Caz: 1 - Siyaset: 0

Caz: 1 - Siyaset: 0

Mariinsky Theatre

Caz: 1 - Siyaset: 0

2012 yılından beri cazın tamamını buluşturan dünya çapındaki tek etkinliği "Dünya Caz Günü" bu yıl Rusya`nın St. Petersburg şehrinde kutlanacak. Çarlık Rusya`sının bütün mimari-kültürel görkemini her binasında, her sokağında taşıyan büyüleyici bir şehir St. Petersburg. Hem şehir olarak çok güzel, hem geçmişi, tarihi etkileyici. Bu açılardan bakınca, bu yıl St. Petersburg`un seçilmesi isabetli görünüyor ama bunlardan daha güncel, daha önemli bir sebep var asıl, dünya Suriye üzerinden topyekün bir savaşa tutuşma eşiğinden dönüp dönüp dururken, başta İngiltere olmak üzere Avrupa Rusya ile ilişkilerinde gerim gerim gerilirken, Rusya`da gerçekleşecek spor organizasyonlarının iptali konuşulurken caz dünyasının siyasete adeta nanik yaparcasına böyle büyük bir etkinliği Rusya`ya vermesi harika bir haber. Çünkü bu olayın arkasında Unesco var. Unesco`nun en azından bu olayı kültürel değerlendirmesi gerekiyor. Bir de, her yıl belli bir şehir seçiliyor, bu şehirlerin seçimine bakılınca coğrafi dağılımın mânâlı olduğunu körler bile görür. Önce cazın doğduğu yer New Orleans, sonra İstanbul, ardından Paris, Japonya vs. ve şimdi Rusya seneye Sidney. Dünya Caz Günü bence bu yıl St. Petersburg`a yakışacak.


30 Nisan Dünya Caz Günü`nde neler olacak?

Hangi konserler var?

30 Nisan`da cazseverler nerde hangi konser var merak ediyordur, hemen söyliyim, son yıllarda 30 Nisan Dünya Caz Günü`nün lokomotif markası Garanti Caz Yeşili oldu. Garanti Caz Yeşili bu sene beş etkinlikle başı çekiyor. Bu konserler beş farklı salonda gerçekleşecek. Tabii klüpler, mekanlar tek tek kendi etkinliklerini yapacaktır mutlaka. Cemal Reşit Rey konser salonu da 30 Nisan Dünya Caz Günü için bir gala konseri hazırladı. İranlı müthiş ses Mahsa Vahdat ile piyanist Tord Gustavsen`i İstanbul`da daha önce izlemiştik, bu kez daha geniş bir projeyle o gün konser verecek. Bence kaçırmayın ya da tüm konserlere bakıp planınızı yapın derim, o gün bir konsere gitmek bir cazsever olarak şart. Kadıköylü cazseverler için güzel haber de Yeldeğirmeni`nde bağımsız cafelerin The Badau öncülüğünde kendi aralarında organize olarak 29-30 nisan günleri özel etkinlikler düzenlemesi oldu.


Tromboncular nereye gitti?

Tromboncu Ryan Keberle

Şahsen hüzünle takip ettiğim bir konu cazda solist tromboncuların azalması. Sadece ben değilmişim üzülen zira tromboncu Ryan Keberle`nin yukarda başlığa çıkardığım sorusuna gönülden destek veriyorum. Başarılı sanatçı da soruyor ama cevabını kendi veriyor. Grubu "Catharsis"le verdiği konserlerde gözlediği bir olgu olduğunu söylüyor. Geçmişin Glenn Miller, Tommy Dorsey, Trummy Young, Jack Teagarden, J.J. Johnson, Bob Brookmeyer, Frank Rosolino, Slide Hampton gibi resmen cazın geleceğini etkileyen tavır ve trend geliştirici isimlerine bakınca bugüne üzülmek az kalıyor. Benim merak ettiğim ise Amerika`da bir dolu caz okulu, yaz okulu vs. var buralardan tromboncu yetişmiyor mu? Türkiye`de de bir elin parmağını geçmeyecek sayıda trombon sanatçımız var ve onların çoğu TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası`nda zaten.


Kaosun ortasında barış ve huzur nasıl olur?

