Klaus Doldinger`in yetmişli yıllara damgasını vuran grubu PASSPORT!

Klaus Doldinger`in yetmişli yıllara damgasını vuran grubu PASSPORT!

(Bu yazıya ait okunma rakamları 14 Şubat 2011 tarihinden sonrasına aittir.)


ACHTUNG! PASSPORT!

Klaus Doldinger’in muhteşem grubu Passport’u ilk kez Zihni’den (Akmar Pasajı - Kadıköy) 90’lık bir kasedin her bir yüzüne çektirdiğim 1973 tarihli "Looking Thru" ve 1974 tarihli "Doldinger Jubilee Concert" olmuştu. Özellikle 74’deki konseri uzun bir süre devamlı dinlemiştim. Ama ne zaman aklıma bu albüm gelse hangi jubile albümü diye uzun uzun hatırlamaya çalışırım. Less Mc Cann ile beraber çaldıkları "Compared to What" ile mi açılan albüm? (albümdeki diğer dev isimler Buddy Guy, Philip Catherine, Johnny Griffin, Pete York) yoksa Brain Auger ile beraber çaldıkları "Freedom Jazz Dance"in olduğu mu? (Auger grubu Oblivion Express ile de harika yorumlar ünlü Eddie Harris bestesini). Albüm kapakları da birbirine çok benzer. Doldinger’in palyaço gibi resmedildiği her iki albümde gayet iyidir ama benim favorim Brian Auger’li, Johnny Griffin’li Pete York’lu Volker Kriegel’li hatta ve hatta Alexis Korner’li 1974 albümüdür. Seneler sonra Alman WDR televizyonunun bir kaydında bütün bu kadroyu birarada seyredebildim. Pete York ile Curt Cress’in davul düetini seyretmek gerçekten çok büyük keyif.

1936 doğumlu Klaus Doldinger ilk albümün¸ Berlin’deki bir Dixieband olan "Feetwarmers" ile 1955 yılında yayınladığında Berlin’deki caz lokallerinde tanınan gencecik bir saksofoncuydu. 1970’e kadar Paul Nero takma adı ile, "Klaus Doldinger Quartet" gibi oluşumlarla gerek caz gerekse, dans müziği yaptı. 1970’te "Motherhood" isimli grubu ile birlikte o yıllardaki jazz rock eğilimlerine ve Almanya’da alevlenen özgün ve sınırları genişletici, çoğunlukla yanlış bir genellemeyle kraut-rock diye tanımlanan özgür müzik formuna eklemlenerek, rock ateşi ve caz emprovizasyonları ile  o dönemde hemen herkesin el attığı synthesizer’ları grup formasyonuna yoğun bir biçimde katarak başladı. Sonraları konserlerde ve albüm kayıtlarında saksofonunun yanında neredeyse bir klavyeci gibi de yer almaya başladı. "Motherhood" zaten o zamanlarda kurulan Münihli jazz-rock grubu "Embryo" basçısı Lotmar Meid(sonradan Amon Düll II’de de yeraldı) ve o zamanların hırslı genç davulcusu, City Preachers üyesi, şimdilerde ismi Almanya’da rock adına neredeyse bir kurum haline gelen Udo Lindenberg ile Passport’un öncüsü bir geçiş grubuydu. 

Paspport’un ilk albümündeki kadro sonralarda klasik kadrosu kabul edilen Doldinger, Cress, Schultze, Schmid değildi. Bas gitarda Lotmar  Meid, klavyelerde Almanya’da yaşayan bir Amerikalı olan Jimmy Jackson (O da basçı Lotmar gibi Amon Düll II, Embryo ve Can gibi deneysel eğilimli gruplarla angaje bir müzisyendi) davulda Udo Lindenberg ikinci saks ve flütte Olaf Kubler.

Bir sene sonra 1972’de "Second Passport" albümünde klavyeci olarak sonraları İngiliz jazz-rock efsanesi "Klaus Doldinger" "If" ve yine bir ingiliz folk-rock grup olan "Strawbs" ile de çalışan stüdyo müzisyeni John Mealing ile çalıştı. Davulda Canterburry camiasından Bryan Spring (Nucleus ve Keith Tippett) ve sonradan Passport ile adını duyuran Wolfgang Schmidt ile kaydedilen bu albüm de bana yavan gelir ilerideki harika 4-5 albüm yanında. Bazılarına daha bir Kraut-rock tadı verecek olan ve bu sayede daha bir sevebilecekleri daha bir tötonik :) bir tavır var bu albümde özellikle. Şimdi bu satırları yazarken klasik kadronun çaldığı ve Kristian Schulze’un harika Fender Rhodes solosunun olduğu, Doldinger’in de saksofonunun yanında Moog klavyesiyle oynadığı "Mandragora"yı 1973 Beat Club (ne programmış ama!) kaydından dinliyorum. Gerçekten Passport’un ilk 6-7 albümünü, özellikle ilk 5 albümünü iyi bir müzikseverin edinmesinin bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum.

1973’teki 3. albümleri "Hand Made" işte bu bahsettiğim klasik Passport kadrosuna bir adım daha yaklaşan bir albüm oluyor. Burada davula bütün zamanlardaki favori davulcum olan Curt Cress geçiyor. Klavyede yine bir ingiliz yine bir Canterburry sakini olan Frank Roberts (Hugh Hopper, Robert Wyatt, Isotope) var. Açılış parçası "Abracadabra" ismi gibi büyü işi bir performans gerektiren grubun katkısının tartışılmaz olduğu bir Doldinger bestesi. Değişen bir çok elemana rağmen her kadro ile halen en çok istenilen Passport repertuvarının vazgeçilmez bir parçası. Bas gitar parçanın itici gücü.

