Şu sololara bir kulak verin

Şu sololara bir kulak verin

Ekonomi yeni sezonu nasıl etkileyecek?

Yeni sezon nasıl olacak?

Önümüz sonbahar. Yeni sezon yavaş yavaş başlayacak, peki bizi nasıl bir sezon bekliyor? Aslında kimi mekânlar sonbahara yönelik ilk işaretleri verdi. Zorlu PSM`nin bu sezon yine şehrin en yoğun yeri olacağını söyleyebilirim. Akbank Caz Festivali yaz ortasından itibaren izleyeceğimiz isimleri duyurmaya başladı. İlk duyurular dolar krizinden önceydi, ne yalan, kontrolsüz artan dolar festivali etkiler mi diye düşündüm ama konuşmak için sanırım erken. Dip dalganın bir anda geleceğini sanmam ama zamlar başladığına göre yurtdışından gelecek isimler konusunda neler yaşanacağını merak ediyorum. Sponsorluklar konusu önemli. Onlarsız adım atmak mümkün değil, acaba neler olacak? Caz ortamının önde gelen markası Garanti Caz Yeşili bilhassa mekan konserlerine epey destek veren bir markadır, umarım bu sene de sürdürürler. Tabii bir önemli konu da Babylon. Kapanacak dendi hayır devam ediyoruz dendi. Değişim dendi. Ahmet Uluğ ayrıldıktan sonra yeni sezon acaba nasıl olacak? En son bir ay önce Bodrum Müzik Festivali basın toplantısında Doğuş CEO`su yola devam mesajı vermişti. Hakikaten öyle mi? Yeni sezonun emektarları az sayıda ama ayakta kalmaya çalışan klüplerimiz olacak. Onların kıymetini iyi bilmeliyiz. Fotoğrafa bakınca öyle görünüyor ki soru işareti bol bir sezona başlıyoruz.


1 trilyon dolar!

Macintosh Classic II bir Mac efsanesi

Apple ile en baştan itibaren gönül ilişkimiz vardı. Türkiye`de Mac bilgisayarlarını kullanan ilk nesildenim. Seksenlerin sonunda reklam ajanslarında resmen efsaneydi. Rapido kullanmadan düz çizgi çizmenin inanılmaz bir gelişme olduğu yıllardan sözediyorum. Önceleri sadece basit çizimler girdi hayatımıza, yazılar, fontlar sonra, resim işleme daha sonra... Tarih öncesi anılar gibi. İnternet falan hiçbir şey yok. Tüm o dönem masaüstü yayıncılık devriminin baş aktörüydü Macintoshlar. İnanılmaz makinelerdi. Hâlâ da öyleler. Onun yapabildiklerini onun gibi başka hiçbir marka yapamadı. Tabii o zaman tüm bilgisayar pazarının sadece onda birlik dilimini işgal ediyor, Microsoft, IBM gibi dev markalarla yarışı epey geriden götürüyordu ama geçen ay dünyanın 1 trilyon dolar hacmi aşan ilk markası olduğu duyuruldu. Aklın alabileceği bir rakam değil. Uzun yıllar boyunca bu markaya harcadığımız paraların da okyanusta damla misali karşılığı vardır mutlaka ama artık epeydir kalpten bağlı olduğum bir marka değil fakat hâlâ vazgeçemediğim tek bilgisayar da Apple`dır.


Cazda ustalık ne demek?

Ustaların sohbeti başka oluyor

Sanatla zanaatın içiçe geçtiği çoğu meslekte ustalık en önemli mertebe. Üç gündür tenor saksofon ustası Houston Person ile kontrbas ustası Ron Carter`ın yeni albümü "Remember Love"ı dinliyorum. Dinlemelere doyamadım. Görünüşte basit bir albüm formülü. İki usta sanatçı cazın en sevilen standartlarından seçtiği on parçayı çalıyor ama işin sihri zaten orada başlıyor. Her iki ustayı dinlerken her şarkının her bir cümlesini belki bin kez dinlemişken yeni bir icrada belki yeni şeyler değil ama tekniğin ustalıkla yoğruluşuna, basitliğin zarafetine, cümlenin en basit halinin en güzeli oluşuna, anlamlandırmanın nota nota oya gibi işlenmesine, yaşlarının toplamı 165 olan iki büyük ustanın bestenin her anını nasıl emsalsiz demlediğine saniye saniye, nota nota tanık oluyor ve tek bir parçada bile sıkılmadan baştan yine dinliyorsunuz.


