Histeri çağına hoş geldiniz

Histeri çağına hoş geldiniz

Amsterdam Üniversitesi öğretim üyesi Marc Schuilenburg'un "Hysteria: Crime, Media, and Politics" (Routledge 2021) isimli kitabından yazarı tarafından adapte edilen bu makale 16 Nisanda openDemocracy isimli portalda yayınlanmıştır.

 


 

1980'lere kadar tıbbi bir hastalık olarak tedavi edilmeye çalışılan histeri artık neoliberal dönemin iş modeli haline geldi.

 

1980 yılında histeri ölmüştü. Bu durum, "Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı" isimli kitabından kaldırılarak tıbbi bir durum olarak değerlendirilmesinin sona erdiği yıldı. Ancak, günümüzde histerinin ne kadar canlı olduğunu görmek için etrafa bakmak yeterli, COVID-19 salgını başlangıcında tuvalet kağıdına hücumu hatırlayın ya da her Kara Cuma tüketici histerisini veya her gün Facebook ve Twitter'da aşırı hararetli tartışmaları.

 

Hepimiz histeriyi aşırı duyguların sergilenmesi olarak tanırız. Aslında, el kitabından çıkarılan histeri hayatın diğer alanlarına taşınmış görünüyor. Artık tıbbi bir durum değil ancak çağın belirleyici sosyolojik olgusudur. Histeri, bugün yaşadığımız toplumlar hakkında bize hangi dersleri veriyor?

 

 

Dünyanın sosyolojik anahtarı

 

 

Tıp ve tarih araştırmacıları, psikanalistler, filozoflar, din ve cinsiyet bilimleri akademisyenlerinin yanı sıra ressamlar ve yazarlar da histeriyle boğuşarak gizemlerini çözmeye çalıştı. Antik Mısır'dan 18. yüzyılın derinliklerine kadar histeri, vücutta baştan aşağı serbestçe hareket ettiğine inanılan, kullanılan ‘wandering womb’ tabiri nedeniyle kadınları etkileyen sarsıcı bir bozukluk olarak teşhis edilmişti.

 

Freud'un çalışması ise histerinin incelenmesini psikanalitik bir perspektiften popüler hale getirdi. Bir kızın babasına karşı cinsel çekiciliği konusunda suçluluk duygularının histerik davranışlara neden olduğu Oidipus kompleksi gibi fikirler konuyla ilgisiz ve yersiz hale geldi. Ancak, Freud’un hâlâ yankılanan bir teorisi, histerinin kelimelere dökülemeyen ve bunun yerine bedensel şikâyetler yoluyla ifade edilen travmatik olaylardan dolayı kaynaklandığıdır.

 

1970 ve 80'lerde, Hélène Cixous ve Luce Irigaray gibi feminist düşünürler cinsiyetçi görüşleri dışlayarak histeriyi resmi diller ve kültürel sözleşmelerin dışında bir 'female system' olarak yeniden adlandırdı. Histeri semptomları, kadınların özgürlüğünü kısıtlayan sosyal ve kurumsal düzene karşı bir isyan olarak değerlendirildi.

 

Histerinin sayısız olası açıklaması olmasına rağmen bireysel hikâyelerle büyük resim arasındaki sosyolojik bağı görmezden gelme eğilimindeyiz. Yine de, histerinin bireyde olduğu kadar, daha geniş anlamda siyasi, ekonomik ve kültürel değişimlerle de ilgisi vardır. Şu an histerinin teşvik edilerek bundan zevk alan değil, aynı zamanda, kötüye kullanarak ödüllendiren toplumlar tarafından nasıl körüklendiğini incelemek ve bize insanların neden giderek daha fazla av olmaya dönüştüğüne dair bir şeyler söyleyebilir.

 

 

Dejenerasyon ve histerinin kara vebası

 

 

1892'de Avusturyalı doktor Max Nordau, "Entartung" (Dejenerasyon) adlı kitabında, modern toplumun hızlı gelişmesinin neden olduğu artan sayıda histeri vakasının tükenmeye başladığını yazarak batı toplumuna 'kara bir dejenerasyon ve histerinin' musallat olduğunu savundu.

 

Nordau, teknolojik değişimin hızlanmasıyla sağlıksız olarak tarif edilmiş bir fin-de-siècle (bir dönemin sonu) hissi tanımlamıştı. Asırlık gelenekler ve hikâyeler, daha önce birbirlerinden uzak insanları buluşturan telefon ve telgraf gibi yeni medya tarafından dayatılıyordu. Günlük yaşam, buharlı tren, gramofon ve filmin icadının yanı sıra şehirlerin olağanüstü büyümesiyle daha da yoğunlaştı ve bunların tümü insanları yeni sesler, imgeler ve dünya görüşleriyle temasa geçirdi. Bir zamanlar küçük ve tanıdık olan her şey büyük ve ezici hale geldi, bedenin histeriyle isyan ettiği bir güvenlik ve aidiyet boşluğu yarattı.

