Müzikal soykırım?

Müzikal soykırım?

Ödül kazanması tesadüf değil

Küllerinden doğan orkestra

Nerdeyse caz tarihi kadar eskidir Count Basie orkestrası. Cazın altın yılları kabul edilen dönemlerin canlı tanığı. Kurucusu ki caz tarihinin de kurucu babalarından Count Basie 1984 yılında 79 yaşında öldüğünde muhtemelen kimse orkestranın bir daha eskisi gibi olmayacağını sanıyordu. Bir yerde doğruydu bu, elbette Basie ile olduğu gibi olmaz ama orkestra son direktörü trompetçi Scotty Barnhart ile yeni bir atılıma geçti, hatta, geçen sene yayınlanan All About That Basie ile Grammy ödülünü kucakladı. Kimse ödül hatıra binaen verildi sanmasın, gerçekten güzel bir albüm. Kesin tavsiye! Orkestranın konuklarıyla uyumu, konukların birbirini tamamlaması mükemmel sonuç vermiş. Yıl boyu dinlemekten zevk aldığım, orijinal big band formatını yeniden hayal ettiren bir albüm olmuş. Açılışa Take 6 grubunu koymaları doğru tercih. Stevie Wonder’ı bu orkestranın önünde ve sadece mızıkasıyla dinlemek ayrı bir zevk, nasıl bir mızıka ustasıymış ona da şahit oluyoruz. Albüm yılın galiplerinden. Barnhart yola çıkarken orijinal soundu koruyalım ama yeni bir şeyler de yapalım demiş, Leonard Cohen, Adele besteleri bu tercihin sonucu ve yeni evet, yeni şeyler var ama hepsi Basie tarzında.


Selim Sivad

Selim Sivad bu mu?

Bunlar hep Miles Davis’in egzantrik işleri. Dünyanın kalanını bilmem ama hangi Türk bu ismi Miles Davis’in albümünde görse kim bu Selim Sivad der. Selim Sivad Miles Davis’in adı soyadının tersten okunuşu. Ama enteresan olan okunduğunda ortaya Türkçe bir isim çıkması, bize kim bu Selim Sivad dedirten bu zaten. Ya Miles’ın adı mesela John Hurt olsaymış, muhtemelen Miles’ın da kullanması için bir neden olmayacak, caz tarihine geçmeyecekti. Miles’ın 1971 tarihli “Live-Evil” albümünde ilk kez kullandığı isim sonraki yıllarda caz müzisyenlerinin albümlerinde gönderme yaparak kullanmalarına vesile oldu. Bu albümlerin en ünlüsü 1998 yılında çıkan World Saxophone Quartet’in albümü. Dünya çapında bilinen bu örneğin daha eskisi altocu Donald Harrison ile trompetçi Terrence Blanchard’ın seksenlerde kaydettikleri çalışmalardan 1988 tarihli “Crystal Stair”in açılış parçası “Selim Sivad”dı. Buradan da şu konuya bir gönderme yapalım; doksanlı, seksenli yılların cazını ne kadar tanıyoruz? Diyelim soruyu cevapsız bırakıp noktalayalım.


World Cafe sefaleti

World Cafe deyince müzikal olarak akla şöyle görseller gelmesi kaçınılmaz

Seksenlerde world music kavramı ortaya çıktığında popüler müzik adına yeni ve orijinal bir dalgaydı, etkileyiciydi, keşfedilmemiş bir dünyanın kapıları ardına kadar açılmıştı adeta ve tabii ki müzik endüstrisinin bu alanı keşfetmesi gecikmedi. İyi olan herşeyi bayağılaştırmakta üstümüze olmadığı için bugün artık rahatlıkla, World Cafe sefaletinden bahsedebiliriz. Dijital platformların world sayfalarında dolaşırsanız karşınıza çıkacak olan çoğu Afrika merkezli yerel müziklerin iyi örnekleri değil elektronik müzik ve kötü hip hop’la bozulmuş, kirletilmiş, rezalet şeyler dinleyeceksiniz. Daha kötüsü, bu müziklerin bizzat o coğrafyaların müzisyenlerince yapılması (ya da onların Avrupa’daki kötü kopyaları mı demeli). O ritmler, o sesin dijital marifetli bozulma merakı nedir öyle allah aşkına? Ağlak erkek sesi, Drake, Kanye West hayranlığı nasıl da iğrenç! Ve emin olun bozulmanın erken işaretleri doksanlarda Sting’in Cheb Mami’li “Desert Rose” dönemi müzikleriyle başladı.


