36. Akbank Caz Festivali’nin diğer durakları: İstanbul’un farklı yüzlerinde caz

36. Akbank Caz Festivali’nin diğer durakları: İstanbul’un farklı yüzlerinde caz

 

36. Akbank Caz Festivali’nin diğer durakları

 

 

36. Akbank Caz Festivali’nin bu yılki programına yalnızca büyük konser salonları, caz kulüpleri ya da festivalin özel olarak öne çıkardığı yeni mekânlar üzerinden bakmak, İstanbul’a yayılan asıl resmi biraz eksik bırakıyor.

 

Frankhan Selectist, Sakıp Sabancı Müzesi, Salon İKSV, All Saints Moda Kilisesi, Babylon, Saint Benoît Fransız Lisesi, Arter ve Akatlar Kültür Merkezi, festivalin farklı tarihlerde farklı müzikal yaklaşımlarla uğradığı diğer önemli duraklar.

 

 

Bu mekânların her biri cazı başka bir bağlamın içine yerleştiriyor

 

 

Kimi zaman yeni nesil Londra cazını, kimi zaman Türk cazının büyük orkestralarını, kimi zaman da müzikle görsel sanatlar veya geleneksel müzik arasındaki sınırları gündeme getiriyor. Böyle bakıldığında 26 Eylül–11 Ekim arasındaki festival, tek bir caz anlayışının değil, İstanbul’un farklı kültür damarlarının aynı müzik etrafında buluştuğu geniş bir haritanın adı oluyor.

 

 

Bu haritanın başlangıç noktalarından biri Frankhan by Selectist

 

 

26 Eylül’de Joe Armon-Jones, Güney Londra’nın caz, dub ve kulüp müziği arasında gidip gelen yeni sesini İstanbul’a taşıyacak. Ezra Collective’in kurucu üyelerinden olan, Tomorrow’s Warriors geçmişi bulunan Armon-Jones; Brownswood Recordings döneminden kendi plâk şirketi Aquarii Records’a, Mala ve Maxwell Owin’le çalışmalarından 2025 tarihli All The Quiet albümlerine uzanan üretimiyle çağdaş Londra cazının türlerarası karakterinin önemli isimlerinden biri. Festivalin Frankhan’daki ikinci gecesi ise 2 Ekim’de gerçekleşecek Mehmet Uluğ Gecesi. Bugge Wesseltoft’un New Conception of Jazz projesi, cazı elektronik, ambient ve kulüp müziğinin üretim anlayışıyla buluşturan yaklaşımıyla gecenin merkezinde olacak; Norveçli piyaniste Gülşah Erol’un da dahil olduğu ekip eşlik edecek. Böylece Frankhan, festivalin dans pistine, elektronik müziğe ve çağdaş üretim biçimlerine açılan kapılarından biri haline geliyor.

 

 

Festivalin en farklı sabah konserlerinden biri ise Sakıp Sabancı Müzesi’nde gerçekleşecek

 

 

Ada Canata, 27 Eylül Pazar günü saat 11.00’de vokal ve arpı merkeze alan müziğiyle sahnede olacak. Berklee College of Music’te şarkı yazarlığı ile kayıt ve prodüksiyon eğitimi alan ve 2026’da mezun olan Canata; caz, pop, soul, Türk müziği ve klasik Avrupa müziğini arpın olanaklarıyla buluşturuyor. Üstelik konserin müze atmosferinde, pazar sabahında gerçekleşmesi, festivalin caz dinleme deneyimini klasik gece konseri alışkanlığının dışına çıkaran örneklerinden biri. Konser ücretsiz olarak düzenleniyor.

 

 

Salon İKSV ise festivalin uluslararası ve kültürlerarası damarını iki güçlü konserle taşıyor

 

 

29 Eylül’de Sarathy Korwar Drum Ensemble, Hindistan’ın klasik ve halk müziği geleneklerini çağdaş caz ve elektronik dokularla buluşturacak. Davul, tabla ve elektroniklerde Korwar’a balafon, marimba ve perküsyonlarda Magnus Mehta, davul ve elektroniklerde Donna Thomson, mridangam, ghatam ve kanjirada Prathap Ramchandran eşlik ediyor. Korwar’ın müziğinde sömürgecilik mirası, kimlik, topluluk ve toplumsal meseleler önemli bir yer tutarken, 2025 tarihli There Is Beauty, There Already albümü bu arayışın son halkasını oluşturuyor. 3 Ekim’de ise Salon sahnesinde Cochemea olacak. Sharon Jones the Dap-Kings’ten Kevin Morby, Run The Jewels, Jon Batiste, Amy Winehouse ve The Roots’a uzanan geniş bir işbirliği geçmişine sahip müzisyen, son albümü Vol. 3: Ancestros Futuros ile hafıza, tarih ve geleceği aynı müzikal evrende buluşturuyor.

 

 

Kadıköy tarafında ise All Saints Church, festivalin belki de en kendine özgü atmosferlerinden birine ev sahipliği yapacak

 

 

30 Eylül’de VELVELE, Merve Salgar ve Anıl Eraslan’ın oluşturduğu ikili olarak tanbur, çello ve vokaller üzerinden geleneksel Türk müziği ile özgür doğaçlamayı buluşturacak. İkilinin önceden belirlenmiş bir konser akışına bağlı kalmadan kendi besteleriyle seçtikleri Osmanlı-Türk müziği eserlerini aynı performans içinde dönüştürmesi, cazın doğaçlama fikrini başka bir kültürel malzemeyle yeniden düşünme fırsatı sunuyor. Moda’daki kilise mekânının akustik ve mimari karakteri de bu müziği yalnızca bir konser olmaktan çıkarıp festivalin mekân-müzik ilişkisini en görünür hale getiren deneyimlerden birine dönüştürebilir.