 

 

Ben kimim, nereye aidim?

 

 

Yine, toplumun sosyal tutkalı olan ilkel güvenlik duygusunun keskin düşüşünü görüyoruz. Küreselleşme, yaşamın hızını yeni bir vitese geçirdi. Pek çok ülkede, Anglo-Sakson neoliberalizm 1970'lerden beri sosyal demokrasinin yerini aldığında dayanışma kaybına ve aşırı bireyselleşmeye yol açarak şu soruları gündeme getirdi: Ben kimim, nereye aidim, kültürüm ne kadar önemli?

 

Aynı zamanda artık toplumlarımızda komünal kimliğe her zamankinden daha az yer var. Şirket zincirleri, halk kütüphanelerinden kahvehanelere kadar tüm sosyal buluşma alanlarını ortadan kaldırdı. Sosyolog Eric Klinenberg'in dediği gibi, bu nevi "halk sarayları" (palaces for the people), insanların bağlantılar kurmasına, birbirlerine yardım etmelerine ve başka yerde kendini dışlanmış hissedenlerin sığınmalarına izin vererek mahalle âşinâlığını pekiştiriyor.

 

 

Gönderiniz ne kadar histerik olursa, o kadar fazla tıklama ve görünüm elde edersiniz

 

 

Aidiyet duygusu eksikliği, korku, hayal kırıklığı ve öfkenin eşlik ettiği histerik salgınları tekrarlayan bir faktörüdür. Bu bağlamda yaşam 19. yüzyıl sonu Avrupasına geri dönmüş oldu. Toplum, Nordau zamanındaki ile aynı değil, o zamandan beri çok fazla şey değişti ama şüphesiz bazı çarpıcı benzerlikler var.

 

 

Histeri olmazsa Twitter iflas eder

 

 

Eskiden tıbbi bir durum olan histerinin artık çağımızın iş modeli olduğunu düşünebiliriz. Eksiklik ve güvensizlik duyguları üzerine oynayan bir model. Sosyal medya muhtemelen en bariz durumdur. Facebook'un iş modeli hayal kırıklığı, öfke, bulaşıcı duygular ve belirsizlikle birlikte genellikle aşırı tepkilere yol açan bir platform sunmaya odaklanmıştır. Paylaşımınız ne kadar histerik olursa o kadar çok tıklama ve görünüm elde edersiniz ve Facebook'un reklam geliri de o kadar büyük olur. Bu aynı zamanda, histeri olmazsa iflas edecek Twitter dahil diğer sosyal medya ağları için de geçerli.

 

Facebook ve Twitter giderek artan şekilde bağımlılık yapıcı olarak görülüyor ve bunun iyi bir nedeni var. Yapılan araştırmalar, mutlu hormon olarak da bilinen kimyasal dopaminin, sosyal medyada başarılı olduğumuzda beynimiz tarafından salgılandığını gösteriyor. Çok sayıda beğeni almak veya takipçi kazanmak beynin ödül döngüsünü harekete geçirirken, takip edilmediğimizde belirsizlik ortaya çıkıyor ve bizi boş hissettiriyor.

 

 

Her şeye savaş

 

 

Aynı şey siyaset için de geçerli. Siyasetin böyle bir "iş modeline" sahip olduğunu düşünmeyebiliriz ancak politikacılar sürekli olarak toplumun histeri potansiyelinden faydalanarak hem histerinin kendisine hem de buna yönelik çözümlerini vatandaşlara "satar".

 

Kamu güvenliği konusunu ele alalım. Vatandaşlar, güvenlik konusunda inanılmaz derecede heyecanlanmak ve ülkelerini karakterize eden suça karşı bağlayıcı olmayan bir tutum olarak görülen şeye şiddetle yanıt vermekle yükümlüdür. Sonuç olarak, kamu güvenliğiyle ilgili siyasi tartışmalar, tüm sorunların iyi bir şekilde çözülmesi için daha fazla kararlılığın gerekli olduğu şeklindeki oybirliğiyle sona erme eğilimindedir.

 

Bu tür politikalardan histerik terimler yanında maço askeri kelime haznesi tercih edilerek konuşulur: "koronavirüse karşı savaş", "uyuşturucuya karşı savaş", "teröre karşı savaş". Eski ABD Başkanı Donald Trump, 25 Mayıs 2020'de George Floyd'un polis memurları tarafından acımasızca öldürülmesiyle alevlenen Amerikan şehirlerindeki huzursuzluğu bastırmak için orduyu göndermekle tehdit etmişti.

 

Bir "kanun ve düzen sorunu" teşhisi konulduktan sonra, yeni cezai tedbirler tsunamisi ile karşı karşıya kalırız. Batı ülkelerinde risksiz bir toplum yaratmanın imkansız olduğunu öne süren bir politikacı kafasını başka yöne çevirmekle suçlanır.

