Dün akşam Arkeoloji Müzesi`nin tarih kokulu avlusunda New York 21 yüzyıl modernizmini temsil eden genç müzisyenlerini dinledik...

Dün akşam Arkeoloji Müzesi`nin tarih kokulu avlusunda New York 21 yüzyıl modernizmini temsil eden genç müzisyenlerini dinledik...

Arkeoloji Müzesi`nin tarih kokulu

avlusundan New York`un 21. yüzyıl

modernizmine...

Caz klüplerinin cazda atılan yeni adımların çoğuna ev sahipliği yaptığını biliyoruz... Müzisyenin, bestecinin söyleyeceği yeni sözlerin çoğu ilk olarak caz klüplerinde yankılanır. Bu açıdan, dün akşam iki set halinde gerçekleşen performanslara da böyle bir duygu hakimdi.

* * *

Arkeoloji Müzesi bahçesinde akşam iki ayrı konserde sahnede dokuz müzisyen izledik. Bu dokuz müzisyenin ortak yanları vardı, şöyle ki; tamamı gençti ve dünya cazının başkenti New York`un popüler müzisyenleriydi, ödüllü isimlerdi... İlk konserde henüz otuzuna yeni giren Ambrose Akinmusire`e eleştirmenlerin niye `dahi çocuk` muamelesi yaptıklarını bizzat görme şansımız oldu. Caz, başta Amerika`da yıllardır geleneğin içindeki sıkışmışlıktan kurtulmanın yollarını arıyor. Yeni müzisyenler daha önce cazda yapılmamış olanı merak ediyor. Böylesi arayışlarda cazseverler ve eleştirmenler ister istemez yeni neslin söyledikleriyle ilgileniyor. İşte, dün akşamın kilit noktası arka arkaya sahne alan bu iki genç ve başarılı isim ile arkadaşlarının müziklerinde gizliydi.

Ambrose Akinmusire ilk albümüyle aldığı, kariyerinin ilk iki büyük ödülü hakettiğini dün geceden çok önce ispat etmişti, akşam biz de şahit olduk. Tıpkı ilk albümün çoğu parçasında olduğu gibi akşamda trompetinin düşük yoğunluklu ters tonlamaları alışıldık ifadeler değildi. Burada gizli bir parantez açıp gecenin ikinci konserinde Gretchen Parlato`nun vokalinin de `sözsüz fısıldamalar` olduğunu izleyenler hatırlasın lütfen. Yani, her iki müzisyende alçak basınçlı vurgulara sahipti. Böylesi hassas tonlamalar açıkhava konserleri için riskli. Dışardan gelecek en ufak sesi dahi tolere edemeyebiliyor, bazen uzaktan gelen vapur ya da martı sesi ilahi olarak müziğe dahil olabiliyorken, ufacık bir öksürük herkesi tedirgin edebiliyor.

Yine Ambrose`a dönelim...

Eskiler `swing olmazsa caz olmaz` der, bir bakıma doğru, bir bakıma değil... Swing denilen cazın temel duygusunu şimdinin New York müzisyenleri önemsemiyor anlamı çıkmasın ama `keyf` anlamından daha sofistike kullandıkları kesin, tek fark bu o bildiğimiz swing değil. Bunu yeni neslin bir başka üyesi Ben Williams`da bir röportajında söylüyordu; "Otuzların, kırkların swingiyle aynı müziği çalacaksam yeni bir şey yapmamın ne anlamı var?".

* * *

Vokal olarak Ambrose ile cazda benzer yeni ifade kaygıları taşıyan Gretchen Parlato geleneksel şarkı söylemenin ötesinde bir araştırmanın içinde. Sesine dahil ettiği ufak perküsif enstrümanlarla beden ritmini `metronome` gibi kullanarak çoğu zaman sözsüz, geniz tonundan mırıldanmalarla söyledi. Gecenin iki konseri için de geçerli olan ortak bir diğer ayrıntı ise ilk başta değindiğimiz müzisyenler konusu. Şanslıydık çünkü her iki konserde iki harika piyanist dinledik. İlk olarak Sam Harris`i dinlerken `bu iş bu kadar olur arkadaş` derken sonraki konserin piyanisti Taylor Eigsti`nin Let It Come To You albümünde ünlü Caravan`ı nasıl da harika yorumladığını unuttuğumuzu hatırlayıp utandık.

Ambrose`la yanyana çalan tenor saksofoncu Walter Smith III, Hint kökenli basçı Harish Raghavan ve davulcu Justin Brown`ı izlerken defalarca bu ekip hiç bozmadan yine İstanbul`u gelmeli, ama mutlaka gelmeli diye içimizden tempo tutuyorduk. Sadece onlar mı? Gretchen`in ekibinden Taylor`ı söyledik ama ya basçı Burniss Travis, hem kontrabası hem elektrik basıyla yaptıkları harika şeyleri unutmak mümkün mü? Davulcu Kendric Scott`ın `snare drum`ı ters çevirip çaldığında çıkan seslerin efektif gücü muhteşemdi. Bir ara DJ ekipmanlarından çıkan seslerle aynı tonlara dönüştü. Ambrose`un davulcusu Justin Brown`ın solosuysa nefes kesiciydi.

* * *
İki konser üstüste olduğu için yeterince alkışlayamayıp tekrar bise çağıramamak içimizde kalan ukdeydi. Her iki konserde de müzisyenlerin ses teknisyenleriyle karşılıklı `aç tonu - azalt tonu` mücadelesinin kazananı olmadı. Bir notta, Gretchen Parlato`nun konserine denk gelen yatsı ezanında müzisyenlerin sahnede gösterdiği saygıya az sayıda dahi olsa içimizden bir kaç izleyicinin tahammül edememesi doğrusu çok ayıptı.

* * *

Akşamı güzel konserlerle dolu anılar sayfasının üst kısmına itinayla yerleştirirken yazının başlığındaki ayrıntıyı bir daha hatırlatalım, dün akşam Arkeoloji bahçesinde New York modern cazının son örneklerini dinledik... Cazın geleceğinde kendilerine şimdiden özel kulvarlar ayıran genç müzisyenlerin yeni bakış açılarını dinleme fırsatı yakaladık....


Akşamın fotoğrafları için sevgili Leyla Diana`ya çok teşekkür ediyoruz.

 

Cazkolik.com / 12 Temmuz 2012, Perşembe

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

YORUMLAR

  • cihan kondumer
    13 Temmuz 2012 Cuma 10:01

    Bu konseri dinleme şansı buldum..yoksa şanssızlık mı demeliydim bilmiyorum. Gretchen Parlato konseri tam anlamıyla teknik bir felaketti. Konserin sonuna kadar ses masasındaki arkadaşlar ne monitörlerdeki, ne de bize gelen sesi düzgün hale getirmeyi başarabildiler. Tüm müzisyenler en son ana kadar istedikleri sesi alamadılar ve tabiki bu performanslarına kötü bi şekilde yansıdı. Hatta sahneyi terk ederken piyanistin tonmaistere sinirli bakışları gözden kaçmadı. Biz zavallı izleyiciler ise ne Gretchen Parlato"nun sesini,ne bası, ne piyanoyu ne de klavyeyi duyamadık çok çabaladık ama duyamadık. Enerji yerlerdeydi, yani bu gecenin tadı kaçıktı anlayacağınız. Bis bile olmadı, herkes evine dağıldı aynı sessizlikte...

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.