 

 

Babylon Bomonti ise festivalin çağdaş cazın farklı yönlerini peş peşe dinleyebileceğimiz duraklarından

 

 

1 Ekim’de Ben LaMar Gay Ensemble, Chicago’nun AACM geleneğinden gelen kornetçi, besteci ve çok yönlü ses araştırmacısının caz, hip-hop, elektronik ve kozmopolit blues arasında dolaşan dünyasını İstanbul’a taşıyacak. 7 Ekim’de Yazmin Lacey, R'n'B, caz ve pop arasındaki kişisel ve kırılgan şarkı dünyasıyla sahneye çıkarken, 9 Ekim’de Kassa Overall davul, MC, vokal ve prodüksiyonu aynı bedende buluşturan yaklaşımıyla caz ile hip-hop arasındaki mesafeyi iyice kısaltacak. Festivalin Babylon programını 10 Ekim’de Samora Pinderhughes Quintet feat. Elena Pinderhughes tamamlıyor. Besteci, piyanist, vokalist ve sinemacı Pinderhughes, müziği toplumsal meseleler ve dönüşüm üzerine düşünmenin bir aracı olarak kullanırken Siyah sürrealizm geleneğinden besleniyor.

 

 

Saint Benoît Fransız Lisesi’nin Silüet Salonu ise 2 Ekim’de festivalin Türkiye cazı açısından önemli buluşmalarından birine ev sahipliği yapacak: Emin Fındıkoğlu +12

 

 

Türkiye cazının usta piyanisti, bestecisi ve aranjörü Fındıkoğlu’nun 2015’te kurduğu topluluk, deneyimli isimlerle genç müzisyenleri aynı büyük caz orkestrasında bir araya getiriyor. Şenova Ülker, İmer Demirer, Barış Doğukan Yazıcı, Çağdaş Oruç, Meriç Demirkol gibi isimlerin yanı sıra iki vokalin de yer aldığı 15 kişilik kadro, festivalin büyük topluluk geleneğine yaptığı en güçlü göndermelerden biri. İlk albümü Concision 2020’de yayımlanan topluluğun ikinci albümünün de 2026’da gelmesi, konseri yalnızca bir repertuvar gecesi olmaktan çıkarıyor.

 

 

Arter tarafında ise caz, çağdaş sanatla daha doğrudan bir ilişki kuruyor

 

 

4 Ekim’de L’Antidote, İranlı perküsyoncu Bijan Chemirani, Arnavut çellist Redi Hasa ve Lübnanlı piyanist Rami Khalifé’yi aynı projede buluşturacak. Cazdan Akdeniz müziğine, geleneksel ritimlerden klasik ve elektronik müziğe uzanan üçlü, müziğin günümüz dünyasının “zehirlerine” karşı bir iyileşme alanı olabileceği fikrinden hareket ediyor. Festivalin son gününde, 11 Ekim’de bu kez Kinkajous (Live AV) sahnede olacak. Londra merkezli topluluk, caz ile elektronik müziğin sinematik tarafını ses ve ışık tasarımıyla birleştiriyor; davulcu Benoît Parmentier ve saksafoncu Adrien Cau’nun öncülüğündeki topluluğa multimedya sanatçısı Ke Peng eşlik edecek.

 

 

Son duraklardan biri de Beşiktaş Belediyesi Akatlar Kültür Merkezi

 

 

Burada festivalin programı iki farklı kuşağa aynı anda sesleniyor. 3 Ekim’de Çılgın Çocuk Orkestrası atölyeleriyle çocuklar soundpainting yöntemi üzerinden kendi doğaçlama orkestralarını kurmayı deneyimlerken, 4 Ekim’de Sibel Köse, Vistula’dan Boğaz’a Uzanan Caz Köprüsü projesiyle Türkiye ve Polonya caz sahnelerini buluşturacak. Polonya ile 1990’ların başından bu yana güçlü bağlar kuran Köse’ye piyanist Bogdan Hołownia ve trompetçi İmer Demirer’in de dahil olduğu proje, festivalin uluslararası ilişkileri yalnızca yabancı sanatçıları İstanbul’a getirmek üzerinden değil, müzisyenler arasında kalıcı köprüler kurmak üzerinden de ele aldığını gösteriyor.

 

 

Bütün bu durakları yan yana koyduğumuzda 36. Akbank Caz Festivali’nin asıl gücü biraz daha görünür hale geliyor: Festival yalnızca “kim geliyor?” sorusunun cevabını vermiyor; cazın nerede, nasıl ve kiminle dinlenebileceği sorusunu da yeniden kurguluyor

 

 

Bir akşam Frankhan’da elektronik cazın kulüp enerjisine, başka bir gün Salon İKSV’de Hindistan ile Londra arasında kurulan müzikal diyaloğa, Moda’da geleneksel müzik ile doğaçlamanın kesişimine, Saint Benoît’da büyük orkestra cazına, Arter’de ses-görüntü birlikteliğine, Akatlar’da çocukların ilk doğaçlama deneyimine geçebiliyorsunuz. Daha önce ele aldığımız Caz Kulüpleri Gecesi, Yeldeğirmeni Sanat, Komünite ve Zorlu PSM ile birlikte düşünüldüğünde ortaya çıkan tablo, tek tek konserlerden daha önemli bir şeyi söylüyor: 36. Akbank Caz Festivali bu yıl İstanbul’un kendisini bir caz sahnesine dönüştürmeye çalışıyor.

 

Cazkolik.com / 16 eylül 2026, Çarşamba

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.