İstanbul Dünya Caz Günü`nde cazın dünya başkenti oldu...

İstanbul Dünya Caz Günü`nde cazın dünya başkenti oldu...

Ne gündü ama... Tek bir günde on günlük bir festivalin kapsamı kadar etkinlik ve müziği bir günde yaşadık... Bilirsiniz, bazı günler vardır, mesela yılbaşı gibi, kendimizi belli bir tarihe ve saate hazırladığımız kesin bir gündür, o gün ertesi günü yokmuş gibi beklenir ve öyle yaşanır. Uzun zamandır İstanbul merkezli caz dünyamızın duygusal hazırlık yaptığı 30 Nisan Dünya Caz Günü`de hepimizde aynen böyle çeşit yılbaşı gecesi beklentisi yarattı. Bütün günü öyle yaşadık...

İstanbul bir günlüğüne cazın dünya başkenti oldu.

Biliyoruz, çoğu okurumuz özellikle akşam Aya İrini`deki konsere dair notları okumak istiyordur ama gelin gündüz, sabahtan başlayan etkinliklere önce göz atıp notlarımızı aktaralım zira geçip gidilmeyecek denli dikkat çeken paneller oldu.

Güne yayılan panel ve söyleşilerde caza dair bir çok konu tartışıldı.

Galatasaray Lisesi`nde yapılan törenin ardından gün boyu yaşanacakların startı da verilmiş oldu. Öğlen saatleri Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi ve Salon`da ardı ardına panel ve sanatçı söyleşileri gerçekleşti.

* * *

Cazkolik olarak Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi`nde iki farklı sanatçı söyleşisinin moderatörlüğünü yürüttük.

Grammy`li salsa şarkıcılığından Hollywood`da aktörlüğe, Panama Devlet Başkanlığı adaylığından caza Ruben Glades`le birlikte.

Radyo Cazkolik programcısı ve caz yazarı sevgili Tunçel Gülsoy ilk olarak Panama`nın dünyaca ünlü latin ve salsa şarkıcısı Ruben Blades`in söyleşisinde sanatçıyla aynı masayı paylaştı. 3 Grammy ödüllü, 1978 yılında yayınladığı albümüyle 2 milyon satış barajını aşan, Panama`nın sadece müzikte değil politik arenasının da saygın müzisyeni Ruben Blades gerçek anlamda her iki koltuğunun altında sayısız meslek taşıyor. Bir çoğumuzun belki de şarkıcılığından önce Hollywood filmlerindeki rolleriyle tanıdığı Ruben Blades şarkıcılığı kadar başarılı bir aktör. Başta Robert Redford`un ödüllü Milagro Fasülye Tarlası Savaşı gibi kültleşmiş filmi olmak üzere bir çok filmde güçlü rollere imza atan sanatçı kendi hayatına dair notlarını anlatmaya başladığında kulaklarımıza inanamadık. Altmışlı yıllardan beri müziğin ve sanatın içinde yaşayan Blades geçen kırk küsur yılın her anını bilen ve yaşayan bir sanatçı. Aynı zamanda içtenlikle hayatına dair bir çok ayrıntıya girmekten çekinmeyen Blades ayağa kalkıp kısa pasajlar halinde şarkı söylemekten, paneli izlemeye gelen genç latin vokalistlere neşeyle eşlik etmekten hoşlanan biri. Sorulan sorularla Paul Simon`dan, filmlerine, Robert Redford`dan, salsa şarkıcılığına, salsa efsanesi Hector Lavoe`dan politik mücadelesine, Panama Caz Festivali`nin hayata geçmesinden son yıllarına kadar her şeyi dinleyenlerle samimiyetle paylaştı.

Robert Glasper `cazın geçmişini seviyorum ama ben farklı bir müzik yapmak istiyorum` diyor.