Caz animasyon

Caz ve animasyon pek işlememiş ikili

Youtube da caz animasyonlarına denk gelince fazlası var mı diye merak ettim. Diğer popüler müzik türlerine göre cazın animasyonla arası epey geride kalır, ekonomik bir alan sayılmaz, o yüzden olmalı, ama hiç yok da değil. Özellikle eskiden. MTV dönemi animasyon zirve yapmıştı ama caz yine pek yoktu. Benim rastladığım nisbeten yeni bir örnekti. Özel olarak caz tarihinin en sevilen şarkılarından St. James Infirmary için yapılmış bir animasyon, linkini veriyim şarkı süresi kadar animasyon yapmışlar, az süre değil. Bir sonra izlediğim 81 yıllık bir `cartoon`. O yıllarda Walt Disney`nin yaptığı çizgi filmlerin çoğu bugün yapılsa ırkçılık suçlamasıyla yer yerinden oynardı. Bugünün gözüyle kabul edilebilir şeyler değil. Derken, bir de cazla ilgili bir çizgi reklama denk geldim. Onun da linkini veriyim. Nefesli enstrümanlarda kullanılan kamış markası reklamı. Şöyle; gece caz klübündeyiz, saksofonist tam çalmaya başlayacak, bir bakıyor meğer kamışı kırık. Hiç güzel bir reklam değil bence ama demek öyle tercih etmişler :) Meraklısı baksın derim.


Caz ve gazinolar

Caz ve gazinolar

Yandaki görsel küçük ama umarım anlaşılıyordur. Resmin sol yarısında vakti zamanın gazino ilanları, sağ yarısında yine gazino ilanları ama Amerika`dan. Biri Türkiye, diğeri dünyanın öbür ucu Amerika. Dönemler yakın olsa da kültürler uzak. Hele o yıllarda çok daha uzak, ama bakın, yanyana getirince nasıl da benziyorlar. Toplumların kültürel gelişimine meraklı olanlar için ipuçları dolu bir görsel. Soldaki ilanlarda sayısız orkestra var, sağda da öyle. Ayrı dünyalar ve ayrı müzik beğenileri olsa da eğlence anlayışına dair görüntüdeki benzerlik şaşırtıcı. Müzik tarihçilerimiz böyle bir korelasyon kurdular mı bilmiyorum ama kurulması lazım. Sadece müziğe bakarak farklılıkların ulaşılmaz olduğunu sanmayalım. Caz buradan doğdu, büyüdü. Ardından diğer türler takip etti. Devasa bir müzik sektörüne dönüştü. Aynı ülkeler değiliz kuşkusuz ama daha iyi mukayeselere ihtiyacımız var.


Kronos Quartet davet ediyor

Bu albüm 23. günün albümüydü

Bu olağanüstü dörtlü müzik dünyasının en saygın topluluklarından. Zeki, yaratıcı, idealist yanlarını kesinlikle kaybetmeyen, kendi kulvarını tırnaklarıyla kazarak oluşturan bir topluluk. Yetmişlerin başında yola çıkmalarından bugüne kırk yılın üstünde zaman geçti. Elli yıla gidiyorlar. Bu saygın dörtlü 14 temmuz günü #KronosChallenge adını verdikleri bir sosyal medya daveti başlattı. Facebook, Twitter ve Instagram üzerinden kendilerini takip eden/etmeyen herkesi ilk albümlerinden itibaren müziklerini dinlemeye davet ettiler ve bunu hergün sosyal medya hesapları üzerinden albüm albüm duyurdular. Zamanla bu davet genişledi, dinleyicileri sahiplendi ve ortaya oldukça davetkâr, samimi bir iletişim çıktı. Ben, başladıktan kısa süre sonra farkettim ve takip etmeye başladım. Hergün bir albümlerini dinledim dersem yalan olur ama epey dinledim. 50 albüm 50 gün olayında dün (pazar) 44. gündü, yani sona yaklaştılar. @kronosquartet hesabından gözatarak olan biteni dilerseniz siz de öğrenebilirsiniz.