 

 

Deneyim ekonomisi

 

 

İnsanlığın doğasında bir boşluk veya bir eksiklik hissi olması mümkündür. Aslında, insanî gelişmeyi yönlendiren, bize zenginlik ve ilerleme getiren bu eksiklik duygusudur. Ancak piyasa ekonomisi gelişir ve varoluşumuzda doldurulmak için haykıran bu boşluk hissini büyütür. "Hiçbir şey yeterli değil": bugünün neoliberal ekonomik düzenini özetleyen bu dört kelimedir.

 

Gerçekliğin insanların onu algılama şekli olduğu varsayımına dayanan deneyim ekonomisi, bir ihtiyaç duygusu yaratarak tüketicilerin arzularını harekete geçirmek için reklama maruz kalmayı ustalıkla kullanır. Herkes eski ve yeni sürümler arasındaki farkın hiçbir şekilde masrafı haklı çıkarmadığını bilmesine rağmen, her yeni iPhone'un piyasaya sürülmesi hepimizi çılgınlık içinde Apple Store'lara koşturur.

 

Bilge bir adamın dediği gibi; "Hiç tatmin olamıyorum". Arzu ettiğimiz şeyi elde etsek bile bu bizi yalnızca geçici olarak tatmin eder çünkü tek bir nesne, deneyim veya kişi, arzumuzun temelinde yatan ve sürekli olarak tüketici ekonomisinde yeniden yaratılan eksikliği tam olarak tatmin edemez.

 

 

Histeri hakkında histerik olmak

 

 

Bir iş modeli olarak histeri istismar edildiğinde sefalet getirir. Todd Phillips'in filminde Joker'in histerik ve kontrolsüz kahkahasının günümüzün yaygın neoliberalizmini bitirmek için çağrı haline gelmesi gibi, histerinin de dünyayı alt üst etme gücü olabilir.

 

19. yüzyılda kadınlar, Viktorya döneminin boğucu geleneklerine karşı isyan etmek için bedenlerini siyasallaştırmaya başladılar. Bu "histeri", "mağdurlarının" çoğunun kurumsallaşmasına yol açarken, aynı zamanda kadınlara erkeklerle aynı hakları ve fırsatları vermeyi amaçlayan sosyal reformlar da üretti. Sıkı bağlanan korse, evlilik, cinsellik ve çalışma hakkı konusunda liberal görüşlere yer açarak ortadan kayboldu.

 

Bu, insanların giysilerini yırttığı, saçını başını paraladığı, uğursuz bir histeri değildir. İşleri harekete geçiren yapıcı bir histeriden bahsediyorum. Yapıcı histeri, değişim için motor, dünyaya katkı sağlamanın bir yoludur. Kişisel çıkar yerine daha büyük bir iyilik için hareket eder.

 

 

Ev yanıyor

 

 

Bana öyle geliyor ki, bazı sorunlar biraz daha az histeriyle tedavi edilmelidir, diğerleri ise biraz daha fazlasını yapabilir. İngiltere'nin 66,4 milyonluk nüfusunun 14,3 milyonunun (4.6 milyon çocuk dahil) büyük kısmının evsiz olmasından kimse endişeli görünmüyor.

 

Aynı zamanda, eko-barbarlık da yaygınlaşıyor. Dünyada tahmini sekiz milyon bitki ve hayvan türünün yaklaşık 1 milyonu tükenme tehdidi altında. Gazeteci David Wallace-Wells'in çok satan kitabı "Yaşanmaz Dünya" da dediği gibi, "Burada gerçekler histeriktir".

 

Gezegen ölüme doğru hızla giderken, küresel ısınmayla ilgili tartışma şu an olduğumuz gibi yaşam tarzımızı sürdürmenin ne kadara mâl olacağı etrafında dönüyor ve gezegeni korumak için önlemlere tam olarak ne kadar para harcanması gerektiğine dair özenli hesaplamaları içeriyor. Bu ise ekolojik sorunu bir çeşit uçuş vergisi veya enerji sübvansiyonu ile çözülmesi gereken bir muhasebe sorununa indirgiyor. Tamamen yeni bir ekolojik farkındalık geliştirmemizin yanı sıra 'hasar', 'bakım' ve 'sorumluluk' gibi konularda yeni ve daha kapsayıcı bir anlayış geliştirmemiz gereken asıl konu ise ele alınmıyor.

 

Bunun yerine, her iki konunun büyüklüğünün olası feci etkilerinin histerik bir hareketi haklı göstermesi gerektiğini savunabilirsiniz. Bu, kâr ve güçle değil, insanın hayatta kalma ve beraberlik ihtiyacıyla beslenir. Sessizlik ve eylemsizlik artık seçenek değildir. Sonuçta histerik bir dünyada yaşıyor ve bunu biliyoruz.

 

Marc Schuilenburg

 

Çeviri: Cazkolik

 

Cazkolik.com / 17 Nisan 2021, Cumartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.



X