Joyce DiDonato bu yaz klasik müzik festivalinde

Bin puanlık soru, cevabı bilen var mı? Günümüzün şöhretli lirik koloratur sopranosu Joyce DiDonato cevabı biliyor mu emin değilim ama aklında bir fikir var. Bu yıl 46. kez gerçekleşecek İstanbul Klasik Müzik Festivali`nde 1 haziran akşamı Joyce DiDonato konseri var. Sanatçı festivalde kendi projesi "Savaşta ve Barışta"yı seslendirecek. "Bir dünya vatandaşı olarak bazen hayatlarımızın her köşesine sızan karışıklık ve karamsarlığın girdâbına kapılmaya karşı koyamayacak gibi oluyorum fakat mücadeleci, gururlu, istekli bir iyimserim, karşı koyuyorum, müzik yoluyla uyum sağlıyorum" diyor. Bu tarz açıklamaları iyi niyetli bulmakla birlikte yine de böylesi sanatçıların sahip olduğu konformizm üzerinden konuşma rahatlığı, `ne güzel mesajımı da verdim` duygusu beni irkitiyor. Söyledikleri haklı ve doğru sözler dahi nedense vicdanlı gelmiyor.


Bunlar caz kasabı

Caz kasapları

Geçen hafta seksenlerden bahsedince takip ettiğim konu kendiliğinden sanki seriye dönüştü ama benim suçum yok, şöyle ki, son sıralar yeni albümler arasında "Jazz Butcher" diye bazı albümler görüyorum, allah allah, kim bunlar tanımıyorum, isim yeni görüntüler eski, hiç duymamışım. Meselenin aslı şöyleymiş; müzik sektörü eski sandıkları karıştırmayı sever, yine böyle tavanarası didiklemesinden çıkan seksenlerin başında dört yıl müzik yapmış adında caz olan ama aslen punk rock grubu bir topluluk "Jazz Butcher". 1983 tarihli "in Bath of Bacon" ve "Distressed Gentlefolk" albümleri epey ilgi görmüş ama yazılanlara bakılırsa grup kendini ciddiye almadığı için dağılıp gitmiş. Şimdi sektör, kıyıda köşede kalmış hazine muamelesi çekiyor ama anlaşılan topluluk kendini bir dönem ünlü yapan ve adına `yatak odası kayıtları` dedikleri şarkılarındaki orijinalliklerini sürdürememiş ya da malzeme bu kadarmış, sektör şimdi bir medet peşinde.


Nina Simone`suz en iyi kadın albümleri listesi olur mu?

Nina Simone`suz bir liste?

Dünyanın en çok okunan müzik sitelerinden NPR sık yaptığı şeylerden biri olan okur anketini bu kez kadın müzisyenlerin imzasını taşıyan en iyi albümler konusunda yapmış. Bu ankete "150 Greatest Albums Made by Women" adını veren web sitesinde meraklısı listeyi inceleyebilir, yazsam buraya sığmaz ama ilk sırada Joni Mitchell "Blue", 2. sırada Carole King var, Janis Joplin ile Patti Smith 5 ve 6. sırada, onları hemen Amy Winehouse "Back to Black" ile takip ediyor, Beyonce, Tori Amos ve yine Mitchell`ın ardından Adele`i dünyaca ünlü yapan "21" geliyor. Cazdan tipik bir albüm ben görmedim ama souldan Aretha Franklin 30. sırada "Lady Soul" ile, Amy Winehouse`u da katsak dahi bu iki tarz müzik listede bence çok eksik, pardon, Aretha 14. sırada varmış, onu atlamıyım ama yine de caz hepten yok soul da eksik. Olmadı. Bu listeyi sevmedim, Nina Simone nerde mesela? İlk 40`ta yok! Olacak iş mi?


