Victor Wooten Trio konserini izleyeceklere tavsiyeler?

Victor Wooten Trio konserini izleyeceklere tavsiyeler?

Aslında, dün akşamki konseri bu gece bir daha bilet alıp izlemek lazımdı ama biletler bitti, üstelik, dün akşam izlemiş biri olarak izlemeyen birinin koltuğunu almak da ayıp olur... O zaman izlediğimiz konserle yetinelim ama bu kez konserin ardından yazısında bu akşam (12 Kasım, Cumartesi) izleyecek olanlara hiç değilse küçük tüyolar verelim ki konserin zevki daha da artsın.


Öncelikle, dün akşam Victor Wooten Trio konsere çok hızlı girdi, özellikle Wooten, sahneye girdi, basını aldı ve aynı hızla çalmaya başladı... Selam sabah faslı sonra geldi. Yani, her dakikası notayla, yetenekle, iyi müzikle ve alın teriyle dolu bir konsere hazır olun.


Dikkatinizi çekecek detayların ilki Dennis Chambers`ın davul seti olacak. Birbirine yakın iki büyük davul ustasını peşisıra izleyince bu `drum setup`ların davulcuların kişiliklerini nasıl yansıttığını daha iyi gözlüyorsunuz. İlk geçen hafta izlediğimiz Dave Weckl, ikincisi dün akşamki Dennis Chambers. İkisi de aynı yaşlarda ama Weckl atletik, Chambers değil fakat ikisi de nefes kesiyor. Hatta, bana göre Chambers daha feci... Başka hiç kimsede görmediğim şeyler var onda. Ayrıca, davul seti çok karakteristik. Davulların, zillerin yerleşimi, hizaları vs, genel sahne fotoğrafında umarım anlaşılıyordur. Davulcuların çoğu öne doğru yaylanarak çalarken Chambers süper lüks karavan otobüslerin kokpitinde oturur gibi çalıyor, öne yaylanması nerdeyse hiç yok. Hem çevresindeki davullar, ziller ne varsa hem taburedeki kaykılışı ve bu şekilde ve o nasıl davul çalmak o da ayrı muamma. İki kez çok kuvvetli soloya çıktı ki allah muhafaza! Bob Franchescini dahil üçünü de daha önce sahnede izlemişliğim var ama Chambers başka. Ünlü The Rolling Stones magazin Chambers`ı "100 Greatest Drummers of All Time" listesinde 63. sırada tutarken bir de şöyle bir cümle eşlik ediyor yanında; "From rock thunder machines to punk powerhouses, we count down the kings and queens of slam". Yani, bu akşam konseri izleyecekler Dennis Chambers`ın tadına iyi varın diyorum, ne de olsa New York`da yaşamıyoruz, adam bir daha ne zaman gelir bilinmez, o zevki stoklamak lazım!



Fotoğraf: Sedal Antay


Chambers`ı evet övdüm ama bu durum konserin starının Victor Wooten olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Daha konserin başında arkadaşlarını tanıttıktan sonra `merhaba ben Marcus Miller` esprisi yerinde ve sıcakkanlıydı. Arkadaşımız Burak Sülünbaz Victor Wooten`la bu konseri öncesi içten bir söyleşi yaptı, Wooten`da uzun ve doyurucu cevaplar verdiği röportajında Burak`a "performanslar en güçlü yönüm çünkü bunu uzun süredir yapıyorum" derken kastettiğini dün açık, net anlamış olduk. Gerçek bir performans canavarı ve yaptığı işi çok seviyor, her hücresinden belli bu. Yine Burak`la röportajında bir cümlesi daha var; "performans çoğu pop müzisyeninin gücünü farkettiği ama çoğu caz müzisyeninin pratik etmekten kaçındığı özel bir yetenektir" diyor (Röportajı okumak için tıklayın). Wooten`ın sahnede çaldığı funk jazz fusion bu iddiayı ispat etmek için fevkalade uygun bir müzik ve o da elinden geleni ardına koymuyor, o ufak dev adam zaten bunun için doğmuş! Çaldığı her an tekniği, performansı, çaldıkça açılan açıldıkça çalan hali dinleyeni lezzet havuzuna sokup sokup çıkarıyor. Bir de, bu müziğin `entertainer` yanı önemli ve bu gücü sahnede görmeyi istiyorsunuz, o yetenek o müzikle sahnede buluşmalı ve siz de şahit olmalısınız. Benim Wooten`la ilgili daha önce görmediğim yanı (belki benim izlediklerime denk gelmedi) çalarken kısa rifleri looplayarak o an çaldığı notalara paralel çaldırmaya devam etmesi, yani, özellikle sahnede tek başına çaldığı uzun soloda bir ara fonda döndürdüğü üç farklı rif`in üstüne çalıyordu, izlemesi kaçırılmayacak anlardan biriydi. Bu gece konseri izleyecek dostlar bu önemli anı sakın kaçırmayın.



Fotoğraf: Sedal Antay


Ne yalan, trio sahneyi yıkarken bir ara aklımdan James Brown geçti, malum olmuş demek ki konserin sonlarında Wooten, Brown`dan aldığı sample`larla bir parça çaldı, hem Brown`ın söyleme ve dans hızıyla eş çalıyordu üstelik. Aklıma gelen bir diğer isim de gitarist Stanley Jordan oldu. Onun gitarın boynunda yaptığı tüm o harika işleri Wooten bu kez basıyla yapıyordu.


Saksofon ustası Bob Franchescini `sideman`lerin efendisi… İyi bir profesyonel ama kendi için albüm hırsları olan biri değil belli ki. 2011`den "Transfusion" allstars tadında bir de 2013`den "Them" diye bir albümü var ama stüdyolarda çok zaman geçiren biri. Bu gece izleyecek olanlar bir ara çalacağı beyaz renkli ilginç bir üflemeli alet var ona iyi baksın. Gerçekten ilginç bir enstrüman. Üflemeli klavye gibi bir şey. Uzaktan tam göremedim ama bir takım komutlar veriyorsun, insan sesleri efektliyor Bob`da üstüne üflüyor ama ilginç sonuçlar veren bir enstrüman (Enstrümanın resmini en altta görebilirsiniz).


Konser harici bir iki notta şöyle aktarıyım; Wooten`dan imza alacaksanız uzun bir kuyruğa hazır olun, ön sıralarda yerinizi kapın ama sevecen bir adam ve isteyen herkesle fotoğraf çektiriyor. Yüzü hiç asılmıyor. Konser bitince fuayede fonda müzikle güzel bir ortam vardı, imza kuyruğu da uzun sürdüğü için izleyiciler uzun uzun sobet etme imkanı buldu, bu da ayrı güzeldi. Konser sonunda sevgili Sevin Okyay`la konuşurken bu yıl izlediği en iyi konserlerden biri olduğunu söyledi. O öyle diyorsa öyledir :)


Feridun Ertaşkan


Cazkolik.com / 12 Kasım 2016, Cumartesi


Fotoğraf: Sedal Antay





BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

YORUMLAR

  • Levent Öget
    12 Kasım 2016 Cumartesi 01:36

    Harika bir konser sonrası yazısı. İzleyenlerin katılmayacağı hiçbir şey yok. Yazanların / fotoğraflayanların ellerine sağlık..

    Bu Yoruma Cevap Yazın »

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.