"Ben piyano çalmayı değil, müzik yapmayı istedim..." Herbie Hancock, Çin?in dahi yeteneği piyanist Lang Lang ile verdikleri konserden sonra Die Welt?e konuştu...

"Ben piyano çalmayı değil, müzik yapmayı istedim..." Herbie Hancock, Çin?in dahi yeteneği piyanist Lang Lang ile verdikleri konserden sonra Die Welt?e konuştu...

Herbie Hancock günümüzün yaşayan en önemli caz müzisyenlerinden biri, gelecek yıl 70 yaşını aşacak olan ünlü müzisyen, dünyanın da en çok tanınan isimlerinden biri aynı zamanda. Geçtiğimiz günlerde Çin’in dahi çocuğu olarak adlandırılan, 23 yaşındaki piyanist Lang Lang ile verdikleri konser sonrası müzik, caz, Michael Jackson, yaptıkları, hayat ve edebiyat hakkında konuştu.

Herbie Hancock artık 69 yaşında, gelecek yıl yetmişini bulacak. Müziğin içinde neredeyse 50 yılını doldurmuş bir dev. Altmışlı yıllarda Miles Davis ile çalarken aynı yıllarda kaydettiği “Watermelon Man”, “Cantaloupe Island” gibi albümleri bugün artık caz klasikleri kategorisinde. Aynı yıllarda Michelangelo Antonioni’nin “Blow Up” isimli filmi için müzikler de kaydetti. 70’li yıllar, caz ve fusion’da gidip gelen bir dönem, “Future Schock” tarzı albümler, ünlü “Rockit” gibi parçalar bugün biraz tuhaf gelselerde, pek çok kişiye göre Hancock’ın yetmişleri kayıp yıllar sayılsa da aradan geçen yıllar ve en son geçtiğimiz yıl “River: The Joni Letters” albümüyle Grammy’i kucaklaması başarılarla dolu kariyerinin basamakları oldu hep.

Hancock’ın yeni oyun alanı Çin’in dahi yetenekli müzisyeni olarak adlandırılan 23 yaşındaki Lang Lang ile kaydettikleri George Gerhswin’in “Rhapsody in Blue”su oldu. Lang Lang ile birlikte turnesine çıktıkları albüm müzikseverler ve basın tarafından çok büyük ilgi gördü. (Her ne kadar bu ilgi bizim basınımıza pek yansımamış görünse de). Lang Lang ile en son Lyon’da "Les NUITS DE Furvière" festivalinde çalan ikiliye şef John Axelrod eşlik etti ve Gershwin’in yanında, Ravel, Liszt gibi klasik bestecilerin eserlerini de icra ettiler.

Die Welt’ten Sacha Lehnartz’da bu konser sonrası Hancock ile buluştu ve sorularını sordu, işte o röportaj;



“Ben piyano çalmayı değil, müzik yapmayı istedim...”

Welt am Sontag: Çin’li piyanist Lang Lang ile olan iletişiminiz nedir? Nasıl bir etkileşiminiz var?

Herbie Hancock: Yüzeysel olarak baktığınızda çok farklı insanlarmış gibi görünsek de sandığınızdan daha değişik bir arka planı var birlikteliğimizin. Biz sorunları fazla önemsemeden açık ve yeni bir şey denemek istedik. Farklılıklarımızdan çok birbirimize benzeyen yanlarımızı ön plana çıkartan anlayışta olmayı tercih ettik. Bunu Lang Lang ile de, şef Axelrod ile de yaptık, yani sadece ikimiz değil, üçümüz yaptık diyebilirim.

Welt am Sontag: Yani hiç bir çatışma, farklı kültürlerden gelme çatışmalar yaşanmadı mı diyorsunuz?

