Röportaj: Zorlu PSM'nin düzenlediği Mix Festival'de izleyeceğimiz Cihangir Eryıldız ile müziği üzerine konuştuk

Röportaj: Zorlu PSM'nin düzenlediği Mix Festival'de izleyeceğimiz Cihangir Eryıldız ile müziği üzerine konuştuk

 

Doksanlarda büyümek elektronik müzikle tanışmamı sağladı

 

 

Cazkolik: Okurumuzun sizi yakından tanıması için kendinizi ve müziğinizi nasıl anlatırsınız? Önce bu soruyla başlamak sanırım daha doğru olacak.

 

Cihangir Eryıldız: Son yirmi yıldır elektronik müzik üretiyorum ve on yıldır da kendi müziğimi yayımlıyorum. Babamın Türk sanat müziği solisti olması beni çocukluğumda daha geleneksel müzik türleriyle tanıştırdı ve yıllarca bağlama çaldım. 90’larda büyümek de elektronik müzik sahnesiyle tanışmamı sağladı.

 

Aslında müziğimi belirli bir tür üzerinden tanımlamak biraz zor. Fakat 80’lerin ve 90’ların elektronik müzik sahnesinden, caz, soul ve funk’tan çok fazla ilham aldığımı söyleyebilirim. Daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmamı sağlayan “Jungle Funk” albümüm, bugün yaptığım müziği anlatmak için iyi bir başlangıç noktası olabilir. Jungle, trip-hop, jazz-step ve liquid funk’ın bir kombinasyonu diyebilirim.

 

Cazkolik: İçinde caz da olan ilginç bir müzikal karışım üretiyorsunuz. Jungle ve drum'n bass’in ritmik yoğunluğuyla cazın armonik zenginliğini bir araya getirirken melânkoliyi nasıl koruyorsunuz, ya da 'melankoliyi korumak' olarak tanımlamak doğru mu?

 

Cihangir Eryıldız: Caz, İngiltere’de ortaya çıktığı dönemden itibaren jungle’ın gelişiminde önemli bir yere sahipti. Dolayısıyla, bunun yeni bir müzikal yaklaşım olduğunu söyleyemem. Melânkoli ise dakikada 160’ın üzerindeki tempoları yumuşatma çabasından çok, iç dünyamın bir yansıması olarak kendiliğinden ortaya çıkan bir katman diyebilirim. Bu katman bazen bir flugelhorn doğaçlamasında, bazen de bir vokalde kendini gösterebiliyor. Hatta bazen melânkolik olmak istemediğimde bile ortaya çıkıyor.

 

 

 

Trompet ve flugelhorn gibi nefesli enstrümanları sıkça kullanıyorum

 

 

Cazkolik: Caz işin içinde olduğuna göre şu soruyu sormak da gerekiyor; doğaçlama unsurları müziğinizde nasıl kullanıyorsunuz?

 

Cihangir Eryıldız: Trompet ve Flugelhorn gibi nefesli enstrümanları sıkça kullanıyorum ve bunların neredeyse tamamı bitmiş düzenlemenin üzerine doğaçlama olarak çalınıyor. Fakat jungle söz konusu olduğunda bence daha az görünür olan başka bir doğaçlama alanı var: Davullar! Örneğin jungle’ın en ikonik sample’larından biri olan The Winstons’ın Amen Break’ini parçalayarak, yeniden düzenleyerek ve ritimlerle oynayarak neredeyse sonsuz sayıda varyasyon yaratabilirsiniz. Bu süreç de benim için bir tür ritmik doğaçlama aslında.

 

 

 

İstanbul'da yaşıyor ve üretiyorum ama müziğimin en çok dinlenildiği yerler İngiltere, ABD ve Almanya

 

 

Cazkolik: İstanbul’un müzik ortamı, farklı kültürlerin ve türlerin bir araya gelmesine elverişli. Peki sizce İstanbul’da elektronik müzik üretmenin Berlin, Londra veya Tokyo gibi şehirlerde üretmekten kaynaklanan farklılıkları neler?

