CRR Caz Şubatı`nda ne oldu?

CRR Caz Şubatı`nda ne oldu?

İstanbul Caz Festivali Direktörü Pelin Opçin

Londra Caz Festivali şanslı!

İstanbul Caz Festivali direktörü Pelin Opçin`in Londra Caz Festivali`ne transfer olmasına sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim. Şöyle ki, elbette bir ilk olması, gittiği ülke/şehir/festivalin önemi gibi bakarsanız eğer gurur verici, üzülme kısmı ise üzülmek değil elbette, belki şöyle anlatmak daha doğru olur; çok zor bir dönemde uzun süre festival gemisini dinmeyen fırtınalı bir denizde rotasında tutan bir ekibin başındaydı. Muhtemelen, İstanbul Caz Festivali ayarında dünyada başka hiçbir festivalin başına gelmeyecek olaylar İstanbul için sıradandı. Gelmek istemeyen sanatçıları ikna etme macereları mı isterseniz, dışarda bombalar patlarken içerde konser izleme macerası mı istersiniz, askeri darbe teşebbüsü olurken konserden koşarcasına çıkanlara hiçbir şey anlamadan bakan sanatçılara durumu izah etmek mi istersiniz, seçin birini sonra sorun mesela Oslo Caz Festivali`nin direktörüne bunların hangi birini yaşamış? Bir festival direktörü zamanının çoğunu caz dünyasını takip ederek, gelişmeleri izleyerek, diğer festivalleri inceleyerek, idari işlerle filan geçirir, şimdi hiç değilse gündemi böyle olan bir şehre gideceği için şanslı. Bir de şu konu önemli, hatta benim için daha önemli, Pelin Opçin caz festivallerinin bildiğimiz eski geleneksel yapıdan tümüyle yeni bir dünyaya dönüşmesi sürecinin tam içinde yaşayan bir yöneticiydi. Sokakta sosyal fırtınaları idare ederken öte yandan geleneksel caz festivallerinin klasik yapılarının dönüşmesini de yönetmek durumunda kaldı. Mesela benim gibi tutucu cazseverlerin festivallerin giderek hibritleşmesine, farklı müzikleri bünyesine dahil etmesine itirazları gülümseyerek dinledi ve mutlaka memnun olacağımız konserleri programalara dahil etti, hem bileti düşündü hem iyi cazı. Hem sokağı düşündü hem basını. Hem caz dünyasını takip etti hem kişisel ilişkileri yönetti. Şimdi düşünüyorum da, tüm bunları yaşayan biri Londra Caz Festivali`nde sıkılmasın sonra :) Sevgili Pelin Opçin`e Londra`da başarılar diliyoruz. Hep gülümseyen ve mutlaka çözüm üreten biri olarak en iyisini yapacağını biliyoruz.


Caz müzik hiyerarşisinin en üstündedir

Caz herşeyin üstündedir!

Geçen hafta Quincy Jones Amerikalıların ünlü bir popüler kültür sitesine röportaj vermiş, tam anlamıyla dökülmüş. Epey şey anlatmış. Biz de özetleyerek yayınladık. Okuyunca bu anlattıkları ya bir de anlatmadıkları diye insanın aklına gelmiyor değil doğrusu, okuyun derim ama benim dikkatimi çeken "caz müzik hiyerarşisinin en üstündedir" cümlesi oldu. Hem hoşuma gitti hem doğru bir tespit. Klasik müziği bir kenara koyarsanız eğer 20. yüzyılın başından itibaren gelişen tüm müziklerin atasıdır caz. Hiyerarşiye bu anlamda bakarsanız, evet, üstünde. Yine aynı dönemden itibaren gelişen tüm müzik formlarının en estetik, en sofistike olanıdır caz, bu kapsamda bakarsanız, evet, yine öyle. Aynı dönemin tüm müzik türlerinin en yaratıcı, en `progressive` olanıdır caz, evet, yine öyle. Tüm türler içinde dünyanın en iyi müzisyenleri caz müzisyenleridir, dinleyici bakımından en tatmin edici müzikler yine cazdan çıkar. Yani, nereden bakarsanız bakın doğru bir tespit. Evet, çok satmıyor, evet konserlere giden müziksever sayısı sınırlı, evet, küçük bir ekonomi ama en iyi müzik yine de caz!