Herbie Hancock: Aramızda aşılması gereken bir nesil farkı vardı. Ben gelecek yıl 70 yaşında olacağım, Lang Lang ise 24. Biz şu anda 21. yüzyıl insanlarıyız ve hepimizin bir araya gelip farklı bir şeyleri ortaya çıkarmak için denememiz lazımdı. Bu bizim renkliliğimiz, çeşitliliğimizdir. Bunları koruyarak birbirine karıştırabilmeliyiz. Bu çok renkli paletten gerçek bir sanat çıkarabilmeliyiz. Birbirimizle bir araya gelmeyi sürdürürsek, konuşmayı sürdürürsek sorunları aşabileceğimizi gösterebilmeliyiz.

Welt am Sontag: Lang Lang ile işbirliği fikri nasıl gelişti?

Herbie Hancock: Geçen yıl, Grammy ödülleri sırasında bana Ken Ehrlich sordu bunu ilk. Lang Lang ile “Rhapsody in Blue”yu kaydetmek ister misin diye. Önce hayır dedim. Sonra beni Lang Lang’in Los Angeles Disney Hall’de ki konserine götürdüler. Önceden abartılı jestlerini ve yaptıklarını okumuştum zaten. Sonra bir araya geldik. Sahnedeki gibi ayağında spor ayakkabılar ve üstünde smokin yoktu. Genç ve güzel bir çocuktu. Karşımdaki bu isim Facebook - Twitter neslinin ürettiği bir sanatçıydı.

Welt am Sontag: Sonra birlikte çalıştınız mı?

Herbie Hancock: Ben aslında kaybetmek, başaramamak için hiç de iyi birİ olmadım. Meydan okumayı ve yapmayı severim. 20 yaşımdan bu yana yaparım bunu yani savaşırım. “Rhapsody in Blue”yu daha önce bu şekilde hiç çalmamıştım ama yapmak için çalıştım, sihirli kelime budur; “Denemek”, “Çalışmak”...

Welt am Sontag: (Hancock’tan bahsederek) Bir zamanlar 11 yaşında Chicago Senfoni Orkestrası ile Mozart çalan bir çocuk vardı, şimdi nasıl karşılıyorsunuz böyle şeyleri?

Herbie Hancock: Aslında o zamanda ne hissettiğimi hatırlamıyorum. 11 yaşında bir çocuktum. Benim hayatımın ideallerinden biriydi Chicago Senfoni ile çalmak ama konserden sonra çıkıp eve geldim ve daha önce ne yapıyorduysam yine aynı şeyleri yapmaya devam ettim. Şimdi bakıyorum da inanması zor geliyor, 69 yıldır (piyano taburesini kastederek) burada oturuyorum ve çalıyorum, bütün hayatım müzik. Aslında başka işler de yaptım, kasiyer olarak çalıştım, bir süre postacılık yaptım ama halen eğer akşam bir konserim varsa bütün gün oturur çalarım.

Welt am Sontag: Hayatınızdaki anahtar dönemler hangileriydi?

Herbie Hancock: Benim için en anlamlı, en değerli şeylerden biri Miles Davis’in beşlisinin üyesi olmamdır. O zaman daha 23 yaşındaydım. Ortalıkta sadece klasik müzik ve caz vardı. Sonradan Rock’n Roll ve diğerleri geldi ama her nasıl olduysa bana pek değmedi bu müzikler, Stones, Beatles, Jimi Hendrix albümlerim vardı, Miles benim için dünyanın en önemli, en etkili kişisi, tanrı gibiydi. Çok ‘cool’ bir adamdı o, bir çeşit tapıyordum sanki. Ne zaman ki onun evinde, yatağının çevresinde The Cream, James Brown ya da Jimi Hendrix albümleri gördüm o zaman ben de düşünmeye başladım, sadece ve sadece cazı düşünen biriydim ama Miles bile bunları dinliyor, ilgileniyorsa benim de kendimi daha fazla açmam lazım diyerek. Sonradan anladım ki aslında James Brown’ı her zaman içimden sevmişim.

Welt am Sontag: Funk dönemi sonra mı geldi?

