Bugün 23 Eylül 2026.
John Coltrane bundan tam 100 yıl önce dünyaya geldi. Oysa o bu dünyada yalnızca 40 yıl yaşadı. Öldüğünde üç oğlu da henüz üç yaşına basmamıştı: John Jr. yaklaşık üç, daha sonradan dünyaca ünlü bir başka caz müzisyeni olarak dinleyeceğimiz Ravi iki yaşına girmek üzere ve en küçük oğlu Oran ise yalnızca dört aylıktı. Eşi ve son döneminin müzikal ortağı olan Alice Coltrane ise henüz 30 yaşındaydı.
On sekiz yaşında profesyonel olarak sahneye çıkan, yirmi iki yıllık kariyerinde caz kulüplerinde, festivallerde ve konser salonlarında birkaç bin kez müziğini icra etme fırsatı bulan sanatçı, hayattayken kendi adına 25 albüm yayımladı. 1957 Mayıs’ında Prestige Records için grup lideri olarak ilk albümü Coltrane’i, aynı yılın Eylülünde ise Blue Note için ilk büyük başyapıtı Blue Train’i kaydettiğinde henüz 30 yaşındaydı. Dört özgün bestesiyle bu albüm, onun aranan bir saksafoncudan kendi armonik dilini kuran bir besteci ve grup liderine dönüşümünü ilan ederken hard bop tarihinin de temel taşlarından biri oldu.
Coltrane cazı dönüştüren ve değiştiren bütün o kırılmaları, ömrünün son on yılına sığdırdı
Grup lideri olarak 1957’de kaydettiği ilk albümü Coltrane albümünden, Long Island’daki Huntington Hospital’da karaciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybettiği 17 Temmuz 1967’ye uzanan on yıllık döneme, yayımlanan ya da yayımlanmasına onay verdiği 25 albüm sığdırdı. Giant Steps’in (1960) armoninin sınırlarına dayanan baş döndürücü yapısıyla başlayan bu dönüşüm, yalnızca bir yıl sonra üç ayrı yöne açıldı: My Favorite Things’te (1961) Güney Asya müziğinde melodinin altında sürdürülen sabit bir dem sesinden (*) beslenen modal özgürlüğe; Africa/Brass’ta (1961) Afrika’ya açılan geniş orkestral bir dünyaya; Olé Coltrane’de (1961) ise İspanyol müzik kültürünün ezgisel ve modal dünyasına yöneldi. Impressions (1963) albümünde ise “India” bestesi ile sanatçı, Hint müziğine olan ilgisini ortaya koyarken bu müziğin temel saç ayaklarından biri olan sabit dem sesi düşüncesi üzerinden uzun modal doğaçlamalar geliştirdi.
Farklı müzik coğrafyalarına doğru genişleyen bu arayış, sadece Coltrane’in diskografisinin değil, caz tarihinin de en önemli kırılma anlarından birini oluşturan A Love Supreme (1965) albümünde, sanatçının bizâtihi iç dünyasına ruhanî bir yolculuğa çıktığı bir yöne doğru evrildi. Üzerine Ashley Kahn’ın 464 sayfalık A Love Supreme: The Creation of John Coltrane’s Classic Album adlı kitabını yazdığı, doğrudan ya da dolaylı bir biçimde onlarca lisansüstü tez ve yüzlerce akademik yayında ele alınarak müzikologların yanı sıra tarihçilerin, ilahiyatçıların ve kültür araştırmacılarının da ortak inceleme alanına dönüşen A Love Supreme albümü, Coltrane’in içsel duasını spiritüel cazın kurucu yapıtlarından birine dönüştürürdü. Bu kişisel ve ruhanî arayış, bir yıl sonra Ascension’da (1966) kolektif bir ifadeye dönüştü: Coltrane, on bir müzisyeni bireysel sololarla yoğun toplu bölümler arasında buluşturarak özgür cazı kolektif bir ses ayinine taşıdı. Hayattayken yayımlanan son albümü Kulu Sé Mama’da (1967) ise Afrika kökenli ritüel seslerle avangard cazı buluşturdu ve böylelikle Coltrane yaşamının son on yılında cazın sonik dünyasının sınırlarını farklı bağlamlarda yeniden belirlerken, bu müzik türünün kültürel, düşünsel ve entelektüel sınırlarını da birçok kez yeniden çizdi.
