Burak Sülünbaz Röportajı: Murat Beşer`e yeni kitabı "Yoldan Çıkmış Simalar"ı sordum.

Burak Sülünbaz Röportajı: Murat Beşer`e yeni kitabı "Yoldan Çıkmış Simalar"ı sordum.

Ben yazmazsam hiç kimsenin yazmayacağı şey nedir?

Burak Sülünbaz: Müzikle ilintili konulara hemen hemen her açıdan bakılmıştı. Sorunları tartışıldı, sınıflandırıldı, biyografiler yazıldı. Bildiğim kadarıyla müziğe emek vermiş, bu işten parayı vurmuş ya da müzik uğruna dibe vurmuş birçok portre üzerinden müziğe övgü kitabı daha önce yazılmamıştı. Bu konu belki kendini senin kadar okura sevdirebilmiş bir yazarın elinden çıkmasa bu kadar da ilgi görmezdi. Devamlı takipçilerin seni zaten biliyor ama röportajımızla birlikte seni ilk defa tanıyacak okurlarımıza kitabından ve okurun zihninde açmayı düşündüğün kapılardan bahseder misiniz?

Murat Beşer: Bu kitabı başlatan şey kendi kendime sorduğum bir soruydu: “ben yazmazsam hiç kimsenin yazmayacağı şey nedir?” İlk duyulduğunda çok iddialı tınlasa da, aslında oldukça naif bir duyguydu bu içeriği açısından. Ele aldığım konular, portreler ve ele alış tarzı açısından da öyle olduğu açığa çıktı, yazılar arttıkça.

Bir başka amacım da sözlü birikimi yazılı kültüre aktarmaktı. Bütün olarak baktığımızda belki azınlık ve alt kültür olarak görünsek de entelektüel anlamda eksiklik bizdeydi ve geride bıraktıklarımız yeterli değildi. Belge niteliği var Yoldan Çıkmış Simalar’ın. Üzerine hiç yazılmamış, yaşarken onların bir süre sonra tarih olacağını düşünmediğimiz ama geride bıraktıktan sonra da bunları not etmeliydik diye hayıflandığımız şeyleri anlatıyor. Bu camia ve kültürde çok fazla birikim var fakat bu kulaktan kulağa taşınıyor ve bunları taşıyan kişiler öldüğünde bu birikim de yok olup gidiyor.

Pek çok kimsenin kültür olarak görmediği anılar yığınını bir yandan kalıcı hale getirmek, öte yandan alt kültürümüze ilişkin katkı yapmayı hedefledim. Okura ilk ulaştığım mecra internet oldu. Yazıların ham halleri orada yazıldı. İlgi görünce hepsini elden geçirerek derledim; sıraya koyarken de sinematik bir dil ve akış oluşturmaya çalıştım. Bazen bir Çetin Altan fıkrası, bazen de bir Sait Faik öyküsü gibi hikayelendirmeye çalışarak aktardım.

Ayak basmak istemediğim tehlikeli bir alan vardı burada. Bu da nostaljik birer yazı olmaları, bundan özellikle kaçındım. Geçmişe bakarken iki şey sizi belirler. O geçmiş puslu bir geçmiştir çünkü geçmiştir. Fakat o geçmiş net de bir geçmiştir çünkü bugünden bakıldığında daha rahat yorumlanabilir olma özelliği kazanmıştır. İşte bu iki ucun arasında mekik dokuyarak bu makaleleri nostaljik olmaktan çıkarmaya çalıştım.


Müziğe başlama noktam Apaçi Ayhan`dır...


Burak Sülünbaz: Benim Cazkolik`le tanışmam, “naçizane” müzik yazarlığına merak sarmamda en etkin rollerden biri senin. Senin müzikle devam eden ömründe başlama noktası kim ya da nasıl bir olay?

Murat Beşer: Tabii ki Apaçi Ayhan... Yoldan Çıkmış Simalar öncelikle en iyi tanıdığım insanlardan başlıyor. Bunların başında da, kardeşiyle önce altı yaşında mahalleden, sonra ilkokuldan arkadaş olduğum Apaçi Ayhan geliyor. Beni “zehirleyen” oydu! Tanıdığım ilk uzun saçlı adamdı. Üzerimde öğrencilik hayatımda derslerine girdiğim tüm hocalardan daha fazla etkisi vardı. Öncelikli kıstas bu insanların ortak paydasının müzik olması ve bu uğurda hayatlarını şekillendirmeleriydi. Bir de ne kadar sıra dışı bir ruha sahiplerse o kadar iyiydi benim için. Apaçi Ayhan rock müziği sevdiren bir misyoner olarak bu piramidin üstünde yer alıyor şüphesiz.