Herbie Hancock: Evet, öyle de denebilir. Pek çok Sly Stone kaydı dinlemiştim, yaptığı müzikler bana rock’tan daha iyi gelmişti, sevmiştim. Mwandishi Band ile yaptığımız o zamanki şeyler bile aslında hep Sly Stone, The Commodores gibi grupların yaptıkları işlere aittir aslında.

Welt am Sontag: O zamanlar belki biraz sınırları da aştınız, bunları yaparken sizi eleştiren bir var mıydı yanınızda?

Herbie Hancock: Bence en önemli şey insanın kendi yaptıklarından dolayı önce kendisinin ikna olmasıdır. Bu anlamda hayatımda sadece bir kişi vardır, o da kendimim.

Welt am Sontag: Lang Lang’le kaydettiğiniz, bir caz klasiği olan “Rhapsody in Blue” sizin için niye 21. yüzyıl cazı?

Herbie Hancock: Sizin tarzınız dışında müzik yapan biriyle bir ortaklığa, işbirliğine girdiğinizde önemli olan şey önyargılardan arınmış ve birinin diğerine saygı duyduğu bir müzikal ilişki kurmaktır. Caz müziğinde bu özellik vardır. Cazın içeriğinde başka tarzlardan ilginç gelen fikirleri ödünç almak, cazın içerisinde kullanmak hep olmuştur. Bir müzisyenseniz cazda başarılı bir yaşam için gerekli olan tüm özelliklere sahipsiniz demektir. Ben maddi anlamda başarılı olamayan biri olarak diyorum ki para mutluluğu getirmez. 21. yüzyılla ilgili olarak biz sadece yaptığımız işin doğru olduğunu düşünüyoruz ama sürekli farklı yelerden yeni düşünceleri alıp paylaşmak ve üretmek zorundayız, bunu biliyorum.

Welt am Sontag: Web sitenizde Michael Jackson’ın ölümü ile ilgili söyledikleriniz var, Michael’ın sizin için anlamı nedir?

Herbie Hancock: Öldüğü haberini duyunca arkadaşlarımla Michael hakkında konuşmuştum, kendimize sorduk; “Onun gibi başka biri var mıydı?” diye... Elvis mi? Elvis şarkı söylerdi, biraz da dans ederdi, başka? Sammy Davis Jr. mı? Dans ederdi, evet, şarkı da söylerdi ama besteci değildi. Michael bunların hepsini yaptığı gibi yani şarkı söyler, dans eder, beste yapar, kendi koreografilerini üretir... “Moonwalk” adında yepyeni bir dansı da keşfetti, Lionell Richie ile “We Are The World” gibi bir projeyi üretti. Tüm bunlar gerçekten büyük bir beceri ve yaratıcılık isteyen şeylerdir. Zannetmiyorum ki onun yaptıklarının benzerini bir başkası yapmış olsun. Öldüğünde 50 yaşındaydı, bu işe başladığında da sadece 9 yaşındaydı, bu uzun bir kariyerdir.

Wet am Sontag: Başarılı bir kariyerde insanlar neyi hatırlarlar?

Herbie Hancock: Hiç bir şey güvence olamaz ve hiç bir şey de sonsuza kadar sürmez. Ben sonradan Budist oldum, biz yaşamın sonsuza kadar sürdüğüne inanıyoruz, ölüm bunun bir aşamasıdır sadece. Mesela, alın Christopher Reeves gibi birini, ne kadar başarılı bir aktör ve kariyer, ama sonra ne oldu, bir kaza geçirdi ve hayatının kalanı mahvoldu. Büyük trajediler iyi bir sonuçla size geri dönebilir. Anahtar sahip olduğunuz hayatla ne yaptığınızdır. Bu anlamda diyorum ki Michael Jackson’ın yaptıklarından daha fazlasını yapmış birini bulacağınızı sanmıyorum.


Bu röportaj 12 Temmuz 2009, Pazar günü Die Welt’te yayımlanmıştır.


Cazkolik.com / 15 Temmuz 2009, Çarşamba

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.



X