Aşk notları/notaları

Ray Anderson`ın albümü

"Hard bop efsanesi Nathan Davis vesayetinde aldığım, merkezinde trombonun kutsalı kabul edilen J.J. Johnson tarzının olduğu eğitimimden dolayı kafam karışıktı. Bir şeyleri kaçırdığımı hissediyordum ama ne? Birgün arabamla giderken "Jazz After Hours" programını dinliyordum. Radyoda çalan şey beni adeta büyülemişti. Hemen kenara çektim. Radyodaki trombon adeta büyüyor, müzisyen vibratolara başvurmaktan çekinmiyordu. Bu çalış şekli neyi kaçırdığımı anlamamı sağladı. O adam Ray Anderson`dı." Bunları söyleyen tromboncu Joe Fiedler`ın röportajını okuyunca aklıma Anderson`ın 2011 tarihli "Love Notes" albümü geldi. Sadece trombon-gitar duo albümü. Gitarda Steve Salerno. Cesaret isteyen bir albüm. Trombon ve gitar olarak örneği başka var mı, nasıldır emin değilim. Trombon sevip sevmediğinizi bilmiyorum ama ben çok severim. Hele böylesi albümlerin sayısı öyle az, içlerinden bayrak gibi çekip çıkaracaklarınızın sayısı daha da az ki şaşarsınız. Yukarda Houston Person ile Ron Carter`dan sözetmiştim. Yanına bunu da katın. Bu daha başka!


Şu sololara kulak verin

Louis Armstrong`dan unutulmaz sololar

Hepimizin elinin altında digital platformlar olduğuna göre u yazdığım soloları bir liste yapıp dinleyin lütfen; Cannonball Adderley "Milestones" (aynı adlı albüm), Louis Armstrong "Potato Head Blues" ve "West End Blues" (Louis Armstrong & His Hot Seven), Paul Bley "All the Things You Are" (Sony Meets Hawk), Charlie Christian "Swing to Bop" (Various Compilation 1941), Ornette Coleman "Chronology" (The Shape of Jazz to Come), John Coltrane "Chasing the Trane" (Live at the V. Vanguard), "Crescent" (aynı adlı albüm), "Giant Steps" (aynı adlı albüm), "My Favorite Things" (aynı adlı albüm), "Resolution" (A Love Supreme), "Transition" (aynı adlı albüm), Chick Corea "Matrix" (Now He Sings), Israel Cosby "But Not for Me" (Live at the Pershing), Bill Evans "Come Rain or Come Shine" (Portait in Jazz), Ella Fitzgerald "How High the Moon" Mack the Knife), Paul Gonsalves "Diminuendo and Crescendo in Blue" (Ellington at Newport), Dexter Gordon "Chese Cake" (Go) (Bu liste ve daha fazlası Jazz Times dergisinin geçen sayısında yayınlandı).


Robotlar hayatımıza girdi bile

Akıllı hayat, aklımızı alan hayat

Siri`yi kullanmayı bir türlü başaramamışken Google`ın daha gelişkin bir tasarım olan sesli asistanı devreye sokmaya başladığını duyuyoruz. Üzerinde tartışmalar olsa da gelecek mutlaka gelecek. Kaçarımız yok! Yıllar önce bir animasyon filmi izlemiştim. İnsanların tümüyle koltuklara gömülü şekilde ekrana bağlı sanal bir dünyada yaşadığını anlatıyordu. Aile bireyleri dahi ekrandan iletişim kuruyordu. Dün izlediğim bir televizyon filmi sahnesi de öyleydi. Ailenin çocukları karşı koltuklarda oturmuş birbirlerine bakmadan cepten yazışıp plan yapıyor, sinsi sinsi gülüşüyordu. Gülüşmeler de emoji tabii. Bir çeşit Matrix. Neyse. Google yeni akıllı asistanının robot olmasına rağmen aşırı gerçekçi insansı özellikleri tartışma yaratmış ve aldatıcı bulunmuş. Bak sen... Yani, insanın sadece buna mı takıldınız diyesi geliyor.


Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 27 Ağustos 2018, Pazartesi

Kaydet

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.