Deep Purple’ın “Black Night” 45’liği ile başlayan bir macera… Dinlettiği plaklar olmasaydı, şimdi bambaşka bir hayatı sürdürüyordum. Bizim kuşak için rock’n roll okulunun baş öğretmeniydi. Ona Apaçi denmesinin müsebbibi çizgi romanlara olan düşkünlüğü ve Kızılderililerin galebe çaldığı maceralara bayılıyor olmasıydı. İçindeki plebyen damarı açığa çıkartan duygulardı bunlar. Yoksulluk içinde büyümüş, bu yüzden mağdurun ve ezilenin yanında hissetmişti kendisini.

Ölüm döşeğinde ziyaret ettim onu, son 48 saatiydi. Başucunda Yoldan Çıkmış Simalar kitabı vardı. Bu kitabın onunla başlaması ve tarafından dünya gözüyle görülmüş olması benim için mutluluk verici oldu. Ona elimden geldiğince vefa borcumu ödemeye çalıştım. Bu tam olarak mümkün olmasa da, elimden geldiğince... 


Plak koleksiyoneri olmak için neye ihtiyaç var?


Burak Sülünbaz: Plak koleksiyonerliği bugünlerde popüler bir hobi alanı. Senin hayatında ekmek yemek, su içmek gibi bir mevzu bu yıllardır. Hava atmak isteyen, görüntüye önem veren, eskiyi özleyen, cebinde parası çok olan veya müziği saplantı haline getirmiş arkadaşlar plak koleksiyoneri olmaya ya da daha doğrusu plak toplamaya başladı. Bu açığı fark eden pek çok kişi plak fiyatlarını yükseltti ya da geçim kaygısıyla yükseltmek zorunda kaldı. Her kapının ardından plakçı çıkar oldu. Bu işler dün nasıldı? Senin gözlemine göre bugün nasıl? Ve nasıl olmalı. Söz gelimi hepimiz Pink Floyd, The Beatles, David Bowie veya Miles Davis koleksiyoneri olmalı mıyız?

Murat Beşer: Bazıları için meta toplayıcılığı kendini beğenmişlikle ve mülkiyet duygunun verdiği güvenle pekişir. Kendini güçsüz hissedenlere güven sağlar. Değerli nesnelerin ya da mülkiyetin sahibine değer katacağını düşündürür. Koleksiyonculuk böyleler için toplumsal bir statüdür. Konuya böyle yaklaşmıyorum, ben onlardan biri değilim. Kurumlara ya da kişilere değil; müziğe olan aşkımın peşinden sürüklenerek koleksiyoncu olmuş biriyim. Birilerini kayırmayı ya da toplumsal bir statü elde etmeyi müziğe tercih etmedim. Ne kendimi, ne bilgi birikimimi, ne yazarlığımı, ne de koleksiyonumu kariyer amacıyla pazarlamadım. Eğer bu ilişki bir gün gelip şimdi tarif ettiğimiz dışına çıkacak olursa, o zaman sahip olduğum plaklarında benim için bir anlamı kalmaz.

Koleksiyonculuk dün bugüne göre manevi açıdan daha değerli bir şeydi, zira aradığımız şeye çok uzun sürede ve çok zor ulaşırdınız. Ona emek verdiğiniz için bulunan nesne ettiği paradan çok daha değerliydi. Şimdi neredeyse tersi.

Son meseleye gelecek olursak: binlerce plağa sahip olarak koleksiyoncu olamayabilirsiniz, ancak birkaç yüz plakla koleksiyoner olabilirsiniz. Bu tamamen konseptinizin varlığı ve gücüyle doğru orantılı bir konu. Koleksiyoner olmak için konu, bilgi ve zamana ihtiyacınız var. Bir de maalesef para tabi...


Bu memlekette müzik üzerine yazmak...


Burak Sülünbaz: Senin de içinde bulunduğunuz müzik yazarlığındaki duayen isimler bir elin parmaklarını geçmez. Bu alanda kalem oynatmak geçer akçe olmayalı pek Don Kişot müzik yazarlığına, kültür-sanat muhabirliğine soyunmaz oldu. Caz yazarlığının daha genel bir deyişle müzik yazarlığının gelecekteki ahvalini nasıl görüyorsun?

Murat Beşer: Bu memlekette müzik yazmak, (bir avuç futbol yazarını tenzih ediyorum) boyalı basında ya da aptal kutusunda futbol yorumculuğu yapmaya benzemez. Birinde açlık sınırında yaşamaya mahkûm olurken, değerinde ihya olursun, ciple seyahat edersin. Ben geçinemem pahasına bu işi sürdürenlerdenim. Çoğul konuştuğuma bakma, kaç kişiyiz onu da bilmiyorum ya!