 

Cihangir Eryıldız: Aslında bu soruya doğru bir yanıt verebilmek için o şehirlerde de müzik üretmiş olmak gerekir. Ben İstanbul’da yaşıyor ve üretiyorum ama müziğimin en çok dinlendiği ülkeler Birleşik Krallık, ABD ve Almanya. Elbette yerel sahnelere erişim, müzisyenlerle etkileşim ve iş birlikleri önemli avantajlar. Ancak günümüzde çok niş türlerde müzik üretseniz bile dünyanın farklı yerlerindeki dinleyicilere ulaşabileceğiniz pek çok yol ve araç var. Bu nedenle en azından dinleyiciye ulaşmak açısından coğrafyanın eskisi kadar belirleyici olduğunu düşünmüyorum.

 

Cazkolik: Bağımsız bir müzisyen olarak günümüzün en zor meselesi sizce hangisi? Müzik üretmek, müziği dinleyiciye ulaştırmak, ekonomik olarak sürdürülebilir kalmak, yoksa görünürlük kazanmak veya sizin ekleyeceğiniz şeyler nedir?

 

Cihangir Eryıldız: Bunların hepsi zor ama aynı zamanda işin ayrılmaz bir parçası. Müzik endüstrisinin büyük plâk şirketlerinin kontrolünde olduğu dönemlerde de zordu, dijital devrimle bağımsız müzisyenlerin yükselişinden sonra da zorluklar biçim değiştirerek devam etti. Bence burada biraz da beklentileriniz belirleyici oluyor. Benim için müziğimin yaratıcı kontrolünü elimde tutabilmek, bu zorluklarla başa çıkmayı anlamlı kılan en önemli şeylerden biri.

 

Ama bütün bu beylik laflardan sonra, sanırım en zor kısmı bir parçayı mastering’e göndermeden önce “Tamam, bitti, budur!” diyebilmek.

 

Cazkolik: MoonBase Disco, İstanbul merkezli bağımsız bir elektronik müzik etiketi olarak farklı türler arasında dolaşan üretimlere alan açıyor. Bu etiketi kurarken nasıl bir müzik kültürü oluşturmayı hedeflediniz? Kendi müziğinizi yayımlamanın ötesinde bir sahne yaratmak istiyor musunuz?

 

Cihangir Eryıldız: Aslında Moon Base Disco, sadece kendi sevdiğimiz müzikleri çaldığımız partilerden doğdu. Temel amacı kendi müziğimi yayımlamak olsa da diskodan deep house’a, drum'n bass’ten downtempo’ya kadar ritmin ve groove’un ön planda olduğu tüm türlere kapımız açık.

 

Bir sahne yaratmaktan çok, müziğim üzerindeki yaratıcı özgürlüğümü korumak ve aynı özgürlüğü özellikle Türkiye’den çıkan diğer prodüktörlere de sunabilmek fikrine dayanıyor. Tabii bu, müzik üretmenin yanında operasyonel ve maddi sorumlulukları da beraberinde getiriyor. Ama yaratıcı özgürlüğü koruyabilmek için bunları üstlenmeye değer buluyorum.

 

 

 

Yıllarca bağlama çaldım

 

 

Cazkolik: "Aşık Atışması", "Basit Zevkler" gibi çalışmalarınızda müzikal/kültürel göndermeler var, bu toprakların kültürünü müziğinizde kullanmanın formülü sizin için nedir? Bu formülün içinde halk müziği enstrümanlarının yeri nedir?

 

Cihangir Eryıldız: Yıllarca bağlama çaldığımdan bahsetmiştim, dolayısıyla halk müziği enstrümanlarıyla her zaman yakın bir ilişkim oldu. Anadolu, tarih boyunca acıyla da yoğrulmuş bir coğrafya ve bunun müziğe, hatta enstrümanların sesine bile yansıdığını düşünüyorum. Anadolu, Ermenistan ve Kafkasya, insanın gönül telini titreten enstrümanlarla dolu. Ney, kaval, blul, kamançe ve balaban çok sevdiğim enstrümanlardan bazıları.