Göçmen caz band!

Müzik bir işe yaramalı...

Suriyeli göçmenlerle ilgili yılbaşı gecesi Taksim meydanında olan bitene dair çok şey söylendi, yazıldı, çizildi. Kızgınlığın sebepleri olabilir ama ortalığa hakim olan nefret dilini anladığımı söyleyemem, katılmam da. Geçenlerde bir yazarın dediği gibi, bir-iki kuşak geriye gidersek hangimizin dedesi, büyükannesi göçmen değil ki? Baba tarafımın bir yanı Acem bir yanı Türk. Anneannem de Selanik göçmeniydi. Dedem orada ölmüş, bir yaşlı teyze üç kızkardeşle çoluk çocuk yollarda nasıl sefalet çektiklerini anlatırken her defasında gözlerine yaş dolar, kendini tutamazdı. Serez’de kaybettikleri topraklara ve bir çiftliğe karşılık burada alabildikleri harabe halinde bir ev ve biraz toprak olmuş. Böyle bir ailenin torunu olarak benzerini yaşayan insanlara karşı hissedilen bu nefreti nasıl anlayabilirim. Keşke tam bu dönemler aradaki teması artırmak için sorumluluk alan birileri Türkiye’de yaşayan Suriyeli, İranlı, Iraklı, Afgan ve Afrikalılardan birer müzik grubu çıkarsa, mini bir festival yapsa, basın buna sayfalarında yer verse, keşke!


Top 100 Türkiye?

Tek 1 adet sürpriz olsaydı bari!

iTunes Türkiye’nin en çok dinlenen top 100 listesini açıklamış. Cazseverler için merak edilecek hiçbir şey yok, onu söyliyim. Caz kelimesi sadece 1 yerde geçiyor, o da, Çağla’nın “Saz mı, Caz mı” isimli şarkısında ki konunun bizim bildiğimiz cazla ilgisi yok. Peki, listede kimler var? İlk başta Gülşen, Bilal Sonses, Bora Duran ve Burry Soprano (bu yurtdışından). Pop, rap ve yurtdışından benzer tarzlarda benzer birkaç kişi dışında çeşitlilik sıfır. İçlerinden kimi ayırabilirim diye şöyle baktım, Mor ve Ötesi, Ceylan Ertem ve Yüzyüzeyken Konuşuruz’u buldum. Başka da bulamadım. Şahsen, hiç değilse çeşitlilik olsaydı diye düşündüm. Bir de Queen var, Bohemian Rhapsody ki o da belgeselin gördüğü ilgiden olmalı. Neşet Ertaş’ın emsalsiz güzellikteki “Gönül Dağı”nı görünce merak ettim, bu güzelim şarkıya nasıl hakaret edilir açıkça gördüm, çıpıçıs çıpıçıs bir ritme kurban edilmiş güzelim şarkı. Çok yazık. Demek kalpten kalbe bir yol yokmuş ya da o yol çook eskide kalmış, patika olmuş, otoyola kurban gitmiş. Kiprikleri anlamayan nesle âşinâ değiliz.


Müzikal soykırım?

