben duymamıştım, geçen bir albüm gördüm. Mississippi`li ünlü armonikacı Charlie Musselwhite`ın rahle-i tedrisinden geçmiş Hintli Aki Kumar hem Musselwhite gibi armonikacı hem şarkıcı. Şimdiye kadar üç albüm çıkarmış. Yeni albümü bu yıl çıkmış, adı "Hindi Man Blues". Ben dinledim epey eğlenceli. Bazen bir atın sırtında bazen Bollywood stüdyolarındaymış gibi ilginç bir albüm. Müziğinde sadece blues yok reggae tınıları da var. Ben üç parça sonra dayanamayıp bıraktım, siz de bir deneyin derim.


Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 24 Eylül 2018, Pazartesi

Kaydet

Kaydet

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.