Tunçel Gülsoy`un yürüttüğü ikinci moderatörlük son yıllarda günümüz cazına damgasını vuran, yayınladığı son albümü Black Radio ile yeniden iddialı cümleler kuran piyanist ve besteci Robert Glasper genç siyah caz müzisyenlerine ait rahatlığıyla hayli sempatik bir müzisyen. Dinleyiciler, moderatör ve Glasper arasında yoğun etkileşimle geçen söyleşi, ağırlıklı olarak sanatçının en çok kafa yorduğu caz ve hip hop ilişkisi üzerine konuşmalarla şekillendi. Kendini 21. yüzyıl cazının müzisyeni olarak tanımlayan Glasper eski yıllara göre popüler müziklerle caz arasındaki çizginin iyice belirsizleştiğini, Rihanna`nın müziğiyle kendi müziği arasında paralellik kurulabileceğini söylüyor. Amerikan genç neslin cazla arasındaki duygusal boşluğu gençlerin dinledikleri müziklere bakarak cazla nasıl buluşturabilirizin arayışında olan genç sanatçı dinleyerek büyüdüğü popüler müzikleri cazın içerisine sokmanın yaratıcı yollarını arıyor.

Caz ve Kadın Salon panelinde kadın caz müzisyenler tarafından masaya yatırıldı.

Aslında masaya yatırıldı demek doğru değil. Günümüzde haklı olarak bir çok kadın caz müzisyeni kadın müzisyen olarak tanımlanmalarının ayrımcılık olduğu haklı fikrindeler. Eğer erkek caz müzisyeni gibi bir tabir kullanmıyorsak kadın caz müzisyeni tabiri de bu anlamda iğreti durmuyor mu? Tıpkı müzisyenin siyah olduğunu ısrarla belirtmek gibi. Çoğu dil alışkanlığından gelen ama zihnimizin derinlerinde yatan ayrımcılığı vurgulayan bu tarz tanımlamaların zaman içinde hayatımızdan çıkacağını öngörmek kehanet olmasa gerek. Salon`daki panelde caz yazarı ve radyo programcı olduğu kadar caz üzerine verdiği bağımsız seminerlerle de çok sayıda müzikseveri cazla tanıştıran, sevdiren Seda Binbaşgil, geçtiğimiz günlerde yeni albümü Başka`yı yayınlayan Selen Gülün, dün akşam all stars konserinde izlediğimiz cazda Cohen klanının klarnetçisi Anat Cohen ve Japon cazının önde gelen ismi, Bob James gibi ustalarla yaptığı duo albümlerle tanıdığımız Japon piyanist Keiko Matsui konuşmacı olarak katıldı.

Borusan Müzik Evi`nde Caz ve Özgürlük üzerine.

(Fotoğraf için sevgili Ümit Baykara`ya teşekkürler.)

Günün en önemli panellerinden biri Borusan Müzik Evi`nde moderatörlüğünü Yavuz Baydar`ın yürüttüğü Caz ve Özgürlük`ün konuşulduğu ve günün en yoğun ilgi gören paneldi. Panelin moderatörü Yavuz Baydar güncel yazıları yanında keşke düzenli caz yazıları yazsa da keyifle okusak dediğimiz değerli bir isim. Baydar`ın sunumunda panele katılan isimler ise Güney Afrika`nın acıyla yoğrulmuş hayatının en yakın tanıklarından Hugh Masakela, günümüzde cazın süperstarı kabul edilen Marcus Miller ve caz yazarı, eleştirmen Charlie Gans idi. Masada oturan iki müzisyen, Masakela ve Miller`ın farklı kuşaklara ait isimler olmakla birlikte çok farklı iki hayatın içinden gelen isimler olması önemliydi. Miller Amerika da ayrımcılığın bittiği dönemin sonrasında yetişmiş, görece özgürlüğün tadını yaşayan, konuşmalarında cazın birleştirici, özgürleştirici yanlarına vurgu yapan biriyken Masakela ise tabiri caizse bir elinde trompeti, diğer elinde mücadele azmi ve kavga ile hayatını hapiste çürümek ya da yakalanıp öldürülmek tehlikesiyle bir yandan müzik yaparak geçiren biri oldu. Her iki müzisyen de cazın birleştirici, özgürleştirici, farklılıkları giderici, konuştuğumuz dilde kullandığımız kelimeleri değiştirici, dağarcığımıza yeni kelimeler ekleyici özelliğine dikkat çektiler.