Klaus Doldinger bu albümle birlikte yeni bir oyuncak daha ediniyor bir Mellotron!! (Herkes King Crimson’dan Epitaph’ı dinlemiştir, nasıl bir yaylı etkisi veren bir ton olduğunu anladınız işte...) O zamanlarda yaylı sesleri için çok önemli ve tek kolay çözüm olan teyp tabanlı klavyeli bir ses sentezleyici (synth demek istemedim bu sefer) olan Mellotron Hammond org ile beraber roadie’lerin kabusu olan koca cüsseli, bir o kadar da narin bir ses mobilyası. Yellow Dream’de bu alet ile beraber Wolfgang Schmidt’in distorsiyonlu gitarını iyi bir aranje ile birleştirip progressive rock sayılacak bir bileşim yakalamış. 

1974’teki "Looking Thru" ile beraber en iyi kadrosuna ulaşan grupta artık klavyede Kristian Schultze var, müzisyen enstrumanı ile grubun havasını değiştirip progressive rock öğeleri ve "spacey" sololar ile çok şey katıyor. (Kristian Schultze ünlü 2. dünya savaşı sembolü Lili Marlen şarkısının bestecisi Norbert Schultze’un oğlu). Açılış parçası "Eternal Spirit" bir sonraki albümdeki favori parçam "Homunculus" ile beraber bu döneme ait bilim kurgu filmlerini andıran synth efektleri  sayesinde Passport’un altın dönemini özetleyebilecek parçalardan biri.

1975’teki "Cross-Collateral" benim favori Passport albümüm!! Biraz daha rock ağır basıyor belkide o yüzden. Benim için grubun zirve noktası. Bu yüzden günün albümü için bu albümü düşündüm. Albümün kahramanları olarak kimi zaman Kristian Schultze’un distorsiyonlu Fender Rhodes’u kimi zamanda Curt Cress’in adrenalin pompası davulları ön plana çıkıyor. Wolfgang Schmidt’in Curt Cress’le uyumu ise bir zamanların Högh ile Uche ikilisi gibi. Bas & davul müzisyenleri de bir bakıma bir jazz ensemble’ın defans oyuncuları değil midir solo enstrumanların yanında. (Högh kim? Uche kim? diye sormayacaksınız değil mi?)

"Infinity Machine" ve "Ataraxia" ile tutturdukları bu güzel formülü (Curt Cress’in agresif davulları, Kristian Schultze’un distorsiyonlu ve bol efektli klavye soloları) sürdüren grup daha sonra bu dönemi kapatıp önce Brezilya içi caz denedikleri Iguaçu (Brezilya’da ünlü bir şelalenin ismi) sonrasında da giderek bir çok ticari müzik türünü deneyerek caz tarihindeki yerini aldı. Sonraki albümler Klaus Doldinger’in zanaat albümleri malesef.

Passport neredeyse tüm 70’ler boyunca hemen her sene bir albüm çıkarmasına rağmen belirli bir kalitenin altına düşmemiş özellikle en iyi dönemleri olan 73- 77 arasında Jazz rock ansiklopedilerine, makalelerine geçebilecek işler çıkarmış bir grup. Bunun uyumlu bir takım çalışması ve ortak bir ruhla kazanılmış bir başarı olduğu aşikar. Zira daha sonralarda grubun adı Klaus Doldinger’in Passport’u olduğu ve bazı albümlerde neredeyse yemek müziği denebilecek işler çıkması da hiç şaşırtıcı değil, Santana’nın da herkes tarafından takdir edilen dönemi Woodstock’taki kadronun yaptığı ilk 3 albüm değil midir? (Bendeniz gibi mahlâsı Borboletta olan bir Carlos fanatiği bile bunu dedikten sonra!!) Bu hem yeni müzisyenlerin grupta eşlikçi konumuna düşmesi, hem de 60’ların sonu 70’lerin başındaki o yaratıcı enerjinin ve dalganın gücünü yitirmesi ile de izah edilebilir.

Passport’un 1980’ler ile beraber tarzı Jazz-rock’tan Latin Funk’a hatta Rhythm & Blues’a dönmesi müziği tanımlarken Weather Report veya Nucleus yerine Spyro Gyra, Tom Scott benzetmeleri yapmamızı gerektirmekte. Bu da benim grubun bu dönemini görmezden gelmeme yeterde artar bile.

Klaus Doldinger 80’lerle birlikte grup kimliğinden hızla uzaklaşan grupta bir çok müzisyen ile çalıştı ama ne yazık ki bir daha o eski parlak günlerine yaklaşamadı. Ama açık havada canlı izlemek istemez miyiz acaba? İsteyen benim gibi parmak kaldırsın.

Jazzlı, rocklı... davullu, baslı günler geceler.

Cenk Akyol

http://www.terraborboletta.blogspot.com/
http://www.facebook.com/group.php?gid=39047366924&ref=ts

Cazkolik.com / 06 Eylül 2009


 

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cenk Akyol

  • Instagram
  • Email

YORUMLAR

  • Ergin Tunuslu
    2009-09-18 13:52:16

    Cenk bey passpart zamaninda ufaktim ama sayenizde simdi haberimiz oluyor. her hafta okuyorum yaziarinizi. selamlar

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.