Çok iyi bir müzik dinleyicisiyim her şeyden evvel. Bu da yazarlığın olmazsa olmaz koşulu. O yüzden de her şeyi kolay beğenmediğim doğru, ama bunun için kimseyi suçlayamam; öncelikle de kendimi. Her zaman meselelerim oldu. Her zaman söyleyecek sözüm, saptamalarım ve yorumlarım oldu. Eğer bunları yerli yerinde ve anlaşılır biçimlerde söyleyebiliyorsanız gerisi sadece bir biçim ve üslup sorunudur. Söylemenin önemli, hangi araçlarla söylediğimin ikinci planda kalıyor olmasının, ayak bastığım alanın ne olduğunun önemsiz; söylenen sözün ise hepsinin üzerinde olduğunu anladığım gün, müzik yazarlığının benim için uygun olduğuna hükmettim. Kriterlerimin ince olduğu söylenebilir. Dünyada tıpkı iyi edebiyatçı, iyi yazar, düşünür, sanatçı gibi iyi müzisyen de azalıyor. Bunu toplumların toplumsal, tarihsel ve kültürel bellek yitimine; apolitizasyona bağlıyorum. İyi okuyucu gibi, iyi dinleyici de azalıyor. Ben bu trajik tabloda beğenmeme hakkımı cömertçe kullanıyorum sadece. Emeğini satan sınıfın müzik yazarı kontenjanını kendime ayırdım. Beni yazmaya iten şeyin vardığı noktaya gelecek olursak. Müzik yazılarının “neliğini” ve sınırlarını zorlayarak ne olabileceğini tartışıyorum içimde halen.

İnsanlar çok hızlı müziği tüketmeye başladı. Buna bağlı olarak da müzik yazarlığı ve eleştirmenliği ehemmiyetini yitirdi. Açıkçası yeni kuşakların müzikle ilişkisini hazmedilmiş bir ilişki olarak görmüyorum. Tıpkı okudukları yazılarla olduğu gibi… Yine de şu müzik yazarlığı konusunda enseyi karartmayalım diyorsanız: hangi dönemden geçiyor olursak olalım, iyi işlerin her zaman karşılığını bulacağını düşünüyorum. Er ya da geç.


Ailem benim vicdanım, öğretmenim ve terbiyem...


Burak Sülünbaz: Oturup bir şeyler yazmak için salim bir kafaya sakin bir ortama ihtiyaç duymak gerekiyordur diye düşünüyorum. Sakin bir köşe bulmak iyice zorlaşmaya başladı. Hele çocuklu bir baba için sorumluluklar daha da artıyor olmalı. Dengeli bir aile yaşamına sahip olmanın yazarlığına etkileri neler? Yazmak için kaçtığın sakin bir köşe var mı?

Murat Beşer: Kimileri evli barklı olmak, çoluğa çocuğa karışmak engel gibi görünebilir; oysa ben tam tersini düşünüyorum. En azından kendi yaşamından hareketle. Her şeyden evvel ailem beni meşgul etmiyor, motive ediyor. Ailem benim vicdanım, öğretmenim ve terbiyem.

Tek başıma yaşasan sabah beşte kalkmam. Kendi başıma olsan bu kadar çalışmam, üretmem. Bu kadar disiplinli, planlı programlı yaşamam. Öğlen 12’ye kadar kahvaltı, kitap okuma ve yazma dahil tüm masa başı işleri biter benim günümde.

Evde neredeyse her yer yazmak için sakin bir köşe gibi… Amam dışarıda bu tip kaçış ve saklanma alanları giderek azalıyor. Ev işleri bitince çıkıyorum, dışarıdaki işlerimi halletmek üzere. Ancak bu saate kadar da tüm ev işlerini bitirmiş olmak istiyorum, huzurlu olmak için. Zira dünyama aldığım insanlarla ilişkim, onlara gerçekten dokunmak, anlamak, dinlemek, sevmek ve faydalı olmak üzerine kurulu. O yüzden kendimi hep çalışmak, daha fazla üretmek zorunda hissediyorum. Zaten boş zaman denen şey tümüyle bir yanılsamadır, tersinden üretilmiş bir tüketim ve sömürü toplumu yanılsamasıdır.


Sıradaki proje...


Burak Sülünbaz: Caz müzisyenleri dünyasından ilgini çeken, tanışmayı, yazmayı isteyeceğin “yoldan çıkmış simalar” var mı?

Murat Beşer: Çok var. Sıradaki portre kitapları belli konsept başlıklarda olacak. Bunlardan biri de müzisyenler, hatta caz müzisyenleri.

Burak Sülünbaz: Aklıma takılan sorularıma samimi yanıtlar için çok teşekkür ederim. Yazılarını, kitaplarını keyifle okuyacağımız nice zamanlara.

Murat Beşer: Ben de teşekkür ederim.

Burak Sülünbaz

Cazkolik.com / 20 Aralık 2016, Salı

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Burak Sülünbaz

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.