Bir yıl daha biterken...

Bir yıl daha biterken...

Kitaplar ve caz

Elinden bırakamadığın bir kitap gibidir caz

Eminim her kuşağı etkilemiş kitaptır Ilya Ehrenburg`un "Paris Düşerken"i. Bu kitabı okuduğum zaman yaşım 13-15 olmalı, yetmişli yıllar, o vakit nehir roman filan nedir bilmiyorum, üçlemenin diğer kitaplarını da öğrenmiş sonra onları da okumuştum ama en çok bu kitabı sevmiştim. Paris`in büyülü havasından olmalı. Ehrenburg`un Paris`i anlatışındaki mükemmellik 15 yaşındaki bir çocuğun hayal dünyasını nasıl etkilerse öyle etkilemişti. Tam o dönem Beyoğlu`nda bir yerde İspanyol ressamların tablolarından oluşan bir sergi açılmıştı. O yıllarda mahalleden çocuklarla her pazar maç seyretmek için Üsküdar`dan miting kalabalığı gibi arabalı vapura doluşup vapur yanaşınca çil yavrusu gibi koştururken kibrit kutusu mukavvalarını bilet niyetine görevlilerin eline tutuşturup kaçtığımız bir pazar öğlesi maçtan sonra ver elini Beyoğlu, o sergideki bir tablo bana Ehrenburg`un kitabını hatırlatmıştı, bir İspanyol şehri olmalı, uzaktan evlerin damlarını resmetmişti ressam, ama çok güzel bir tabloydu, hâlâ aklımdadır renkleri, herhalde kitaptaki Andre karakterini hatırlatmıştı. Benzer etkiyi 19 hatta 20. yüzyılın en önemli tablo koleksiyoncularından ve tablo tüccarı Ambroise Vollard`ın anılarını okuyunca hissetmiştim. Empresyonizmin doğduğu, dükkanlarda birkaç franka Monet`lerin, Cezanne`ların müşteri beklediği yıllar. O kitabın belli bölümlerini döner döner hâlâ okurum. Sizin de mutlaka vardır böyle kitaplarınız. İşte, caz da tıpkı böyle kitaplar gibidir, hele o bazı albümler yok mu, sırf belli bölümlerini defalarca bıkmadan dinlediğimiz albümler. Nasıl da güzeldirler.


Yayıncılar caz tarihini resmen yağmalıyor

Kitschleşmiş bu tarz fotolar yağmanın ispatı

Yılın bu dönemi müzik firmalarını yılbaşı albümleri telaşı sarıyor, dinleyicinin bu albümlere daha çok ilgi gösterdiği malum, bu yüzden müzisyenleri muhtemelen istemedikleri şeyleri yapmaya itiştirip durdukları da malum. Eylül oldu mu bir telaştır başlıyor dünyaca ünlü isimlerin kavurucu yaz sıcakları kapaklarında kar manzaralı şirin fotolarla süslü albümleri arzı endam etmeye, hadi vitrinde iyi duruyor diyelim ama işin arkasında vahim bir şeyler var ki o da caz tarihinin müzik firmaları eliyle adeta yağmalanması. Tüm bu telaşın, fırtınanın ortasındaki şarkıların sayısı toplasanız bir avuç. Nielsen araştırmasına göre `seasonal` denilen müziklerin geçmişi sanıldığı gibi çok eskilere gitmiyor, şu an dinlediklerimizin çoğu seksenlerden sonra kaydedilmişler ama hangi besteler, işte o meşhur `Jingle Bells`ler... Hem eski albümler kurcalanıp, albüm bütünlüğü yok edilip bozuk para gibi harcanıyor hem mal bulmuş magripli gibi (ki bu tabir de baya ayrımcı bir tabir bu arada) yeni albüm denilerek orijinalliği mahvediliyor. Bu eskiden de olurdu, şimdi dijitalleşmeyle daha da arttı, uyduruk bir kapak görseliyle albüm süsü verilmiş şeyler pıtrak gibi arttı.


Sizden bir halt olmaz Liverpool`lu serseriler

Dick Rowe`un hatası papaya albüm yaptırsa unutulmaz

Müzik tarihinin en yanlış kararı hangisidir? Ocak 1962. 55 yıl önce müziğin güçlü firması Decca`nın ünlü prodüktörü Dick Rowe asistanı Mike Smith`i adlarını çok duyduğu genç grubu izlemek üzere çaldıkları kulübe gönderir. O günler sadece birkaç saatlik kayıt yapmış, yirmilerin başı, hatta altındaki gençler demolarını Rowe`un asistanına teslim eder. Rowe kaydı dinler, hiç beğenmez ve üzerine `sizden bir halt olmaz Liverpool`lu serseriler` diye yazıp geri gönderir. O grup The Beatles`dan başkası değildir. Müzik tarihinin en yanlış kararı olarak damgasını vuran bu olay Howe`un hayatının da simgesi olur. Oysa, Rowe`un The Rolling Stones`la plak anlaşması yapmış biri olduğu gerçeği bir kenarda durmaktayken durup düşünmek lazım, kendinizi mümkünse onun yerine koyun, hergün önünüze bir sürü yeni kayıt geliyor, bunların bir kısmı gerçekten iyi, birileri var ki `ooo yee` diye bağırıyor, hangisinin yüzyıla damga vuracağını nasıl bilebilirsiniz? O an, o gün o koltukta oturmak büşük hatalarla kucak kucağa yaşamak demekti, The Rolling Stones`la anlaşma imzalasanız bile eğer The Beatles`la imzalamamışsanız işte bu sizin işinize mal olur demektir!


