İmer Demirer geçen ay çıkardığı yeni albümü "You, Me & Char'da müziğini 21. yüzyılın kişiselliği yüksek duygularıyla donatarak dinleyicisine sunuyor.

İmer Demirer geçen ay çıkardığı yeni albümü "You, Me & Char'da müziğini 21. yüzyılın kişiselliği yüksek duygularıyla donatarak dinleyicisine sunuyor.

İmer Demirer’in Akbank Caz Festivali’ndeki Babylon konserine biraz geç gittim, hava soğumuştu, yağmur kesifti, arabayı park edecek hiç bir yer bulamamıştım, Babylon’un antresinden perdeyi aralayıp içeri girdiğimde geçmişten gelen bir görüntü gibi ama sadece yoğun sigara dumanının eksik olduğu omuz omuza insan duvarıyla karşılaştım, kafam içerde ama vücudum dışarda kalmıştı, altmışlı yıllardan bu yana sahnedeki müzisyen konsantrasyonu ile salondaki dinleyici dalgınlığı hep çok çekici gelmiştir bana. Müzisyen sayesinde aynı metrekarede çok sayıda insanın pek çok farklı ‘yalnızlığı’ paylaştığı duygusunu hissederim ve bu çok hoşuma gider.

İngiliz eleştirmen Michael James’in “Caz tarihinde yalnızlık olgusunun Miles Davis’in yaptığı kadar dokunaklı şekilde hiç bir zaman sınanmadığını söylemek kesinlikle abartılı değildir” saptamasını ilk okuduğumda caz ve Miles ile ilgili böylesine deri altına işleyen bir tespite hayran kalmıştım. Gil Evans ise biraz daha farklı izah eder; “Miles işe elinde verili bir sound olmadan başladı; zamanla düşüncelerini ifade eden bir sound geliştirdi.”

Yukarda bahsettiğimiz bu sound günümüz insanoğlunun modern besin kaynağı haline dönüşmedi mi acaba? Müzisyenlerin aynı anda sahnede olup aynı anda sahnede kendi kabuğuna çekilmesini bir kült olarak Miles hayatımızı sokmadı mı! İmer Demirer ile geçtiğimiz bahar ayında yaptığımız ve Cazkolik’te yayınlanan söyleşiyi hatırlıyorum; “Benim için daha çok genç olan caz tarihi için özellikle 1965-69 “Miles Davis Quintet” cazın everest tepesidir, zaten bundan sonra çıkan grupların tarzlarının içinde ya Miles vardır ya da bu tarzları zaten Miles icra etmiştir” demişti.

Pozitif’ten gelen albümü bir haftadır çevirip çevirip dinliyorum. Geleneksel albüm eleştirilerinde albümü genel olarak tanımlayıp, müziğin içeriğini çerçeveledikten sonra parçalar boyunca ilerleyip analiz etmek yatar, yıllardır okuduğum bu format kuşkusuz çok işlevsel ama müzisyeni ne kadar anlatıyor bundan bir türlü emin olamamışımdır.  Bu nedenle koskoca albümü tek tek anlatacağıma icabında tek bir parça ya da tek bir solo üzerine baştan aşağı hikaye yazarım daha iyi derim kendi kendime. Tabii ki böyle yazmanın da pek çok eksiği var kabul etmek gerekir ki, her neyse... Miles’daki gibi ‘yalnızlık’ duygusu İmer Demirer’in ‘ilk’ ve ‘yeni’ albümü “You, Me & Char”da bana göre albümde kendini güçlü olarak hissettiren bir metaformuş gibi geldi. Tabii, kimse yanlış anlamasın, burada bahsettiğim ‘yalnızlık’ müzikten yansıyan bir dışavurum. Örneğin albümün dördüncü parçası 20. yüzyılın en güzel türkülerinden “Çanakkale” isimli ünlü türkü. Albümün iç yazısında Emin Fındıkoğlu üstadımız bu parça için “Çanakkale Song” ise topluluğun bir caz baladına dönüştürdüğü Çanakkale türküsünden yola çıkan bir arayışın örneği” diyor, evet ama bizim kalbimiz orada müzikal bir arayıştan ziyade “gençliğim eyvah” diyen genç bir  insanın apaçık meçhulun karşısındaki çaresizliğini ve yalnızlığını, sızım sızım sızlayan bir insanı dinliyor!

New York merkezli modern cazın ekseni artık neredeyse tümüyle trio & quartet formatlarına döndü. Cazseverlerin bu durumu bir eksen kayması olarak değil, eksen yerleşimi olarak görmelerini tavsiye ederim. Neden böyle söylüyorum? Çünkü ‘jazz’ esasen seksenlerin sonu, giderek doksanlı yıllardan itibaren ağırlıklı olarak solist karakterli müzisyenlerin ‘bireysel’ cümlelerle dolu ifade biçimlerine döndü. Trio & quartet formatı anlamında bu söylediğimi pekiştiren cümleyi bu haftaki Radyo Cazkolik’te Tunçel Gülsoy’un konuğu olan sevgili Ayşe Tütüncü’de tesadüfen benim bu duygumu destekleyen mahiyette programın bir yerinde söylüyor, ‘trio formatında üçgenin üç ayağının da tabiri caizse kaçamak yapmaya fırsatı olmadan eşsiz bir uyum içinde olması gerekir’ diyerek. İmer’in albümünü de bu kapsamda görebilir miyiz? Elbette görebiliriz, en azından bana göre öyle! Türk caz geleneğinde tam yerini bulamamış duygulardan biriydi trio’nun sağladığı yüksek ‘kişisellik’, aslına bakarsanız dünyada da son yirmi yıldır kendini güçlü solistlerle ifade etmeye başladı. Bunda birey ağırlıklı duygunun müzikte ve metropol yaşamında baskın hale gelmesi ağır basıyor sanırım. Özellikle de caz piyanosuna dikkatle bakın bu konuda ne denli güçlü figürlerin olduğunu hemen görürsünüz. Diyebilirsiniz ki cazın tüm geleneği güçlü solistlerle doludur, evet ama onlar hep çoğunluk duygulu müzik yapan solistlerdi, altmışlar, yetmişler, hatta seksenler hep sosyal duygusu daha komünal paylaşımı ve birlikteliği esas aldı, ancak doksanlardan sonra artık bencillik sınırlarını da zorlayan kişisellik baskın hale gelir oldu.

Lafı uzatmıyayım, İmer Demirer’in “You, Me & Char”ını yalnızca yukarda sözünü ettiğim kavramdan dolayı değil elbette, onun ülkenin en güçlü kişiselliğe sahip müzisyenlerinden biri olması, Serkan Özyılmaz’ın müthiş klavyesi ve bilhassa “Çanakkale Song”da ki düzenlemesi, Matt Hall’un eşsiz bası ve Cem Aksel’in harika davuluyla yakaladığı ortak müziğinde yarattığı albümü yılın en iyi ve en güçlü kayıtlarından biri olarak selamlıyorum. Benim yukarda ‘yalnızlık’ metaforu ile özdeşleştirdiğim şeyin altında öncelikle aslında İmer Demirer’in müziğinde yalınlaşan ifade biçimi ve bu biçimden yansıyan, özünde kişisel olan bir ressamın en iyi yapıtlarından biri yatıyor.

Feridun Ertaşkan
Cazkolik.com / 9 Kasım 2009, Pazartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

YORUMLAR

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.