 

Açıkçası benim için burada da mesele yaratmak istediğim atmosferle ilgili. Jungle Funk’ta vokallerin ve nefeslilerin taşıdığı melankoliyi, önceki albümlerimde bu coğrafyanın enstrümanları taşıyordu. Bugün müzikal olarak başka bir yerde olsam da bu enstrümanları elektronik müzikle bir araya getirmeyi hâlâ çok seviyorum.

 

Cazkolik: Albümün açılışındaki “Only You” ile “Sirens of Summer”ın kurduğu atmosferden “Jaguar”ın hareketli dünyasına uzanan çeşitlilik var. Parçaları albümün bütünlüğü içinde düşünürken nasıl bir anlatı kurguladınız?

 

Cihangir Eryıldız: Aslında süreç “bir albüm yapayım” diye başlamıyor. Daha çok küçük tematik adalar yaratarak başladığımı söyleyebilirim. Bunlar bazen yazın gelişi, bazen sevdiğim bir şehrin ritmi, bazen sevgiliye bir ağıt, bazen de politik bir argüman olabiliyor. Sonrasında ortaya çıkan parçalar arasından seçim yaparak bir bütünlük ve anlatı oluşturmaya çalışıyorum.

 

 

 

Kadınların toplumsal dönüşümde belirleyici bir rolü olduğuna inanıyorum

 

 

Cazkolik: Müziğinizin politik bir yanı da var sanırım, bu politik boyut doğrudan sözler ve mesajlar üzerinden mi ortaya çıkıyor, yoksa müziğin atmosferinde, ritminde ve yarattığı duyguda mı saklı?

 

Cihangir Eryıldız: Aslında müziğimin politik bir yanı olduğunu söylemek, müziğinde politik duruşu çok daha belirgin olan müzisyenlere biraz haksızlık olabilir. Ama Jungle Funk albümünde böyle bir tematik ada olduğunu söyleyebilirim. Kadınların toplumsal dönüşümde belirleyici bir rolü olduğuna inanıyorum. Hatta medeniyetimizi kadınların kurtaracağını düşünüyorum. Müziğimin politik tarafında da daha çok bu düşünce öne çıkıyor.

 

Bunu ifade ederken sözlerin daha belirleyici olduğunu söyleyebilirim. Örneğin “Secretly” parçasında Andrew Birkin’in The Cement Garden filminden, toplumsal cinsiyet rolleri ve çifte standartlar üzerine oldukça güçlü bir eleştiri içeren bir monolog kullanıyorum. Bazen müziğin atmosferinde de politik bir duygu ortaya çıkabiliyor ama bunun sözlerle kurulan bir mesaj kadar açık olduğunu düşünmüyorum.

 

Cazkolik: “Tokyo Manifesto” ve “Berliner Hetze” gibi isimler farklı kentleri ve çağrışımları akla getiriyor. Şehirler, gündelik hayatın hızı ve yaşadığınız yerler müziğinize ne ölçüde yön veriyor?

 

Cihangir Eryıldız: Kesinlikle çok fazla yön verdiğini söyleyebilirim. Bence şehirler hem dinleyiciler hem de müzisyenler için müziğin bazen gözden kaçan ama çok önemli bir arka planı. Özellikle bir parça doğrudan bir şehirden ilham aldıysa, o şehrin adını parçanın isminde kullanmayı seviyorum.

 

Örneğin Tokyo’ya gittiğimde şehrin neredeyse her şeyine sinmiş olan hız, “Tokyo Manifesto”ya ilham vermişti. “Berliner Hetze” ise biraz daha farklı. Koca bir sirki andıran, herkesin dışarıdan çok mutlu göründüğü ama benim gözlemlediğim kadarıyla kendini bile sevmekte zorlanan pek çok insanın olduğu bir şehrin yarattığı tezatlardan doğdu.

