Kültür Bakanlığı`na proje önerisi?

Kültür Bakanlığı`na proje önerisi?

Yılın en iyi albümlerini öğrenmeye az kaldı!

Best of 2018 geliyor...

Yıllık “Best Of” dosyalarımız 2013 yılından bu yana her sene büyüdü, gelişti, caz ve komşu müzikler kapsamında [bence ülke çapında] hazırlanan en iyi, en nitelikli Best of serisine dönüştü. Bu yıl altıncı kez hazırlıyoruz. Geçen yılın dosyası 25 binin üzerinde okundu, toplam okunmada 110 bini aştı. Caz gibi sınırlı dinleyici grubuna seslenen bir müzik için önemli rakamlar ama rakamların önemi haricinde en kayda değer olanı dosyada yeralan ve hepsi ülkenin en iyi ve saygın yazar, radyo programcısı dostlarımızın seçimleriyle yarattıkları kapsama alanı. Bence, en önemlisi bu. Altı yıldır gerçekten çok kaliteli listeler çıkıyor. Caz ve türevleri tüm müzik türlerini içeren, yıla damga vuran albümler bunlar. O kadar yakın takip ettiğimi düşünmeme rağmen bir çoğunu ben de listelerden öğreniyorum ve eminim benim gibi birçok müziksever listelerden bu amaçla faydalanıyor. Bu yıl yine aynı ekip arkadaşlarıyla yeni seçimlere hazırlanıyoruz. Bu yıl bir de sevgili Cenk Akyol seçimleriyle dahil olacak. Onun bakış açısı farklı ve önerdiği müzikleri çok sayıda seven olacağına eminim.


Boşlukları doldurun

Michel Enard`ın gömleğini ceketini çıkarıp dönem giysileri giydirsek portresi Rubens portrelerine benzemez mi?

Bizim edebiyatımızda var mı bilmiyorum ama batılı yazarların bir kısmı tarihe mâlolmuş sanatçıların hayatlarında oluşan boşlukları ya da kariyerlerinin bilinmeyen alanlarını, dönemleri nimerak ederek üzerine fantezi kurgular geliştirir, demek istediğim şu, bir örnek veriyim, Fransız yazar Michel Enard, şu sorunun peşine düşmüş mesela “Eğer Michelangelo 2. Bayezid için tasarladığı o köprüyü Haliç’e yapsaydı ne olurdu?” Valla güzel soru! Diyeceğim bu tip fanteziler ama akla gelince cevabı merak edilen türde sorular tabii, tam bu noktada çağrışımların insanı hangi fantazmalara sürükleyeceği kestirilemeyebilir. Sanatın tüm alanlarına dair böyle meraklar geliştirmek iyidir. Bence, özünde gusto olan meraklar bunlar. Basçı Ray Drummond’u bilir misiniz? O da mesela bestelerinde şu soruyu sormuştur, “cazda Afrika etkisi Küba ya da oralara uğramadan doğrudan New Orleans veya New York’a gelseydi caz nasıl olurdu?" Buyrun! Bu da güzel bir soru. Drummond bestelerinde cevabını vermeye çalışıyor.


Kara Cuma deliliği müzik sektörünü de etkiledi

Kara Cuma deliliği dünya çapında 20 milyar doları aşmış

Bazı şeyler bünyeme ters geliyor, bir türlü uyum sağlayamıyorum, özellikle her yıl fanatik birer ayine dönüşen etkinlikler, yok sevgililer günü, yok yılbaşı hediyesi, yok anneler günü, yok bilmem ne... Kara Cuma da yeni ayin biçimi oldu anlaşılan. Hani binlerce insan mitinge gider gibi sokaklara akar da sen pencereden bakarsın, bir türlü aralarına katılamazsın ya, aynen öyle. En aklı başında sandığın insanların bile bu telaşa bile isteye koşturduğunu görünce bir süre sonra tersliğin onlarda değil kendinde olduğunu düşünmeye başlıyorsun. Hani, ‘vardır bir bildikleri’ hali. Benim açımdan değilse de Kara Cuma’da öyle oldu, en baba firmalar bile acaip indirimler yapmış, Amazon gibi büyükler zaten katarın lokomotifi, onları saymıyorum, mesela saygın Avrupa firması Challenge Records ki hem klasik hem caz çok iyi albümler yayınlar, onlar da kervana katılmış, 20 yurodan başlayan albümler %30 indirimli. Büyük büyük puntolar. ALMADIM. Almam. Alamam. Bir-iki albüme içim gitti ama almadım. Hoş, indirimli hali bile iki albüm alıyorsun 200 TL. tutuyor. Bu arada, Kara Cuma deliliğine konser salonları bilet fiyatlarıyla, gazetelerin internet siteleri de abonelikleriyle katılmış.


