Sami Kısaoğlu`nun kaleminden "Esbjörn Svensson Trio`nun Sanatına Senfonik Bir Dokunuş."

Sami Kısaoğlu`nun kaleminden "Esbjörn Svensson Trio`nun Sanatına Senfonik Bir Dokunuş."

Esbjörn Svensson Trio`nun geçen yıl yayınlanan son albümü 301`i satın almak için lütfen bu satıra tıklayın.


E.S.T’nin Sanatına Senfonik Bir Dokunuş

İsveçli caz üçlüsü E.S.T grubun piyanisti Esbjörn Svensson’un 2008 yılındaki trajik ölümünden sonra yeniden müzik basınının gündeminde. Grubun bestelerinin senfonik düzenlemelerini, Avrupa’nın kalburüstü caz müzisyenleriyle buluşturan E.S.T senfoni projesi hiç şüphesiz bu yazın en önemli müzik olaylarından biri. Dünya prömiyeri İsveç’te şef Hans Ek’in yönetimindeki Stockholm Kraliyet Filarmoni Orkestrası eşliğinde gerçekleşen projenin ikinci konseri ise 20. İstanbul Caz Festivali kapsamında 10 Temmuz Çarşamba akşamı saat 21:30’de Haliç Kongre Merkezi’nde. Pink Floyd ve Björk gibi isimlerin besteleri içinde senfonik düzenlemeler yapmış olan şef Hans Ek’in Filarmonia İstanbul’u yönetecek olduğu bu konserde, topluluğun eski üyeleri Magnus Öström (davul) ve Dan Berglund’un (kontrbas) yanı sıra Jacky Terrasson (piyano), Marius Neset (saksofon) ve Michael Wollny’de (piyano) yer alıyor. Festival’in unutulmaz konserlerinden biri olacağına kesin gözüyle bakılan bu proje öncesinde E.S.T’yi ve onların caz tarihine yapmış oldukları katkıları yeniden hatırlatmak istedik.

E.S.T’ye Retrospektif Bir Bakış

Cazın onlarca farklı patikaya çatallanan uzun ince yolunda çok az grup 20. yaşını kutladığımız E.S.T (Esbjörn Svensson Trio) kadar sevildi. Çok az piyano üçlüsü cazın felsefesini ve ifade biçimlerini onlar kadar değiştirmeyi başardı. İşte bu nedenle kendilerinden sonra gelen birçok grup için bir “E.S.T sound”u yakıştırması yapıldı. Cazın günden güne dinleyici kaybettiği yirmi birinci yüzyılda onların konserlerine binler giderken bu performanslarda caz tarihinin modern standartları da ilk kez duyuldu. Belki de ilk defa 2000’lerde bir caz üçlüsünün besteleri başka sanatçılar tarafından da albümlerde ve konserlerde sıklıkla seslendirildi. “Az çoktur” düşüncesinin ustalıklı bir yorumcusu olan grup, müziğin en temel unsurlarından biri olan melodiye yapıtlarında kuzeye özgü bir yalınlıkla yer verdi.

Avrupa caz sahnesinde sanatsal yaratım anlamında devrimin habercisi olan From Gagarin`s Point of View (1999) albümü ile başlamıştı her şey. Caz tarihini sonsuza kadar değiştirecek olan bu albümü, üçlü İsveç’in dünyaca ünlü Atlantis stüdyolarında kaydetmişti. Üstelik stüdyo müzisyeni olarak yer aldıkları Danimarkalı bir şarkıcının albümünden arttırdıkları o birkaç saat içinde. Albümün İskandinavya dışındaki basım ve dağıtım işlerini üstlenen Alman plak şirketi ACT’in sahibi ünlü yapımcı Siggi Loch iş prensiplerini çiğnediği bu kayıt ile ilgili şöyle diyecekti: “Bu çalışmayı dinlediğim zaman hayatımda duymuş olduğum en muhteşem caz albümlerinden biri olduğunu biliyordum.” Grup aynı yılın sonuna doğru Good Morning Sushie Soho albümünü yayınladığında Avrupa’nın tüm büyük caz festivallerinin kapıları kendilerine açılmıştı. Çok geçmeden E.S.T’nin müzik okyanusuna atmış olduğu o birkaç çakıl taşının dalgaları Atlantik’in öte yakasına da ulaştı. Sony/Columbia yukarıda bahsi geçen iki albümü Birleşik Devletlerde yayınladı, grup ilk kez Amerika’da ve Kanada’da konserler gerçekleştirdi.

Caz sahnesinde üsluplara dair o zamana kadar yapılan en radikal devrimlere imza atan topluluk, yeni bin yılın başlangıcından Svensson’un 30 Mayıs 2008’de bir tüplü dalış macerasında hayatını kaybettiği güne kadar 5 stüdyo albümü daha kaydetti. Her defasında yeni bir söz, farklı bir bakış açısı getiren bu albümlerin sonuncusu ise Leucocyte ve bu çalışma ile aynı zamanda kaydedilen 301 oldu. Leucocyte grubun hayran çevresi tarafından gerek çizdiği karanlık ses tabloları gerekse deniz dünyasına ve sonsuzluğa dair yapmış olduğu göndermelerle, Svensson’un hayatta olduğu dönemde kendi ölümünün bir manifestosunu yazmış olabileceği şeklinde değerlendirildi.

Kuşkusuz E.S.T onlarca formülün ve kalıbın denendiği caz dünyasında halen sayısız “terra incognita”nın olduğunu müzik dostlarına hatırlatan bir grup. Bitirirken Arjantinli besteci Astor Piazzolla’nın şu sözlerini satırlarıma almak istiyorum. “Bir eseri ortaya koyduğunuz zaman bunu kendi stilinizde yapmalısınız. Eğer stil yoksa müzikte yoktur.”

Sami Kısaoğlu
Müzikolog

Cazkolik.com / 09 Temmuz 2013, Salı

 

 

 

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Sami Kısaoğlu

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.