 

 

 

Benim için önemli olan sesin nereden geldiğinden çok, onu nasıl kullandığımdır

 

 

Cazkolik: Jungle ve drum'n bass kültürü breakbeat geleneğiyle tarihsel bir ilişkiye sahip. Sampling ve caz geleneği arasındaki ilişki, kendi üretim biçiminizi etkiliyor mu?

 

Cihangir Eryıldız: Benim üretim biçimim de büyük ölçüde buna dayanıyor diyebilirim. Zaten jungle’ı bu üretim biçiminden ayırmak bence neredeyse imkânsız. Sonuçta Amen, Think ve Apache gibi birkaç klasik davul break’inin parçalanıp yeniden düzenlenmesiyle şekillenmiş bir türden bahsediyoruz.

 

Cazla ilişkisi de bence burada ilginçleşiyor. Bir Rhodes piyano, trompet ya da başka bir caz enstrümanı stüdyoda kaydedilebildiği gibi eski bir kayıttan da sample edilebiliyor. Hatta bazen o kaydı kesip biçerek, yeniden düzenleyerek orijinalinden bambaşka bir müzikal fikir yaratabiliyorsunuz.

 

Örneğin Jungle Funk albümündeki tüm nefesliler 80’lerin Japon caz müzisyenlerinden ilham aldım. Bazıları sample’lardan geliyor, bazılarını sanal enstrümanlarla sıfırdan ürettim, bazılarıysa bitmiş düzenlemelerin üzerine canlı olarak çalındı. Benim için önemli olan sesin nereden geldiğinden çok, onu nasıl kullandığım ve ortaya çıkan müzikal bütünlük.

 

 

 

Fiziksel baskılar kaybettiğimizde değerini anladığımız hisler

 

 

Cazkolik: Dijital yayıncılık çağında plâk basma ihtiyacı nasıl oluşuyor? Fiziksel albümün hâlâ taşıdığı özel bir anlam var mı?

 

Cihangir Eryıldız: Olmaz mı! Benim için bunun pek çok anlamı var. İlki, kalıcı bir şey bırakabilmek. Ekonomik olarak sürdürülebilir olup olmamasından bağımsız olarak, bir veri merkezindeki birler ve sıfırlar olmakla bir müzikseverin fiziksel koleksiyonunda yer almak arasında bence çok büyük bir fark var.

 

Ben fiziksel formatlarla büyüdüm. Radyoda duyup sevdiğiniz bir şarkının bulunduğu albümü satın almak, kaset, plâk ya da CD fark etmeden jelatinini açmak, fiziksel bir nesne olarak ona dokunabilmek... Bunlar değerini biraz da kaybettiğimizde anladığımız hisler. Bence dijital çağda büyüyen genç dinleyiciler de bu basit zevki keşfetmeye başladılar.

 

Bir de dijital platformlarla birlikte biraz geri planda kalan, baştan sona dinlenen, kendi içinde bütünlüğü ve teması olan albüm fikrine dönüş için çok güzel bir yol olduğunu düşünüyorum.

 

Jungle Funk plak olarak da basıldı ve tüm kopyaları satıldı. Bu tamamen kişisel bir görüş ama milyonlarca dijital dinlenme yerine binlerce insanın fiziksel koleksiyonunda yer almak bana çok daha tatmin edici geliyor.

 

Cazkolik: Festivalde sizi izlemek, dinlemek için sabırsızlanıyoruz. Sorularımıza verdiğiniz cevaplar için teşekkürler.

 

Mix Festival programına linki kullanarak erişebilirsiniz.

 

Zorlu PSM etkinlikleri haber arşimize linki kullanarak erişebilirsiniz.

 

Cazkolik.com / 20 Ekim 2026, Salı

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.