Gelenek ve çağdaşlık arasında

Ustaların buluşması

Yayınladığı her albümle geniş ve derin Türkiye mozayiğinin önemli bir parçasını daha usulca yerine yerleştiren Kalan Müzik bence ömürlük bir albüme daha imza atmış. Derya Türkan, Kudsi Erguner, Murat Aydemir ve Zohar Fresco`nun birlikte kaydettiği "Tarab" firmanın da belirttiği gibi gelenekle çağdaşlık arasındaki devamlılığın en nitelikli, en yeni ürünü. Son yıllarda ülkede her kavram kutuplaşma üzerinden algılandığı için bu müzik enstrümanlarına dahi sirâyet etmiş durumda. Bir kesim meselâ ney, tanbur, kemençe, bendir gibi sazları folklorik oryantalizm olarak anlarken diğer kesim ise milli miras, tasavvuf ve dini olarak anlamayı tercih ediyor, oysa, müzisyen gözüyle bu sazlar öncelikle çok iyi icra edilmesi gereken enstrümanlar, sonra, icra edilen müziğin niteliği geliyor, işte, bu albümdeki gibi isimlerin ustalığı sayesinde divan ve tasavvuf müziğine ait bu müzikler uluslararası çapta bir boyuta yükseldiler, bence, öncelikle biz müzikseverlerin bunun keyfini ve zenginliğini yaşaması gerekiyor.


CRR Caz Şubatı`nda ne oldu?

Ud üstadı Rabih Abou Khalil

Konuyu takip ettiniz mi bilmiyorum ama bu sene 5. kez izleyeceğimiz CRR Caz Şubatı ilginç bir dalgalanma yaşadı, cazseverler olarak kafamız karıştı, acaba konserler olmayacak mı endişesi duyduk derken sular duruldu ve program ilan edildi. Edilince bu kez başka bir soru belirdi. İlan edilen isimler önceki yıllardan alıştığımız gibi değildi. Tamam, bu isimler de iyi diyelim ama özellikle Avrupa ve Amerikan cazından kimsenin olmayışı şaşırttı. Sonradan işin aslı biraz biraz anlaşıldı. İstanbul Belediyesi Kültür AŞ`nin yönetimi değişince CRR dahil bağlı kurumların da yönetimleri değişti, aslında bu sene izleyeceğimiz konserler çoktan belliydi ama yeni gelen yönetimle anlaşmalar da değişince konserler tehlikeye girdi, işte, o zaman iptale neden olmak istemeyen yeni yönetim hızla yeni bir program oluşturdu ve yeni konserler belirlendi. Hızlıca bir kaç not veriyim; Aziza Mustafa Zadeh bizde zaten sevilen biri, Tarek Yamani tanımıyanlara not olsun çok sağlam bir müzisyen, lafı uzatmıyım kaçırmayın, Rabih Abou Khalil yılların ustası, tamam yeni bir albümü yok vs. ama hep izlenir, Le Trio Joubran`ın burada özel kitlesi var, Marcel Khalife ve İsmail Lumanovski tam bir sürpriz ve esas sürpriz Anouar Brahem. Yeni albümü "Blue Maqams" son dönemin en iyi caz albümlerinden, inanılmaz bir soundu var, bir de albümdeki müzisyenlerle gelseydi süper olurdu. Son not; Aziza ve Yamani dışındakilerin hepsi udi, bu da iginç bir tesadüf (mü)!