Kuşkusuz Coltrane’in caz tarihindeki yeri, yaşamının son on yılında kendi adıyla yayımladığı albümlerin ötesine uzanır
Başka müzisyenlerin topluluklarında, ortak albümlerde ve kendi grubuyla kurduğu yeni kadrolarda, her defasında farklı bir müzikal düşünceyle karşılaştı; bu karşılaşmalar onun sesinin nasıl geliştiğini de kayda geçirdi. 1956’da Tadd Dameron’la kaydettiği Mating Call’da, Dameron’ın bestelerini yorumlayan topluluğun tek nefesli üyesiydi. 29 Kasım 1957’de Thelonious Monk’la verdiği Carnegie Hall konserinde, Monk’un alışılmadık melodik ve armonik dili içinde doğaçlamasına yeni yollar aradı. Miles Davis’in Milestones albümünde (1958) bebop ile modal cazın kesiştiği müziğe katılırken, Ocak 1959’da Milt Jackson’la kaydettiği Bags and Trane’de tenor saksafonunun yoğun hareketini Jackson’ın vibrafonuyla buluşturdu. Birkaç ay sonra Davis’in caz başyapıtlarından Kind of Blue albümünde, sürekli değişen akorlar yerine daha açık modal zeminlere yaslanan bir müziğin solistlerindendi. Bu albümde “Coltrane olmasaydı Kind of Blue nasıl olurdu?” sorusu her zaman aklımın bir köşesinde olmuştur.
Don Cherry’yle 1960’ta kaydettiği The Avant-Garde’da Coltrane, Ornette Coleman’ın üç bestesini yorumladı; böylece doğaçlamayı sabit akor dizilerinin izlenmesinden çok, melodinin açtığı olasılıklar ve müzisyenler arasındaki karşılıklı etkileşim üzerinden kuran bir yaklaşımla karşılaştı. 1961’de Eric Dolphy’yle Village Gate sahnesini paylaştığında, Dolphy’nin flütü ve bas klarneti Coltrane’in saksafonuyla aynı müzikal arayışın farklı sesleri hâline geldi. Duke Ellington’la 1962’de kaydettiği albümde, özellikle “In a Sentimental Mood”da melodinin lirik olanaklarını öne çıkardı; 1963’te Johnny Hartman’la yaptığı albümdeyse saksafonunu bu kez bir bas bariton insan sesi ile ne kadar eşsiz ve romantik bir yapı kurabileceğinin eşsiz bir örneğini verdi. Coltrane’in avangard ve deneysel arayışlarının yanı sıra aynı yıllarda Hartman, Ellington, Dameron gibi isimlerle kaydettiği albümler, bir yandan da bize onun ne kadar tonal merkeze sadık kalabilen ve aynı yıllarda nasıl da kılıktan kılığa girebildiğini gösteren çalışmalar olarak geride kaldı. Coltrane müzikal ortaklıkları bağlamında son olarak, 1966’da Alice Coltrane, Pharoah Sanders ve Rashied Ali’nin de yer aldığı Live at the Village Vanguard Again! konserinde, yıllardır repertuvarında bulunan “Naima” ile “My Favorite Things”i yeni topluluğunun açık uçlu doğaçlaması içinde yeniden ele aldı. Bu on kayıt kuşkusuz Coltrane’in yalnızca kendi müziğini değil, birlikte çaldığı insanları dinleyerek geliştirdiği seslerin izlerini sürmemize de olanak verir.
