Filiz Taylan Yüzak, Grammy dahil tüm caz ödüllerinin yıldız ismi Cecile McLorin Salvant`ın Londra Caz Festival konserini Cazkolik için yazdı.

Filiz Taylan Yüzak, Grammy dahil tüm caz ödüllerinin yıldız ismi Cecile McLorin Salvant`ın Londra Caz Festival konserini Cazkolik için yazdı.

Cecile McLorin Salvant, muzipliğin albenisi ve hüznün güzelliği.

Yeni kuşak caz şarkıcılarının belki de en yeteneklisi Cecile McLorin Salvant’ı zaten bir süredir beğeniyle dinliyordum. Yarı Fransız, yarı (Tahiti asıllı) Amerikalı şarkıcının her yıl Kasım ayında düzenlenen Londra Caz Festivali’ne geleceğini öğrenince, aylar öncesinden konserine bilet almıştım. Cecile henüz 26 yaşında olabilir, ama başarıları saymakla bitmiyor: 2010`da Thelonious Monk Uluslararası Caz Yarışması`nda birinci olduktan kısa bir süre sonra, kendi adıyla (“Cecile”) ilk albümünü çıkardı. 2013`te beğenerek dinlediğim “Womanchild” (Çocuk-Kadın) albümünü yayımlayan Cecile’i Down Beat caz dergisi eleştirmenleri Yılın Caz Albümü, Yılın Kadın Şarkıcısı, Caz Sanatçısı ve Kadın Şarkıcı dallarında da Yılın Yükselen Yıldızı seçtiler. Yorumcu geçtiğimiz Eylül ayında piyasaya sürdüğü "For One to Love" (Sevilecek Biri) ile, geçen yıl aday gösterildiği Grammy ödülünü*** bu sefer kaptı! Bileğinin hakkıyla hem de, çünkü bu yeni albümü de en az öncekiler kadar nitelikli ve incelikli... Birçok çevrede Billie Holiday, Sarah Vaughan ve Ella Fitzgerald’ın mirasçısı olarak görülen Cecile’i, İngiliz caz şarkıcısı Peter Jones kusursuz şekilde tanımlamış: “çok geniş bir ses perdesine, muhteşem bir kontrole ve güce, sözleri yorumlama konusunda çok zekice bir yeteneğe ve hem Amerikan hem de Fransız müziği konusunda derin bir bilgiye sahip.” Yetenekleri bununla da bitmiyor: o kadar güzel resim yapıyor ki, bu ödüllü albümün kapağını kendisi tasarlamış! Kapaktaki insan figürü bir yandan göz kırpıyor, bir yandan gülüyor, bir yandan da ağlıyor. Albüm gerçekten de bu birbirine zıt duyguların birleşiminden oluşuyor.

Gelelim konsere...

Öncelikle konser salonuyla ilgili birkaç kelam edeyim: Cadogan Hall, Chelsea`de yani Londra`nın en şık ve nezih mahallelerinden birinde bulunan, tarihi bir konser salonu. Buna rağmen diğer bazı mekanlar gibi elitist davranmıyor. Konserlerinin çoğunda bilet fiyatlarını 10 sterline kadar düşürüyor. Böylece kültürü demokratikleştirip mümkün olduğunca çok kişinin konserlere gidebilmesini sağlıyor. Bu bahsettiğim en ucuz biletler, balkon biletleri tabii ki. Yan balkondan (galeri) yer ayırtınca sanatçıyı yandan görseniz de ona neredeyse elinizle dokunacak kadar yakın olabiliyorsunuz. Konser bileti fiyatlarının uçtuğu Londra’da 10 sterline konser izletmek, takdire şayan bir tutum bence.

Cecile’in genç olduğu, sahnedeki acemiye yakın duruşundan ve adımlarından belliydi: dışarıdan bakılınca elini kolunu nereye koyacağını bilemez, hatta neredeyse deneyimsiz bir hali vardı. Ama sesi ve yorumu bunları gölgede bıraktı. Zaten müzikalite yanında bunlar önemsiz detaylar. Hatta yapmacıklıktan uzak, doğal bir insan olduğunu gösterdiği için sempatik bile :) Sadece şaşırtıcı olduğu için yazma ihtiyacı duydum.

* * *

Konser boyunca üç dilde şarkılar söyleyen Cecile, gerçekten mükemmel bir performans sergiledi. Her şarkıyı kalbinin en ucunda hissettiği nasıl da belliydi! Rolden role girmeyi de çok iyi bildi: bir çocuk oldu, bir kadın, bir cadı oldu, bir mutlu genç kız... Bir muzipti, bir kederli, bir güçlüydü, bir çaresiz... Kısacası insan duygularının hepsini bütün karşıtlığıyla ruhunuza taşıyabilen o ender şarkıcılardan olduğunu bir kez daha kanıtladı. Aynı son albümünün kapağında yansıttığı gibi... Belki daha da önemlisi, her şarkıyı kendi yorumunu katarak ölümsüzleştirme deneyimi yaşıyla ters orantılıydı. The Guardian gazetesinin caz eleştirmeni John Fordham da benimle aynı fikirde: Cecile’in “caz standartları söyleme sanatının aşinalığına beklenmeyen açılardan yaklaşan fikirleri var.” Cecile’e eşlik eden müzisyenlerin hepsi yetenekli ve başarılıydı. Bas gitarda Paul Sikivie, piyanoda Aaron Diehl ve davulda Lawrence Leathers vardı. Ama piyanist sempatikliğiyle, davulcu ise cool tavırlarıyla dikkatimi çekti.