Avrupanın en iyi caz klüpleri

Bimhuis mimarisiyle de dikkat çekiyor

Down Beat dergisi sık yaptığı bir işi yinelemiş. Dünyanın en iyi caz klüplerini bir dosyada derlemiş. İki yüzün üzerinde klüp çıkmış ortaya. Bu klüplerin büyük kısmı Amerika Birleşik Devletleri`nde. Ben oradakileri değil yakın olan Avrupa`dakileri not etmek istiyorum, elinizin altında olsun, yaza doğru bu konuda çok mail geliyor, yani, şuraya gidicem orada iyi klüp var mı biliyor musunuz gibisinden işte tam liste burda. Çekya`dan 3 klüp var; AghaRTA, The Jazz Dock ve Lucerna Music Bar. Danimarka`dan Kopenhag Jazzhouse ve Jazzhouse Montmartre. İngiltere`den 6 klüp; The 606, Cafe OTO, Jazz Cafe, PizzaExpress,
Ronnie Scott`s ve The Vortex. Finlandiya`dan Juttutupa ve Storyville, Fransa`dan 5 adet; Duc Des Lombards, Le Caveau de la Huchette, New Morning, Le Piano Barge ve Sunset-Sunside. Almanya`dan 8 adet; A-Trane, Aufsturz, B-Flat, Jazz im Prinz Karl, Jazzkeller, Quasimodo, Stadtgarten ve Unterfahrt. Yunanistan`dan Half Note, Macaristan`dan Budapest Jazz Club. İtalya`dan Alexanderplatz, Cantina Bentivoglio, Jazz Club Ferrara, La Salumeria Della Musica, Tramjazz. Hollanda`dan Bimhuis ve Jazz Cafe Alto. Norveç`ten Victoria Nasjonal Jazz Scene. Portekiz`den Hot Clube de Portugal. Rusya`dan Igor Butman Jazz Club, JFC Jazz Club. İskoçya`dan The Jazz Bar. İspanya`dan Bogui Jazz, Cafe Central, Harlem Jazz Club, Jamboree Jazz Club ve Jimmy Glas Jazz Bar. İsveç`ten Fasching ve Glenn Miller Cafe. İsviçre`den Marian`s Jazz Room ve Türkiye`den Nardis, hem de tek resmini koydukları klüp Nardis olmuş.


Stacey Kent elini yüksekten açmış

İhmal edilmeyecek bir albüm

Bizim buralarda çok sevilmesine, çok konser vermesine rağmen sanki geçen yıl yayınlanan albümü "I Know I Dream" ıskalandı gibi. Halbuki, tene değen ipeksi sesi, büyüleyici zarafetiyle Kent`in muhtemelen kariyerinin en iyi albümlerinden bu kayıt. Uçuşan tül perdeleri anımsatan güzelliğiyle Kent bu son albümde arkasına tam 52 kişilik devasa bir orkestra almış. Kredi bilgilerine göz attım ucu bucağı yok. Kerem Görsev`in kulakları çınlasın, parçaların düzenlemesi tam Nelson Riddle`a göre. Büyük aranjör hayatta olsaydı bu düzenlemeleri herhalde takdir ederdi. Peki yapan kim dersiniz? Albümde aynı zamanda saksofon çalan kocası Jim Tomlimson. Kent`in arkasındaki sessiz güç olduğunu biliyordum ama bu kadar iyi düzenleme yaptığını bilmiyordum, adam aşmış kendini ama övgünün büyük payı Tommy Lawrence`ın, en çok onun imzası var. Her albümünde mutlaka bir Fransızca şarkı söyleyen Kent bu albümü de ıskalamamış. Bir Serge Gainsbourg bir Leo Ferre parçası var ama açılış iki parçayla kafadan Jobim. Tam isabet. Kesin dinleyin.


Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 13 Şubat 2018, Salı

Kaydet

Kaydet

Kaydet

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.