Yeni yıl sabahı dinlemek için caz önerileri

Yeni yıl sabahında ustalardan caz

Önümüz yeni yıl. 31 aralık pazara geliyor, pazartesi yeni yılın ilk günü, o sabah yeni haftanın yazıları girer mi bilmiyorum, herkes geceden kalma olacak oysa o sabah için önermek istediğim müzikler var, hem ayıltıcı olsun, hem cazın eşsiz tadını mükemmel versin hem kahveyle cheese cake tadında olsun, hem o olsun, hem bu olsun, yani, anladınız siz, öyle müzikler. Ve önereceklerim vokalsiz, vokalli pek çekilmez sanki sabah sabah. Mesela "Gerry Mulligan Meets Johnny Hodges". Ahh o Johnny Hodges`ın "What`s the Rush"taki icrası, yıl 1959. Ya da aynı yıldan yine Mulligan`ın bu sefer Ben Webster`lı kaydı, ya da iki yıl öncesine gidelim yine Mulligan ama tenorda bu kez Paul Desmond var "Blues in Time". Nasıl güzel müziklerdir bunlar. Mulligan`ı merkeze aldığım, onun bariton saksofonuyla duolar. Aynı yıldan Mulligan`ın Stan Getz`le kaydı da bu çeşit. Ben bunları neye benzetiyorum biliyor musunuz, resimde mesela Raoul Dufy`nin, Vlaminck`in, Braque`ın, Matisse`in tablolarına, hepsi kendine özgü, hepsinin etkisi ayrı, güzelliği ayrı.


Ritm ve reaksiyon

Caz çağında İngiltere?

Eğer 22 nisan tarihine kadar Londra`ya gitme ihtimaliniz varsa size bir sergi önereceğim; "Ritm ve Reaksiyon: İngiltere`de Caz Çağı" isimli bu sergi tam benim keşke burada da olsa dediğim türden bir sergi olmalı. Two Temple Place isimli galeride küratör Catherine Tackley`nin hazırladığı serginin amacı caz müziğin İngiliz sanatı, tasarımı ve dahası toplum üzerindeki etkisini incelemek amacıyla resim, illüstrasyon, seramik, sergi, tekstil, baskı, film, enstrüman gibi döneme ait malzemelerden oluşuyormuş. 20. yüzyıl caz çağı malum, özellikle ilk yarısı ve tabii devamı, ama ilk yarısı çok daha toplumsal tabana yayılmış, etkisi bugünlere kadar ulaşmıştı, sergi bu etkiyi de inceleme amacına sahipmiş, insanların cazın nasıl bir müzik olduğunu anlaması bakımından küratör Tackley serginin önemli bir işlev göreceğini söylüyor, giden varsa ya bir fotoğraf ya bir izlenim işte bir şeyler bize de göndersin lütfen bilelim hakikaten güzel bir sergi miymiş? Ve bizde böyle bir sergi olsa acaba ne kadar malzeme çıkar?


Jingle Bell sadece sevimli bir şarkı değildir

Araştırma sonuçları bize ne söylüyor?

Yukarda, caz tarihinin müzik firmalarınca nasıl yağmalandığından söz etmiştim, bu duruma ilişkin bir araştırma yayınlandı, araştırma tanınmış bir firma olan Nielsen`in. Haberi okuduğum dergideki yazı bu sektörün nasıl iri bir dilim pasta olduğunu anlatıyordu. Holiday müzikleri dedikleri bizim `Jingle Bell` olarak bildiğimiz müzikler ama bu müziklerin klasik olanlarının sadece bir avuç beste olduğunu biliyoruz, bu besteler şimdiye kadar binlerce kişi tarfından milyonlarca kez söylendi ve hâlâ söyleniyor ama araştırma yıllara dayanarak gösteriyor ki tüketim sektörlerinin yakın dostu bu müzikler sadece o eski bestelerle sınırlı değil. Her yeni nesil hem eski besteleri seslendirmiş hem yeni besteler eklemiş, ama eskiler elbette öne çıkıyor. Araştırmaya göre 1940`lı yıllar, ellili ve altmışlı yıllarda hızlı yükselirken 1970`ler ve 80`lerde tempo düşmüş ama 1990`lardan başlayan artış hız kesmeden sürüyor. İkibinli yıllarda anlaşılan tempo daha da artmış. CD`lerin satılmaması gibi gelişmeler de belli ki pek etkilememiş. Radyolarda yayınlanma hızı dijitalleşmeye geçince azalmadığı gibi raf satışları da fena sayılmaz. Demek kırmızı noel baba kıyafetleriyle ortalığa salınmalar boşuna değlmiş.


Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 25 Aralık 2017, Pazartesi

 

Kaydet

Kaydet

 

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.