Ozan Musluoğlu`ndan heyecan verici bir ilk albüm

Ozan Musluoğlu`ndan heyecan verici bir ilk albüm

Caz tarihi parlak çıkışlarla süslenen ’debut’ albümlerle doludur. 1957 yılına gidelim, John Coltrane ilk solo albümü "Blue Train"i kaydetmiş, fırtınalar yaratmıştı, 1955’te tenor saksafonun büyük ustası Hank Mobley ilk albümü "Hank Mobley Quartet"i kaydederek caz dünyasını selamlamıştı... Ornette Coleman’ın ilk albümü "Something Else! The Music of Ornette Coleman" kendisi bir asansör görevlisiyken yayınlanmıştı. Daha ne kadar çok örneği siz de ekleyebilirsiniz.


Ozan Musluoğlu ilk albümü "Coincidence"i yayınladı, henüz çok yeni... Bir ’ilk’ albüm için gereken çok şey var, üstelik işin bir anlamda kolayına kaçıp çok tanınmış, herkesin bildiği ve sevdiği parçalara yönelmeden kendi besteleriyle işe başlamayı tercih etmiş Musluoğlu. Aşağıda okuyacağınız söyleşi yalnızca yeni çıkan bir albüm söyleşisi olmaktan çok daha ötede anlamlar taşıyor, Musluoğlu’nun önünde kendisini bekleyen koca bir geleceğin ilk taşını ifade ediyor, yeni umutları, yeni ufukları, gelecekte çıkacak belki de çok daha başarılı pek çok yeni albümü işaret ediyor. Biz de Cazkolik olarak Musluoğlu ve albümünü selamlıyor, yolun açık olsun diyoruz.


Cazkolik


Cazkolik: İlk albümünüz size hayırlı, bize de kutlu olsun. Bir cazsever olarak son aylarda dinlediğim en güzel albümlerden biri diyebilirim, bunu rahatlıkla söylerim, zira bir ayda ondan fazla yeni albüm dinliyorum bazen, biraz da bu siteden dolayı iş edindim albüm dinlemeyi, playera koyar koymaz bu kadar çabuk iletişim kurduğum albüm son sıralarda hatırlamıyorum. Öncelikle bunu sorayım size, hemen ilk parça, “Dimension”da güçlü bir melodi, dinamik bir düzenleme, trompetle birlikte akan tenora eşlik eden bagetin zille dansı, gerçekten mükemmel, arada sizin nefes aldıran solonuz, nasıl bir başlangıç bize bunu anlatırsanız sevinirim.


Ozan Musluoğlu:
Çok teşekkür ederim. “Dimensions” benim okuldaki ilk senemde yaptığım bir bestemdi ve önceleri balad olarak tasarlamıştım, zaman içinde değişime uğrayarak son halini aldı ve albümü bu parçayla açmak çok hoşuma gitti, enerjisini bende çok seviyorum.


Cazkolik: Evet, açılış için iyi bir parça seçimi, bu sizin ilk albümünüz, ilk albüm ilk sevgili gibidir, nasıl bir duygu bu, neler yaşadınız bu albümü yazarken, bestelerken, çalarken, kaydederken, dinlerken.


Ozan Musluoğlu:
Benim ilk bebeğim diyebilirim. Parçaların toparlanması 2008’de oldu ama beste çalışmalarım 2001’lere dayanıyor, hep eksik bıraktığım, sonunu getirmediğim besteleri yılların da geçmesiyle farklı bir perspektifle ele alıp sonlandırdım ve bu uğraş beni daha çok üretmeye doğru heveslendirdi, motive etti. Kaydı, mix ve mastering dönemlerinde çok dinlemiştim artık ara ara dinliyorum, çok farklı bir duygu gerçekten. Bu mutlulukla hız kesmeyip 2. albümümün parçalarını da bitirdim. 21 şubatta kayıda giriyorum ve 2010 ocak ayında 2. bebek geliyor.


Cazkolik: Bize biraz kendinizden bahsedin? Nasıl başladı tüm bunlar? Müzisyenlik, caz, kimler yönlendirdi sizi? Şimdiye kadar neler yaptınız?


