Can Tutuğ’dan müzik dünyamızda bir ilk!

Can Tutuğ’dan müzik dünyamızda bir ilk!

Can Tutuğ'un "Bir Başına" albümünü Youtube ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz.

 

 

Selam olsun Bir Başına yalnızlığımızı dağıtanlara

 

 

Hasretiz yeni ve yaratıcı şeylere ülkede. Standartların dışına çıkanlara, vasatı aşanlara, ufkumuzu genişletenlere, zihnimizi ve kulağımızı açanlara... Aykırı ve uzlaşmaz... ama yine de ulaşılabilir, nüfuz edilebilir olanlara. Sakin sakin, mırıl mırıl bir şeyler anlatırken, gümbür gümbür üst perdelere çıkıp şaşırtanlara. Gökyüzü ya da deniz... bir maviliğin, bir enginliğin içinden gelenlere. Her gelişinde heybesinde yeni bir şeyler getirenlere, düşünceleriyle beraber duygularını, hüznünü ve sevincini dürüstçe paylaşanlara, içini dökenlere... İçeriden dışarıya, dışarıdan içeriye... yakaladığı seslerin/sözlerin peşinden koşanlara, yer yer hızlı, yer yer yavaş, tempoyu iyi ayarlayanlara... zamanla başkalarının da temposunu yakalayıp koşusunu çoğaltanlara... İlk başta çok “açık” gelmese de, zaman geçtikçe, birliktelik pekiştikçe, okudukça, izledikçe ve şu anda bizim örneğimizde olduğu gibi “dinledikçe” açılıp gelişenlere, sarıp sarmalayanlara, içimizdeki coşkuyu açığa çıkaranlara, bir başlarına yalnızlığımızı dağıtanlara...

 

Evet, yalnızız genelde bu güzel ülkede. Büyük bir basınç/baskı var üzerimizde. Abanıyorlar üstümüze. Hatta tepiniyorlar üstümüzde. Nefes almamızı bile zorlaştırıyorlar bazen. Yaratıcı ürünler/çıkışlar daha mı iyi filiz verebiliyor, boy atabiliyor, fışkırabiliyor böyle bir ortamda/ülkede/dönemde acaba? Cesaretlendiriyor mu üzerimizdeki basınç yaratıcı emeği? Yok canım, daha özgür bir dünyada, daha adil bir toplumda daha çok çıkardı sesimiz muhakkak, ama susmuyoruz burada da... yaratıcı insan zihni susturulamaz ki! Bir başımıza kalsak da, sesimizi duyurabilmek için sürekli çabalar, bazen başka seslere katarak, bazen yekten çığlık atarak çoğalabilir, çoğaltabiliriz hep.

 

 

Yeni ve yaratıcı, yer yer dingin, yer yer haykıran sağlam bir albümle karşı karşıyayız şimdi. Türkiye’nin ilk solo vibrafon albümüyle. Can Tutuğ’dan... hoş tınılar, titreşimli anlatılar diyarından

 

 

Ufku çok geniş bir müzisyen, ama onun yanında sağlık sistemimizdeki aksaklıkların ceremesini çeken bir hekim Can. Ruhumuzu sağaltanlardan. Sistemdeki aksamalar onu hemen her gün ağır bir yükle karşılar, onlarca hasta bakmak zorunda bırakırken, zorlu mesaisinin peşinden, “zihni boşalsın” diye mi yapıyor acaba müziği diye düşünüyor ilk başta insan. Hiç sanmıyorum! Boşalsın diye değil, tam tersi, zihnini ve zihinlerimizi doldurmak, harekete geçirip coşturmak için yazıyor bestelerini bence. Gerçekleştirdiği icralar da öyle; düşler ve düşünceler hep birlikte, dolsun, taşsın, aksın diye...

 

Durmuyor, anlatıyor sürekli. “Intro” ve “Outro”da uzun uzun anlatıyor öykülerini. Intro dediğimiz bir “Siyah Güneş”. Tutulmuş mu, tutuk mu, Tutuğ mu? Bilemiyoruz. İlk notalarla ve kapak görselinin de yardımıyla girdiğimiz esmer, koyu bir hava var, onu biliyoruz. Kapalı bir atmosfer, bulutlar yoğun, yavaş yavaş ilerliyorlar gökyüzünde, tam karanlığa, geceye doğru gidiyoruz...

 

Hava aydınlanıyor sonra, “dünyanın en güzel şehri”ne, Kırklareli’ne geliyor sıra. Başlıyoruz canlanmaya. Biraz olsun neşelenmeye. Yakalıyoruz bir anda ezgiyi ve dağıtmaya başlıyoruz ikinci tekrarla birlikte. En sonda aynı ezgiyle toparlayana kadar doğaçlıyoruz Tutuğ’la yan yana.

 

“N.K.O.”ya geliyor sıra, harflerin açılımını bilmesek de notaların bize açtığı bir diyar var. Benim kulağıma Monk diyarı gibi tınlıyor en çok. Genel olarak bestelerin yapısında ve icrasında hep bir Monk havası yakalıyor zihnim. Biri piyano, diğeri vibrafon olsa da, Monk’un solo icralarıyla bir yakınlık hissi bırakmıyor yakamı albüm boyunca. “Disisi”de de, “Uğur Özdilek ve Mıyır Mıyır Müzik”de de aynı his.

 

Sona doğru hızlanıyor, “mıyır mıyır” tarzımızı bir kenara ayırıyoruz sanki. Bir telaş havası var “RUsher”da... adı üstünde. En “dışa dönük” parçası ayrıca albümün. “Outro”ya doğru koşturmamız için bir tuzak sanki.

 

Bu son koşu yorduysa, tekrar içimize dönebiliriz en sonda. “Hiç Kimse”nin hemen yanına, yamacına eğleşip uzaklara, dalgalara, maviliklere ve hava giderek karardıkça gölgelere bakabiliriz şimdi tekrar. Baktıkça da dalabiliriz hayallere.

 

Hep hülyalı bir haller yok mu zaten bu vibrafonun ve vibrafoncumuzun bir başınalığında? Biter mi ülkedeki bu yoğun sisli, puslu, dumanlı hava peki? Can’lanıp coşturabilir mi bizi Kırklareli havaları sık sık? Çoğalır mı Bir Başına’lığımız zamanla?.. Bir ağaç gibi, vibrafonunun başındaki bir müzisyen gibi tek ve hür... bir orman gibi, müzikal evrenin sonsuzluğunda dinleyicilerle birlikte çoğalan bir koro gibi kardeşcesine...

 

Can Tutuğ’un daveti bu, siz de katılın bence.

 

Ali Haluk İmeryüz

 

Cazkolik.com / 02 Ocak 2024, Salı

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Ali Haluk İmeryüz

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.