Coltrane sadece armoniyi baş döndürücü bir yoğunluğa taşıması ile değil kendisinden sonra “Coltrane Changes” olarak anılan ve Giant Steps albümü ile belirginleşen eserlerindeki büyük üçlü aralıklı akor geçişleriyle caz armonisine yeni bir zorluk ve hareket kazandırdı. Modal cazı uzun, döngüsel ve hipnotik bir doğaçlama alanına taşımakla kalmadı; “India”da Hint müziğine referans veren sürekli dem seslerini araştırırken, Africa/Brass’ta Afrika’ya dönük arayışını geniş bir orkestranın ses dünyasına taşıdı. Doğaçlamayı salt bir virtüözlük gösterisi olmaktan çıkarıp araştırmanın, ruhanî arayışın ve dönüşümün diline çeviren Coltrane, soprano saksafonu modern cazın merkezine yeniden taşırken My Favorite Things’te çalgının keskin, genizsi tınısını ve kıvrımlı cümlelerini obua, zurna ve Hint şehnaisini (**) çağrıştıran bir ses dünyasına açtı.
Kuşkusuz Coltrane’i ve onun müzikal mirasını en iyi anlatacak başlıklardan biri: keşfetme arzusudur. Bir sesin içinde başka bir ihtimali ortaya çıkarması, müziğin içinde sürdürdüğü ruhanî arayış ve gerektiğinde kendi kurduğu dili bile geride bırakma cesareti, Coltrane’in hikâyesinin temel saç ayakları arasında yer alır. Şüphe yok ki Coltrane müzikal ve düşünsel arayışlarının tam ortasında öldü ve müziğe duyduğu itkiyi sonuna kadar korudu. 1966 yılında Nat Hentoff’a söylediği gibi:
“Bu arayışın hiçbir zaman sonu yoktur... Her zaman hayal edilecek yeni sesler, ulaşılacak yeni duygular vardır. Bu duyguları ve sesleri arındırmayı sürdürme ihtiyacı da her zaman vardır; böylece keşfettiğimiz şeyi gerçekten saf hâliyle görebiliriz. Böylece ne olduğumuzu giderek daha açık ve berrak biçimde görebiliriz… Kendimize tuttuğumuz aynayı durmadan arındırmalıyız.”
Ve bitirirken son bir not:
Coltrane’in yüzüncü doğum yılı, dünyanın farklı yerlerinde yeni albümlere, kitaplara ve konserlere vesile oluyor. Branford Marsalis Quartet, Dianne Reeves’in sesiyle kaydettiği Dedicated to You albümünde Coltrane ile Johnny Hartman’ın 1963’teki buluşmasına yeniden dönüyor. Oğlu Ravi Coltrane’in editörlüğünü üstlendiği Coltrane: The Definitive Visual Celebration of the Legend ise fotoğrafların yanı sıra Kareem Abdul-Jabbar, Wayne Coyne, Dev Hynes, Phil Lesh, Julie Mehretu, Carlos Santana ve Patti Smith’in katkılarıyla bu mirasa farklı disiplinlerden bakıyor.
İstanbul’da bu yüzüncü yılın duraklarından biri de 36. Akbank Caz Festivali
James Carter, Coltrane: A Centennial Supreme projesiyle 3 Ekim akşamı saat 20.30’da Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde olacak. Coltrane’in müziğini bir kez daha, bu kez başka bir saksafoncunun sesinden dinleyeceğiz.
(*) Türk müziğinde (hem klasik Türk müziği hem de Türk halk müziği) kullanılan önemli bir terimdir. Neyin en kalın (pest) oktavındaki seslere dem sesler denir. Bunlar neyden çıkarılması en zor seslerdir. Daha yaygın olarak Bir çalgı veya ses, ezgiyi çalarken/söylerken makamın karar perdesini (bazen güçlü perdesini) uzun uzun, sürekli basarak eşlik eder. Buna dem tutmak denir.
(**) Hint şehnaisi (shehnai / shahnai), Kuzey Hindistan’ın klasik ve halk müziğinde kullanılan, çift kamışlı üflemeli bir çalgıdır. Batı’daki obua ile, Türkiye’deki zurna ile aynı aileye yakındır.
Sami Kısaoğlu yazılarına bu linki kullanarak erişebilirsiniz.
Sami Kısaoğlu
Cazkolik.com / 23 Eylül 2026, Çarşamba
Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.