Bir milyon düş

New Orleans eski günlerini arıyor

Galiba, cazseverler olarak New Orleans şehri hakkında bir hataya düşüyoruz, bu şehri sadece cazla ilgili düşünüyor, hafızamıza öyle hapsediyoruz, oysa, cazın tarihi bilemediniz yüz yirmi yıl, oysa, New Orleans üç yüz yılı aşkın süredir Amerika-Avrupa arasında her zaman en popüler şehirlerden biri olagelmiştir. Cazdan çok daha önce de toprakları kadar bereketli ve karmaşık bir kültüre sahipti. Bir başka açıdan bakarsak, cazın orada yeşermesi tarihin kesişme bölgesiydi, zira, uygun kültür birkaç yüzyıldır orada yeşeriyordu zaten. Bunu bana yeniden hatırlatan bir kitap oldu. Jason Berry’nin “City of a Million Dreams” kitabı 2015 yılında müzisyen Allen Toussaint’in ölümü nedeniyle New Orleans’da düzenlenen cenazenin aynı günlerde şehirdeki birkaç konfederasyon anıtının kaldırılmasıyla ilgili tartışmalara denk gelmesi nedeniyle müzikten politikaya, şehrin ileri gelenlerinden kültürel kimliklere değin kesimleri tartışma ortamına çekmesi üzerine, üstüne bir de şehrin Katrina kasırgasından bu yana felaketlerden kendine gelemeyişi eklenirse canlı bir ortamın geçmişin penceresinden anlatılması ilginç olmuş diyebilirim.


Oyun havalarından ödüllü sahne müziklerine

Albümün kapağı

Film, animasyon, dizi, reklam müzikleri kadar Rebel Moves’un üyesi olarak tanıdığımız, müziklerinde elektronikten rock ve dünya müziğine, orkestral müziklerle geleneksel oyun havalarına uzanan bir yelpaze barındıran, son dönem hayatını Edinburgh’da geçiren müzisyen Oğuz Kaplangı’nın ödüllü yeni çalışması “Rhinoceros” eylül başı yayınlanmış. Ödül alması güzel bir haber. Ödüllü müziklerin çevresindeki öykü de önemli. Bir başka ödüllü oyun yazarı Zinnie Harris’in Türkiye’de çok tanınan Ionescu’nun “Gergedan” isimli oyunu için hazırlanmış olması bir yana müziği dinlediğinizde daha ilk parça “Meydan”da kucağınıza çalınan ‘buralı’ seslerin giderek elektronik sarmalında harmanlanması ilginç. Bir yandan, en derinde ilerleyen ezanvari dip ses, darbukanın bize has maharetli parmak tıngırdaması, kanunun kıvrak akışı haliyle bana nasıl bir “Gergedan” oyunu acaba diye düşündürtüyor ama her parça böyle değil. “Thirsty”deki ‘aman aman’lar ve ney, “Rebirth”deki acı keman “Last Man”da yeniden ortaya çıkarak albüm tamamlanıyor. Tavsiye ederim.