Ozan Musluoğlu:
Aslında çok parlak başlamadı, ailede sadece babaannem çok desteklerdi huzur içinde yatsın. Babamla farklı düşünüyorduk birçok konuda, bende inat ettim hatta bu uğurda, reşit olunca evden bile ayrıldım, sonra serüven başladı. Birçok farklı müzik yapmak zorunda da kaldım ama 2000 yılında gerçekten yapmak istediklerimi görebildim ve benim için bu bir milattır. Bilgi Üniversitesi bana çok şey kattı, en önemlisi ise hazırlıkta ingilizce öğrenmem oldu, uluslararası ortamda kendinizi ve müziğinizi ifade etmek, ilişkiler kurmak için gerçekten çok faydasını gördüm. Okulda çok değerli hocalarımız vardı artık ne yazık ki bölüm kapandıgı için hiçbiri kalmadı, onlarla beraber çok güzel çalışmalarımız oldu, o dönemlerim çok güzel geçti diyebilirim. Hatta 2004 yılında Türkiyeyi temsil eden gurubun üyesi olarak Eurovision’da Türkiye’ye 4.lük kazandırmıştık, güzel anılar olarak kaldı belleğimde.


Cazkolik: Albümde biri hariç tüm besteler size ait, o ait olmayana ayrıca geliriz ama sizin besteciliğiniz üzerinde duralım biraz, ilk albüm için pek çok insan işin daha kolayına kaçıp başarısı zaten kanıtlanmış, çok bilinen ve sevilen parçaları yorumlar ve alkışı alırdı, siz öyle yapmayıp tam tersine kendi ilk albümünüzde kendi bestelerinizle işe başlamışsınız, bu bile başlı başına hayran olunacak bir cesaret, bu cesaretten hem de besteciliğinizden söz edelim mi?


Ozan Musluoğlu:
Albüm icin manevi desteğini hiç esirgemeyen ve benim için yeri çok özel olan, çok sevdigim ağbim Kerem Görsev ile albüm yapma planım üzerine konuşurken bu albüm ile ilgili en büyük cesareti sağolsun o verdi ve fikir koçluğu yaptı. Kafamda besteler ve caz standartları karışımı bir repertuvar varken ve onunla paylaştığımda, bestelerimin üzerine yoğunlaşmamı ve ağırlığı buna vermemi söyledi, gerçekten çok da iyi de etmiş ve şu an öyle yapmış olduğum için de ayrıca çok mutluyum.  Bestecilikten söz etmek istersek, ben aklıma gelen tınıları, melodileri kendime göre bir forma sokuyorum, herhangi bir kompozisyon eğitimi almadım ama 50’li ve 60’lı yılların Amerikan cazı, be-bop ve hard-bop beni inanılmaz heyecanlandırıyor, bu yelpazede yapıyorum bestelerimi.


Cazkolik: Albüm aslında quartet olarak ilerliyor ama 1. ve 3. parçada trompette İmer Demirer’de size eşlik etmiş. Müzisyen uyumu üst düzeyde. Piyano ve fenderdeki Ülkem Özsezen’e bayıldık. Tenordaki Engin Recepoğulları keza öyle... Davulda Ferit Odman’ı son sıralarda şahsen çok beğendiğim Joe Farnsworth’e benzetip durdum hep, belki bana öyle geliyor, bilmiyorum. Trompette İmer Demirer tabii büyük bir usta... Nasıl bir işbirliği var aranızda, bunu da öğrenmek isteriz.


Ozan Musluoğlu:
O zaman, albümdeki kahramanları anlatmaya İmer abiyle başlamak isterim, Bilgi Üniversitesi’nde okuduğum dönemde İmer abinin dersine giriyordum, çok sevdiğim ve dersini iple çektiğim hocamdı, daha sonra Q Jazz barda uzun bir dönem aynı sahneyi paylaştık  ve çok güzel bir ensemble yakaladık. Kendisi gercekten caz trompette Türkiye icin çok önemli bir değer, onun o büyülü tınılarının albümümde olmasını hep hayal ediyordum  ve   “Dimensions” ve “Ligia” da bu hayalim gercekleşti.