Porter`ın müzikal soykırım dediği

Geçenlerde bu köşede, artık sıkılmaya başladım dediğim Gregory Porter beni utandırdı. Çıktığı günden beri “Musical Genocide” şarkısını bilirim ama nedense tahrik edici ismine rağmen neyi kastettiğini düşünmemiştim, ta ki The Root’ta yayınlanan yazıyı okuyana kadar. Şarkınıza “Müzikal Soykırım” adını vereceksiniz ve merak edilmeyecek, olacak iş değil!!! Yazar Mark Anthony Neal kaç kuşağın caz ve soul müzikler üzerinden kimliğini bulduğunu, sayısız iyi sanatçı yetiştiğini söylerken genç siyah sanatçıların The Voice, American Idol, BET’s Sunday Best gibi şovlarda sakız gibi çiğnenip atılmasına dikkat çekiyor, daha önemlisi, Porter şarkıda ‘katılmıyorum’ derken kastettiği, kestirme yoldan kendi pazarını değil kendi topraklarını bulmak için müzik yapmak fikri idi. Ana akım medya içinde yeteceğini öne çıkaracak çıkış yolu bulamayıp ondan istenilen role kendini kaptıranlar aslında bu soykırım içinde mahvolup gidiyor. Yanlış mı?


2018`in 5 yıldızlı albümleri

5X5 yıldız

Altı yıldır geleneksel hale getirdiğimiz Cazkolik Best of 2018 bu yıl da oldukça çarpıcı listelerle dolu ve her yıl gördüğü ilgi artarak sürüyor ama öte yandan başka listeler de yapılıyor. Özellikle öne çıkanlar Down Beat gibi köklü dergilerin listeleri. Dergi, ocak sayısında yılın 5 yıldız alan albümlerini hatırlatmış. 5 yıldız sembolü önemli çünkü az sayıda albüme layık görüyorlar bu övgüyü. 5 yıldızı kolay ulaşılmasın diye bir de araya 4,5 yıldız bariyerini koymuşlar ki iyice ulaşılmaz olsun ama buna rağmen ulaşanlar, o buçuğu da bir kenara atanlar var, kimler? Ambrose Akinmusire’in “Origami Harvest”, Kenny Barron Quintet’in “Concentric Circles”, Stacey Kent’in “I Know I Dream: The Orchestral Session” (bu albüm açıkçası benim için sürpriz oldu), Wojtek Mazolewski’nin “Polka” (ilk kez duyuyorum) ve Steve Tibbets’in “Life Of” (habire denk gelip hiç dinleyemediğim albüm). Yalnız, anlamadığım şu, Mazolewski’nin albümü 2014 görünüyor. Kent’in ki de 2017.


Hayat hızla değişirken

Rodin`in bu ünlü heykelinin hangisi gerçek?

Arada bu köşede insan hayatını kolaylaştıran teknoloji merkezli ufak tefek yeniliklere değinirdim, son sıra pek aklıma gelmedi ama biraz arayı kapatıyım. Drone’ların hayatımıza etkisi artıyormuş. Bunu zaten biliyoruz, son haber, bir Fransız şirketi mesela ev inşaat tekniklerinde drone’ları sıvı püstürtmek için kullanmaya başlamış. Üç boyutlu bir yazıcı ise kesim olmadan hayvan hücrelerinden et üretebiliyormuş (bunun nasıl olduğunu inanın anlamış değilim). McDonalds akıllı magnetle hamburger sipariş etme dönemini başlatmış (trans yağlara daha hızlı kavuşabileceğiz). Tchibo bluetooth kulaklıklı bere üretmiş. 3D baskı teknolojisi sanat eserlerinin çoğaltılmasında kullanılmaya başlanmış (yeni nesil sahketarlık haberlerine hazır olun, halbuki bu işler eskiden maharet gerektirirdi). MIT mühendisleri yapay zekayla tamamen karanlıktayken ortamdaki nesneleri görebilmenin yolunu bulmuş, noisy photos diye aratırsanız nasıl olduğunu öğrenebilirsiniz. Şimdilik dikkatimi çekenler bunlar. Bakalım daha neler göreceğiz.


Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 04 Ocak 2019, Pazartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.