Bir türlü sevemediklerim

Lüzumsuz bir Michael Buble portresi

Yıllarca çıkan albümleri takip edince insanın sevdiklerim/sevmediklerim ayrımı gayet net oluşuyor. Meseleye müziksever olarak baksam dinlemem dersin ama iş haber yapmaya gelince öyle görmezden gelemiyorsun ama hiç değilse burada sevemediklerimi not edeyim. Mesela Michael Buble, Lisa Ekhdal... Buble James bond kılıklı yakışıklı İtalyan çocuk pozlarından çıkıp bir an önce gerçek bir şeyler yapsa iyi olur. Lisa Ekhdal da viyaklamaktan kurtulamadığı gibi bu sesi bir çeşit marka yaptı. Tony Bennett’e hele hiç ısınamadım. Hele şarkıların arasına sıkıştırdığı o sahte gülüşleri yok mu... Al Di Meola ne yapsa sevemiyorum. Melody Gardot mesela, son İstanbul konserinde kadından iyice soğumuşum. Kibirli bir sese dönmüş vaziyette. Jamie Cullum da listenin başında. Diana Krall gözümden düşeli çok oldu. Soğumaya başladıklarım arasında hiç ummazdım Gregory Porter da var. Esperanza Spalding’i hâlâ severim ama hem kendisinin hem sektörün ona biçtiği ‘yeni ve öncü’ rolü bence beceremedi. Daha yazarım da yerim bitti.


Baştan savma yılbaşı hediyeleri

Yılın en önemyi toplu hediye ayini

Yıllar önce D&R’ın müzik raflarında caz albümlerine bakınırken [o zaman D&R’da müzik rafları vardı] hemen çaprazımda genç bir çift duruyordu. Hediye almak istiyorlar ama ne alacaklarına dair bir fikirleri yoktu. Neticede, bir Frank Sinatra albümü alıp gittiler. Acaba niye diye merak ettim, niye Frank Sinatra? Daha önce dinledikleri belliydi, anlaşılan, beğeni garantili bir müzik albümünü hediye olarak almak istemişlerdi. Şimdi, malum, yılbaşı hediyeleri zamanı, gelin doğruyu konuşalım, hediye edilecek kişiler arasında en kalabalık grubu baştan savılması gereken birileri oluşturur, okuldan, işten, çevreden, ordan burdan, işte, onlar için bir mini liste yaptım. Başta Frank Sinatra var, mümkünse şık kutulu olsun. İlla ki Beatles. O da kutulu-kitaplı olsun. Mutlaka bir Disney karikatür desenli caz albümü. En iyi seçeneklerden biridir. Diyeceksiniz ki CD dinleyen mi kaldı. Doğru. Bana bir türlü inandırıcı gelmese de plaklar geri gelmiş görünüyor. Son dönem yayınlarda retro görünümlü şeker renkli pikap tanıtımlarının artmasından anlamak mümkün. Bir başka yeni moda yine eski lambalı radyo görünümlü dijital radyolar. Cep telefonları mağazalarında geniş rafları doldurmaya başlamışlar.


Bizim Kültür Bakanlığı niye böyle projeler yapmıyor?

Yılmaz Güney

Haberi aynen aktarıyor ve soruyorum; bizim Kültür Bakanlığı’mız niye böyle projeler üretmiyor? Haber şöyle; Letonya Kültür Bakanlığı’nca desteklenen “Jazz and Rothko” konseri 23 kasım akşamı Londra Caz Festivali kapsamında Kings Palace’da gerçekleşti. 20. yüzyılın en önemli ressamlarından Letonya doğumlu Mark Rothko’yu anmak amacıyla 10 farklı bestecinin eserleri konserde seslendirildi. Piyanoda Victor Ritov, tenor saksofonda Gints Paberzs gibi isimlerle konserde oda müziği tarzı besteler ağırlıklıydı. Rothko tabloları büyük ekrana yansırken müzisyenler bestelerini seslendirdi. Dediğim böyle şeyler. Kültür Bakanlığı büyük festivallere böyle projeler hazırlayıp götürebilir, festival yönetimleri seve seve kabul eder, işte yapmışlar. Yazarlarımızı, ressamlarımızı, yönetmenlerimizi böyle anmak ve üstelik bu işi festivallerde yapmak, bunu bir düşünsenize. Mesela Yılmaz Güney, bu ülkenin en önemli sinemacılarındandı, Paris’te sürgünde öldü, onu Kültür Bakanlığı himayesinde Paris Caz Festivali’nde perdede filmlerinden görüntüler akarken Türk caz müzisyenleriyle andığınızı düşünsenize. Fazla mı hayalperest buldunuz?


Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 26 Kasım 2018, Pazartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.