Borusan`da üst katta panel olurken alt katta caz fotoğrafları sergisi izleniyordu.

Dünya Caz Günü sergileriyle de dikkat çekti. Ayşegül Yeşilnil`in caz resimleri Martı Otel`de sergilenirken ve Borusan Sanat Merkezi`nde ise caz tarihine tanıklık eden anların fotoğrafları ligi görüyordu. Sergiyi halen gezmeniz mümkün...


İstanbul dün akşam tarihi bir konsere tanık oldu.

Başlıktaki tarihi konser ifadesinin altını özenle çiziyoruz. Söze öncelikle konser ve organizasyona emeği geçen herkesi kutlamakla başlamak lazım. Perdenin arkasında neler olup bittiğini az çok bilen olarak bütün güne yayılan etkinlikleri akşam hem caz mekanlarında hem de final konseri Aya İrini`de akıcı ve sorunsuz düzenlemeyi başardıkları için övgüler az gelir. Özellikle akşam konseri aynı zamanda bir çok ülkeye canlı yayınlandığı için zamanlama konusu ayrıca önemliydi.

Üzerimizde vazife hissettiğimiz bir duygu da sponsorlar, başta Akbank ve Garanti Bankası olmak üzere Dünya Caz Günü`nün hakkıyla yaşanması için maddi destek veren kurumlar adeta milli duyguyla bu özel güne sahip çıktılar. Teşekkür ediyoruz...

Yaz sıcaklarını anımsatan güneşli günde Topkapı Sarayı bahçesinin serinliği, Aya İrini`nin güzelliği.

Dünya Caz Günü konseri Aya İrini gibi tarihi bir mekana ancak bu kadar yakışırdı... Eğer bir kaç kişinin dahi aklında bu gece niye burada düzenlendi diye bir soru varsa eğer (ki olduğunu sanmıyoruz) konsere tanık olduktan sonra eminiz bu soruları bir anda çöpe atmış olması lazım. Hatta iddia ederek söyleyelim, Sidney Opera Binası ya da Frank Gehry müzesi gibi bir sahnemiz, mükemmel akustikli Taksim Atatürk Kültür Merkezi örneğin tam fonksiyonla açık olsa dahi bu konser yine burada kutlanmalıydı. Caz Aya İrini`nin sonsuz tarihine çok yakıştı.

Açılış konuşmasında Herbie Hancock`tan cazın birleştiriciğine özel vurgu.

Konserin açılış konuşmasını yapan Herbie Hancock “İster enstrüman çalın, ister cazın zengin kültürel tarihini öğrenin ya da geçen yüzyıl boyunca üretilmiş milyonlarca eseri dinlemiş olun, cazı bir araç olarak kullanarak bariyerleri kırabileceğimizi, birlik oluşturabileceğimizi, yeni ifade formları yaratabileceğimizi ve kültürlerarası diyalog başlatabileceğimize inanıyorum. Caz müzisyeni olarak uzun yıllar devam eden kariyerimde, yaratıcı fikirlerle imkânsızı gerçekleştirebileceğimizi, insanlığı dönüştürebileceğimizi ve kitlelere ulaşan üretken değişiklikler yapabileceğimizi öğrendim” dedi. Konuşmasında cazın çeşitlilikten kaynaklanan zenginliğine değinen Irina Bokova ise “Bu müzik, gücünü halkların ve kültürlerin zengin karışımından alıyor. Bugün her toplumun dokusuyla iç içe geçmiş durumda. Dünyanın her yerinde çalınıyor ve zevkle dinleniyor” sözleriyle gecenin ilk alkışını alırken ardından gelen Unesco direktörü Irina Bokova konuşmasını "Bu müzik gücünü halkların ve kültürlerin zengin karıyımından alıyor" sözleriyle tamamladı.