Albümde piyano ve rhodes çalan Ülkem benim ilkokul arkadaşım ve 2008 yılında facebook sayesinde yollarımız karşılaştı. Kendisi Berklee’ye gitmiş bitirip gelmiş ve San Grafik adındaki kendi şirketlerinde yöneticilik yapıyor. Yakın da oturdugumuz için bütün yazı beraber çalarak geçirdik diyebilirim, bu albümü yapma fikri ortaya çıkınca Post Efekt adındaki, şirketlerinin alt katındaki kendi stüdyosunda kaydı gerçekleştirme fikrini ortaya attı sağolsun ve beraber yaptığımız planlamayla tarihi belirledik ve startı verdik. Ayrıca Ülkem’in Berklee’den Sound Engineer arkadaşı Erim ise kayıt, mix ve masteringde bu serüvende bizimle beraber gönülden yolculuk yaptı, tüm emekleri için ona buradan tekrar  teşekkür ediyorum.


Ferit benim Bilgi Üniversitesi’nden sınıf arkadaşım ve dostum. William Paterson Universitesi’nde Mulgrew Miller ile beraber çalısarak 2 sene olan master programını fullbright bursuyla başarılı bir şekilde bitirip geri döndü. Daha oradayken albüm hakkında telefonda konuşuyorduk ama tarihini ve yerini kararlaştırmamıştık. Tüm titizliğiyle müthiş bir performans sergiledi, ellerine gönlüne sağlık.


Engin’le gerçekten inanılmaz bir tesadüfle kayıttan bir gün önce tanıştık ve yıllardır sanki beraber çalıyormuş gibi bir performans yakaladık. Bu dönemi çok araştırmış, çok başarılı ve önü çok açık bir müzisyen ve dosttur kendisi, ayrıca onu tanıdığım için de çok mutluyum. 2008 de gerçekleşen Ülkem ve Engin’le olan bu tesadüfi karşılaşmalardan dolayı albümün ismini de “Coincidence” koymaya karar verdim.  Albüme emeği geçen herkese buradan tekrar teşekkürlerimi yollamak istiyorum, hepsinin eline, kalbine, ruhuna sağlık.


Cazkolik: Demek albümün isminin hikayesi ve müzisyenlerin kesişmesi böyle, insan bunları öğrenince gözünün önündeki resim daha netleşiyor. Geçen ay bir röportaj okuyordum, ismini şimdi hatırlayamayacağım ama çok ünlü bir tenor, rhythm section için ‘siz ne yaparsanız yapın, onlar ayrı bir dünyadadır, bildiklerini çalarlar’ gibisinden bir şeyler söylüyordu, ilgimi çekti, basçı olmaktan söz edelim, bası neden seçtiniz, solist bir enstrüman olmaması sizi etkilemedi mi? Takip ettiğiniz basçılar, basta yeni üsluplar zordur derler, öyle midir gerçekten?


Ozan Musluoğlu: Aslında olan herşey bana hep süpriz olmuştur. Müziğe başlarken bile hiç böyle şeyler kafamdan geçmiyordu. Bas gitarla amatör bir şekilde Steve Harris dinleyerek, rock çalarak bunu yürütmeyi planlarken, büyüdükçe dinlediğim müzik tarzlarının değişmesi ve 2001 yılında elektrik bastan kontrabasa geçme isteğimle bu uzun serüven başlamış oldu. İlk basımı huzur içinde yatsın 2008 Aralığında kaybettigim babaannem almıştı bana ve bu serüven belki de onun sayesinde başladı. (Yeni albümüm de onun için yazdığım 2 parçam yer alacak) Bası seçmemin nasıl olduğuyla ilgili, ben çocuk iken babam Bob Marley fanatiğiydi ve çok dinlerdi ayrıca yüksek sesle dinlemekten de çok hoşlanırdı. Reggae müziğindeki dominant bas grove’ları belki beni ona itmiş olabilir. 90’ların sonunda electric band’ler, Chick Corea ve John Patitucci ile tanıştım daha sonra da gerisi geldi... hep daha eskiyi dinlemeye doğru bir ivme gösterdi. Son zamanlarda en çok takip ettiğim basçı Christian McBride; sanırım onun da izlediği, Paul Chambers ve Ray Brown’dan alıp günümüze taşıdığı geleneksel üslup beni de fazlasıyla etkiliyor ve heyecanlandırıyor.