Cazda kendi sesini bulmak

Bud Powell bakışlarıyla herşeyi anlatıyor

Cazda en önemli şeylerden biri sanatçının kendi sesini bulması olmuştur. Eskiden de, şimdi de. Hatta, şimdi bu konu daha can yakıcı peki bu bir sorun mu? Evet, sorun. Bildiğiniz tüm isimleri hafızanızda yoklayın büyük kısmının kendi sesi olduğunu görürsünüz. Eski nesil ustalar big bandlerin rekabetçi ortamlarının orijinal soundlar konusunda ne kadar verimli olduğunu anlatırdı. Bugün notayı düzgün çalan ama hepsi birbirinin aynı seslerle dolu, bu önemli bir konu. Günümüzün hocaları `caz çalmayı bilmeniz başkalarından farklı bir ses çıkarabileceğiniz anlamına gelmez` der. Kağıtta yazılı herşeyi harfiyen doğru yapabilirsin ama günün sonunda müzisyen okyanusunda bir balık olursun, işte, bu tür sorular sanatçının kendi sesini bulmaya yönelmesi bakımından önemli. Cevabı tek bir seçenek değil ama duygusallığa ve entelektüelliğe daha dikkat etmekten tutun sezgiselliğe kadar, sevdiğiniz şeyleri çalmaktaki yakınlığınıza kadar, görevdense saygı ve takdire kadar, statükoyu zorlamayı istemeye kadar sıralanacak çok şey var.


Sürpriz bir caz albümü

Prince`in babası caz bestecisi miymiş?

İki yıl önce herkesi şoka uğratan bir haberle Prince`in öldüğünü öğrenmiştik, uyuşturucu mu, intihar mı derken aylarca konuşuldu, hatta biz de haber yaptık, caza yakın oluşuna değindik ama dün öğrendiğim haber bana ilginç geldi, Prince`in babası John L. Nelson`ın yetmişli yıllarda yaptığı caz besteleri "The John L. Nelson Project" adıyla yayınlanmış. Ben dinledim, dijitallerde var, ilk parçayı özellikle sevdim, hiç fena değil. Projeyi Nelson`ın kızı, Prince`in üvey kardeşi 2001`de 85 yaşında ölen babasının New York`daki apartman dairesindeki eşyalarını elden geçirirken bulmuş. Prince`in bu bestelerden haberi var mıydı bilmiyorum. Albüm baba Nelson`ın yeğeni ünlü caz müzisyeni Louis Hayes tarafından kaydedilmiş. Hayes, geçen senenin en iyilerinden "Serenade for Horace (Silver)" isimli bir albüm yayınlamıştı. Aileye bakar mısınız…


Kusursuz kulak

Bager Çalışçı`nın her sesi duyabilen bir kulağı var

Doğal yeteneklere nasıl sahip çıkmamız gerektiğini gösteren öyle haberler var ki insan okuyunca şaşırıyor ve üzülüyor. Böyle son habere Anadolu Ajansı`nda rastladım. Görme engelli olmasına karşın kusursuz kulağa (absolut kulak yani ses aralığındaki tüm sesleri duyabildiği gibi bunları notaya alabilen ve nota olarak karşılığını duyan kulak türü) sahip Muş`lu küçük Bager Çalışçı`nın iyi eğitim alması halinde dünya çapında piyanist olabileceği söylenmiş. Bunu söyleyen de Muş`ta beş ay önce eğitim merkezi açan ve kendi de görme engelli öğretmeni Caner Keser. Keser, `piyano başındayken onun özel yeteneği olduğunu farkettim, algılama, kavrama ve zihin hakimieti oldukça fazla, doğadaki bütün sesleri çıplaklığıyla duyabiliyor ve bunları sonra notaya dönüştürebiliyor` demiş.


Haftanın yeni albüm keşifleri

Haftanın keşiflerinden...

Bir ay önce kardeşi Nağme ile Tunçel Gülsoy`un programına konuk olan Yarkın kardeşlerden Baturay Yarkın kendi adına ilk solo albümü "Su"yu yayınladı. Henüz dijitalde yok ama iTunes da var. Arild Andersen ve başka isimlerin projelerinden tanıdığım Paolo Vinaccia`nın "Rathkes Gate" albümüne kulak verin derim, dramatik cümlelerinde saksofonu trompet tadında kullanan bir sanatçı. Adını ilk kez duyuduğum Fransız saksofoncu Sylvain Rifflet`in "Refocus" albümü bana ilginç geldi dinleminizi öneririm. Azeri caz dünyası özellikle piyanist olarak iyi isimler çıkarıyor. Şahin Novraslı`yı ben ilk kez duydum ama adam 42 yaşındaymış. "Emanation" albümüne kulak vermenizi öneririm.


Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 16 Nisan 2018, Pazartesi

Kaydet

Kaydet

Kaydet

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.