Gecede konser boyunca 12 farklı performansta çok sayıda müzisyen arka arkaya gruplar halinde sahne aldı.

Konserde her parçada sahnede triolar, quartetler, quintetler izledik... Sahnede ilk olarak gündüz Gençlik Merkezi panelinde izlediğimiz Ruben Glades`i bir Cole Porter besteyle izledik. Sahnede Blades`e eşlik edenler arasında trompetiyle İmer Demirer`de vardı. İmer Demirer`i konser boyunca üç farklı ekibin içinde izleme imkanımız oldu. Gerçekten etkileyici anlardı. Burada, konser öncesinde sevgili İmer`le yaptığımız telefon konuşmasını haber detayı olarak aktarmakta fayda var; Konserde sahneye çıkacak üç Türk müzisyenden biri olan Demirer`e hem bunun nasıl gerçekleştiğini hem de nasıl hazırlandığını sorduk. Sevgili İmer hem böyle tarihi bir konsere katkıda bulunacak, bunca ünlü isimle aynı sahneyi paylaşacak olmaktan mutluydu. İKSV`nin Jazz Day organizasyon komitesine gönderdiği yüzün üzerinde yerli sanatçı bilgisi içinde tercih edilen 3 isimden (Bilal Karaman, Hüsnü Şenlendirici ve İmer Demirer) biri olan Demirer organizasyonu yürüten isimlerle yaptığı yazışmaları ve hazırlık sürecini de içtenlikle paylaştı. Caz sahnemizin bu üç önemli isminin tercih edilmesinde geçen yaz festivalde Marcus Miller ile verdikleri konserin olumlu itici etkisinin önemli olduğunu tahmin ediyoruz ama yine de tam bu noktada geçen yıl Jazz Day Paris konserini internetten izleyen cazseverler olarak oradaki konserde çok sayıda Fransız müzisyeni sahne almıştı. Konseri zevkli izlerken aklımıza şu fikir geldi, keşke konserin bir parçasında tümüyle kendi caz müzisyenlerimizden oluşan bir beşli hepimizi yerimizden zıplatacak harika bir performansa imza atsaydı.

Sahnede efsaneler ve ustaların resmi geçidi vardı.

Blades`in ardından güzelliği, enerjisi ve çekici soul sesiyle sahneyi bir anda dolduran Joss Stone konserin enerjisini tavan yaptıran ilk performans oldu. Hemen arkasından gelen Al Jarreau performansına eşlik eden müzisyenleri vokaliyle resmen yukarı doğru itti. Harika anlara tanık olduk... Yaşı yetmişi geçmiş olmasına rağmen enerjisinden hiç bir şey yitirmeyip üstelik ustalığı kimselere benzemez ale gelen Al Jarreau`ya ne çeşit bir saygı duymamız gerektiğini kestiremedik. Her haliyle büyüleyici bir usta. Onu sahnede tek başına scat yaparken izlemek dahi inanılmaz bir zevk olmalı. Konserlerini keşke daha sık izleme imkanımız olsa.

Esperanza Spalding dün akşam sahneye en çok çıkan isimlerdendi ama tabii davuldaki Terri Lyne Carrington kadar değil. Carrington`ı cazseverler en son geçen yaz yine festivan sahnesinden hatırlayacaklar. Müthiş bir kadın. Esperanza ise aynı çekicilik ve sevimlilikte. Müthiş bir sempatisi var genç kadının. Milton Nascimento`ya eşlik ederken ona olan hayranlığı yüzünden okunuyordu.

Dianne Reeves kendisine eşlik eden Hüsnü Şenlendirici ve Bilal Karaman`ın performanslarını vokaliyle iyice yukarı taşıdı.