Cazkolik: Christian McBride konusunda haklısınız, Ray Brown’ın talebesi olarak biliyorum, yanılmıyorsam. Tam ortadaki parça Ligia’ya gelelim. Bu bir Jobim bestesi, tümüyle kendinize ait olan bir albümde niye farklı bir parça? Ligia esasen bildiğim vokalli bir parça ama bendeki kayıtlara baktım 2 tane buldum, vokalli olan ve Joe Henderson’ın çaldığı bir kayıt. Bu parçayla olan ilişkinizi merak ediyoruz. Uzun soluklu cümleler halinde, Chet Baker duygusallığında bir trompet var ki İmer Demirer gerçekten çok başarılı, Fransız yeni dalga filmlerindeki müzikler gibi.


Ozan Musluoğlu: Ligia’nın ikimiz için çok özel bir yeri vardı ve albümde bunu ölümsüzleştirmek istemiştim, Q jazz Bar’da çaldığımız dönemde bu parçayı setin sonunda güne ve geceye veda ederken çalıyorduk zaman zaman. Her çaldığımızda çok enteresan aynı duygu oluşuyor ve tüylerim yönünü şaşırıyordu. İnanılmaz melodik, duygulu ve hüzünlü bir parça ve İmer Abi  tek kelimeyle sololarıyla bizi uçuruyordu... O yüzden bu parçanın albümümde olmasını çok istedim.


Cazkolik: Albüme adını veren parça Coincidence bana kalırsa albümün en güzel parçalarından, bir de en sondaki “You Must Forget Sometimes”... Coincidence’ta tenorun harika ve güçlü bir girişi var, sanki yolu açıyor piyanoya, böyle birbiri ardına gelen mutlu haberler gibi. Melodi pek çok caz parçasında fazla olmayan bir şey, bir çok müzisyen bundan özellikle kaçıyor gibi ama siz öyle yapmamışsınız ve iyi de etmişsiniz.


Ozan Musluoğlu: Çok teşekkür ederim. Ben melodilerin dinleyiciyi bir yerlere götürdüğü parçalardan çok hoşlandım bugüne kadar ve o doğrultuda daha melodik şeyler yazabiliyorsam ne mutlu bana. Kerem abinin de dedigi gibi müzik bir hayal kurdurma mekanizması ve dinlediğinizde sizi bir yolculuğa çıkartabiliyorsa bundan güzel başka birsey olamaz bence de.


Cazkolik: Caz ülkemizde sınırlı bir ilgiye sahip, bu durum içinde kendinizi nasıl görüyorsunuz? Bir projeksiyon yaparsanız ki siz çok genç bir müzisyensiniz, en çok sizin bu gelecek projeksiyonlarını yapmanız lazım, neler öngörüyorsunuz, hem kendiniz için hem bizdeki caz ortamı için?


Ozan Musluoğlu: Bizden daha kötü durumda olan yerleri bildiğim ve hayrete düştüğüm icin ülkemizdeki durumu çok kötü görmüyorum. Çok başarılı festivallerimiz var, dünyaca ünlü isimler buralarda en güzel şekilde ağırlanıyor ve performanslar veriyor. Caz kulüplerin sayısı artabilir yada bazı mekanlar sadece haftasonları bile bu müzige evsahipligi çok rahat yapabilir. İstegim üniversitelerdeki şenliklerde caz  müziğine de yer vermek festival atmosferinde kitlelere daha çok duyurup sevdirmek.


Cazkolik: Son parçadaki bas yorumunuz ilgimi çekti, bana biraz Scot LaFaro’yu hatırlattı, kendinizi basla nasıl bir ilişkiiçinde görüyorsunuz?


Ozan Musluoğlu: Tekrar çok teşekkür ederim, kendimi bu yolculukta kontrabasın bir işçisi, bir emekçisi olarak görüyorum ve çok geç başladığım için daha çok uzuuun bir yolculuk beni bekliyor.


Feridun Ertaşkan


Cazkolik.com

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

YORUMLAR

  • Orhan Coşar
    2009-02-19 00:08:54

    Geçen gün D&R Erenköy mağazasına uğradığımda Jazz cd standında bizden neler var göz gezdirirken, hiç bir şey göremedim allahtan other standına bakmışım Ozan Musluoğlu cd si dikkatimi çekti, aldım ve otomobilimde hemen dinledim. Çok güzel mükemmel bir birliktelik ve armoni bütünlüğü az da olda sololar nefis lütfen devamı gelsin. Herkese teşekkürler. O.COŞAR

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.