* * *

14 Kasım`da verdiği Londra konserini Cecile, "Personne" ("Hiç kimse") adlı, 1930`ların zarafetini taşıyan bir aşk şarkısıyla açtı. Daha sonra Irving Berlin`in meşhur "Let`s Face the Music and Dance"ini söyledi. Ama Diana Krall`ın rahat ve huzur verici, düz ve daha sıradan yorumundan eser yoktu bu yorumda. Çünkü müzisyenleriyle birlikte, şarkının ikinci yarısını resmen çarpıtarak tanınmaz hale getirdi :) Elektro gitarlarda kullanılan “distortion” gibi bir deneyim yaşattı! Üçüncü şarkı "Porgy and Bess" müzikalinden “It Ain`t Necessarily So” adlı caz standardıydı. Bu Aretha Franklin’in de harika seslendirdiği bir parça. Ama ben pek ısınamadım nedense.

Konserin hareketli bölümü “I Wish I Could Shimmy Like My Sister Kate” adlı muzip şarkıyla açıldı. Şarkı resmen kız kardeşi Kate`in cilveli doğasını kıskanan bir ablanın iç çekişiydi! Sözleri şöyleydi: "Oh, I wish I could I shimmy like my sister Kate; she shakes it like a bowl of jelly on a plate…" (Keşke dans ederken kız kardeşim Kate gibi omuzlarımı titretebilseydim, o öyle bir kıvırıyor ki, adeta tabaktaki jöle gibi!)

Cecile’in müzik şöleni üç Cole Porter bestesiyle devam etti:

Frank Sinatra`nın yorumuyla sevdiğim "I Get a Kick", "So in Love" (Öyle Aşığım ki) ve "Most Gentlemen Don`t Like Love" (Centilmenlerin Çoğu Aşktan Hazzetmez). Bu son şarkı pek bilinmiyor, ama sözleri son derece komik. 1938 yılında yazılmasına rağmen hala güncelliğini koruyor, o yüzden kadın izleyiciler olarak epey güldürdü bizleri! :) Şöyle ki:

“Most gentlemen don`t like love, they just like to kick it around. Most gentlemen can`t take love, `cause most gentlemen can`t be profound...” (Centilmenlerin çoğu aşktan hazzetmez, tek hazzettikleri etrafta oyalanmaktır, o da bir türlü bitmez, onlar aşk filan istemez, çünkü derin duyguları hissedemez”)

* * *

Cecile, daha sonra 1960`lardan "Wives and Lovers" (Eşler ve Sevgililer) ile seslendi bizlere: “Hey, little girl, comb your hair, fix your make-up. Soon he will open the door, don`t think because there`s a ring on your finger, you needn`t try any more. For wives should always be lovers too, run to his arms the moment that he comes home to you…” (Hey, sen, küçük kadın, birazdan kocan eve varacaktır. Hadi tara saçlarını, tazele makyajını… Parmağında artık alyans var diye, -bu ilişkiye- artık çaba sarf etmeyeyim diye düşünme! Çünkü sevgililer eşe dönüştü diye, eşler niye sevgili olarak kalmasın? O sana kavuşmak için eve geldiği anda, koş onun kollarına!)

* * *

Daha önce hiç duymadığım pek çok şarkıyı bana tanıtarak Cecile “pek bilinmeyen ve çok az kaydı bulunan caz ve blues bestelerini yorumlamayı sevdiğini” kanıtladı. Birçok kişi gibi ben de bunları eşsiz şekilde yorumladığını düşünüyorum.

* * *

Konser, Cecile’in sadece piyano eşliği ile icra ettiği, "You`ve Got to Give Me Some" ile devam etti. Bu şarkının sözleri bizi daha çok güldürdü. (Sözler için şu linke bakabilirsiniz)

Daha sonra Cecile, 1966 tarihinde Barbara adlı Fransız şarkıcının meşhur ettiği "Le Mal de Vivre" (Hayat Çaresizliği) şarkısını yorumladı. Söylemeliyim ki Cecile’in performansı, orijinalinden çok daha iyiydi! Stacey Kent de yorumlamış bu şarkıyı ama ben kendisini pek beğenmem: bahar rüzgarı gibi bir şarkıcı. Hoş bir ses rengi olsa da iz bırakmıyor, uçucu. Halbuki Cecile vurucuydu. Stacey gibi cümlelerine acele karıştırmadı. Her notanın hakkını verdi. Patlak veren bir duygu seli yarattı. Beste nispeten basit ama ahenkli ve etkileyiciydi... Gerçi sözlerin güzelliği besteyi de aştı: “Dünyanın neresinde ve nereli olursak olalım, hepimiz aynı duayı ediyoruz, hepimiz aynı yolda yürüyoruz… Hepimiz yalnızız, hiç sonu gelmeyen bir gecenin sessizliğinde. Sonra geri dönmeyenleri düşünmeye başlıyoruz birdenbire...” Bu sözler herkesin aslında kalabalıklarda bir başına olduğunu, aynı yollardan geçtiğini, aynı acıları çektiğini anlatan bir teselli niteliğindeydi. Hele de Cecile’in ağzından dökülünce, bu sözler ayrı bir anlam ifade etti aslında. Cecile bize hüznün de muziplik kadar albenili olduğunu hatırlattı zira. Ama nasıl her yağmurdan sonra güneş açıyorsa, her gecenin bir sabahı varsa, tüm karanlıklar bir gün aydınlığa çıkıyorsa, şarkıda da çaresizliğin sonunda umut beliriyordu. Ve Cecile yorulmadan, dur durak bilmeden şakıyor, hayatın anlamını kulaklarımıza ve ruhumuza taşıyordu.

*** “Caz Vokal Albümü” dalında.

Filiz Taylan Yüzak

Kişisel blog: www.ingilizfiliz.com
İletişim: filiz@ingilizfiliz.com

Cazkolik.com / 26 Şubat 2016, Cuma

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.



X