Yukarda keşke kendi müzisyenlerimizden oluşan bir performans izlesek diyorduk ama bu isteğimiz bir anlamda bu parçada yerine geldi. Dianne Reeves sahneyi Hüsnü`nün klarneti, Karaman`ın gitarıyla paylaştı. İzleyicinin en çok alkış alan anları da bu parçada yaşandı diyebiliriz. Hem Şenlendirici hem de Karaman`ın solistliklerini onlarca ülkeden yüzbinlerce cazsever aynı anda izledi. Doğrusu gurur verici bir andı.

* * *

Tüm performansları yorumlayıp aktarmak doğrusu zor, hafızamız tutulan notlardan zorlandı. Zevkle zorunluluk konser esansında birbirini itmeye başladı ama Hugh Masakela`nın atmosferik performansı büyüleyiciydi, bunu söylememiz şart. Dinleyici de doğrusu hakkını verdi. Fransız kemancı Jean Luc Ponty, İngiliz gitarist John McLaughlin ve Hintli tabla üstadı Zakir Hussain konserin en güzel soundlarından birine imza attı. Parçanın ardından mikrofonu alan Herbie Hancock`ta yorumuyla tescil etmeyi ihmal etmedi.

Konserde Cem Yılmaz sürprizi.

Konserin hoş sürprizlerinden biri de Cem Yılmaz`ın bir parça öncesi sunumu oldu. Resmi dilin İngilizce olduğu gecede tek kelime İngilizce bilmeyen birinin dahi rahatlıkla anlayacağı müthiş zekice hazırladığı sunum doğrusu çok hoştu.

Uluslararası Caz Günü için 195 ülkede kutlamalar düzenlendi.

Dün sadece İstanbul da değil kutlamalar 195 ülkede gerçekleşti. Her ne kadar kutlamaların merkezi İstanbul ve akşam all star konseri olsa da Amerakı`nın 50 eyaletinde sayısız etkinlik ve konser gerçekleşti.

Uluslararası Caz Günü caza olan sevgimizin nasıl esaslı bir duygu olduğunu, bu emsalsiz müziği niye bu kadar sevdiğmizi bizlere bir kez daha gösterdi. Bunun nedeni emin olun bu harika müzikte kendimizden bir şeyler bulmamız ve ona kendi sesimizi katmamızla dünya üzerinde en paylaşımcı, birleştirici ve barışçı müzik olmasıdır.

Bir kez daha bu özel günü bizlere yaşattıkları için emeği geçen herkesi içtenlikle kutluyoruz.

Cazkolik.com / 1 Mayıs 2013, Çarşamba

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

YORUMLAR

  • Metin Nurbeyler
    2013-05-02 18:40:05

    İmer Demirer, Bilal Kahraman ve Hüsnü Şenlendirici bizleri gururlandırdı. Keşke onlar da konuyla ilgili haberlerde Cem Yılmaz kadar yer alsalardı. Zira müziğin dili evrensel ama Stand Up her dile göre değişir. Cem Yılmaz"ın esprilerinin yabancı misafirlerce anlaşılmadığını gördük. Gülenler bizim seyircilerdi. Tercüme de etse her dilin espri anlayışı farklı olunca yapacak bir şey yok. Ama müziğin dili tektir. Gerçi bizim böyle bir magazin basınımız varken sizin ne kadar iyi müzikçi olduğunuzun da önemi yoktur.. Bazı büyük gazetelerimiz haberi " Caz günü konserinin sunuculuğunu Cem Yılmaz yaptı " başlığıyla verince artık sözün bittiği yerdeyiz diye düşünüyor insan. Gerçi Fazıl Say"a basın tarafından yapılanları görünce "buna da şükür" diyorsunuz.. Herşeye rağmen efsaneleri bir arada izlemek olağanüstüydü. Emeği geçenlere binlerce teşekkür..

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.