Afrika müziğine sahip mi çıkıyor, yoksa?

Afrika müziğine sahip mi çıkıyor, yoksa?

Nijerya merkezli yeni çevrimiçi akış hizmeti Boomplay 5 Nisan 2019'da hizmete girdi. Bu haber cümlesini nasıl anlamalı? Afrika'nın yüzyıllardır sömürülen emeğini en azından müzik üzerinden geri çevirerek sahip çıkma girişimi midir yoksa uluslararası ortaklıklarla farklı bir kimlikle aynı sömürüyü sürdürmenin dijital yolu mudur. Bunun cevabını bilmiyorum, dilerim ilkidir. Afrika'nın en hızlı büyüyen [başkaları da var demek ki!] dijital müzik akış hizmeti Boomplay Afrika merkezli müzikleri kendi bünyesinde yayınlamaya başladı. Hizmetin başlaması için Maison Capital isimli toplanan 20 Milyon dolarlık bir fonun sermaye olarak kullanıldığı belirtiliyor. Boomplay ana sayfasına girdiğinizde tüm çevrimiçi hizmetlerin arayüzlerine benzeyen bir tasarımla karşılaşıyorsunuz. Zaten hepsi giderek birbirine benzemeye başladı aralarında ne fark var anlamak zor. Uygulama hizmete geçtikten sonra Universal ve Warner gibi küresel şirketerle ortaklık imzaladı. Müziğin sınırları yok felsefesinden hareketle evrensel bir müzik dili kurma yolundaki Boomplay Afrika'nın müzikle dou toprağının her santimetrekaresini kendi platformu üzerinden aktarmayı hedefliyor. Boomplay, tüm dijital platformlar gibi her tür tabandan yayın yapıyor. Bundan sonra karar biz müzikseverlerin. Ben hemen tabi işin caz tarafına baktım ve karşıma ilk olarak Kenny G çıkınca yüzüm ekşidi şimdi ne âlâka diye mırıldandım. Ayrıntılı bakmak lazım tabi peşin hükümlü olmayayım, umarım keşfedecek farklı şeyler bulurum. Siz de bakın.

 

Cazkolik.com / 20 Mart 2021, Cumartesi

 


 

Grammy 2021 ödülleri bize ne söylüyor?

 

 

Söylediği tek bir şey var; 'Gündemden uzak kalamam, kararlarımı gündem belirler' diyor. Özetle böyle söyleyebilirim. Yılın Şarkısı ödülünü H.E.R. "I Can't Breath" ile kazanmış. Bu, baştan kazanılmış bir ödüldü. Bu noktada müziğin devreden çıkıp sosyal hassasiyetlerin devreye girdiği açık. Klibi izleyince bunu rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Siyah beyaz çekilmiş klip 1960'ların ayrımcılık karşıtı mitingleri tadında olmuş. Ya da, bir bakıma ödül komitesi diyor ki, böyle bir durumda ödüllere dair hassasiyet göstermeyeceğiz de ne zaman göstereceğiz? Ama işte tam da burası karmaşık. Caz ödüllerine bakınca da benzer bir hassasiyet caz dünyasıyla ilgili mevcut. Ödül komitesi Chick Corea'nın kısa zaman önce ölümüne dair sanki hassas davranmış ve 2 dalda birden ödülü ona vermiş gibi ki zaten caz ödülü toplam 5 dalda. En İyi Doğaçlama Solo ve En İyi Enstdumental Album. Bu albümler ödülü hak etmiyor mu? Şüphesiz ediyordur. Corea, geçmişte yirmiden fazla kez ödül kazanmış, bir kez daha kazanması şaşırtıcı değil ama... işte ah o AMA yok mu? Yılın albümü ödülünü ise ki en önemli birkaç ödülden biridir, Taylor Swift'e vermiş. Burada dikkatimi çeken Jacob Collier oldu. Geçen sene bir şarkısıyla ödül almıştı, birçok kişi yılın albümünü de alabilir diye düşünmüş olabilir ama kazın ayağı öyle değil. Sektör yetenek, beceri, sevimlilik üzerinden sana bir ödül verdim ama bu kadarı ancak bir ödüle yeter diyor. Gerisi Collier'nin bu teknikle başka neler yapabileceğini sorar ve daha anlamlı şeyler arar. Gerçi Collier en büyüklerden Concord firmasıyla albüm anlaşması yaparak amacının önemli bölümünü gerçekleştirmiş oldu. Listeye yukardan aşağı bakınca bunları gördüm.

 

Cazkolik.com / 15 Mart 2021, Pazartesi

 


 

Sanatçının ölümü

 

 

Kültür sosyoloğu ve yazar Sarah Thornton'un "Sanat Dünyasında 7 Gün" isimli kitabında yazdıklarıyla, müzik yöneticisi ve Milk Honey isimli şirketin kurucusu, yeni nesil müziğin önde gelen 'yaratıcı'larından Lucas Keller'ın Out dergisine verdiği röportajda söyledikleri arasında farklı alanlarda üretim yapan sanat dünyasını ortaklaştıran bazı tespitler var. 20. yüzyıl popüler sanatın bizzat sanatçı eliyle yapıldığı son yüzyıl olarak geçmişte kalabilir, en azından, onların tabiriyle 'massive music industry' bakımından öyle. Thornton'ın küratörlerle ilgili söylediği şeylerle müzikte pop, daha doğrusu hit şarkı üzerine gelişmelerin bizi getirdiği nokta üzerine düşünmek gerekiyor. 20. yüzyılın ortasından itibaren müzik prodüktörlüğü işi, yeteneği keşfeden kişiden, yeteneği yaratan kişiye dönüşmüştü. Günümüzde ise, müziğin havasını başka pek çok faktörle beraber iyi koklayan kimi lider özellikli kişiliklerin çevresinde toplanmış ekiplere dönüştü. Müzik artık tümüyle bilgisayar üzerine döndüğü için uzman mixing dehâları yanında ekibe dahil olan söz yazarları ve onlardan daha önemli PR uzmanları gözüne kestirdiği, hamurundan medet umduğu binlerce genç adayı sahaya sürüyor. Keller'ın dijital patformlar üzerinden günde en az 60 bin yeni şarkının sisteme yüklendiğini söylemesi şaşırtıcı mı yoksa ürkütücü mü? Müzikte bu kadar çok sanatçı mı var? Pazarlama uzmanı, sosyal medya uzmanı, dijital strateji uzmanı... Bildiğimiz türde müzik grupları artık daha geri planda kalıyor, önemli olan bu ekipler. Her ne kadar Keller bu kadar çok şarkının sisteme günlük olarak kaydedilmesini salgın döneminde müzisyenlerin yatak odasında beste yapmayı yeniden hatırlamalarına bağlıyor olsa da bence iş o naifliği çoktan aştı. Zaten haberde yazıyor; "Keller, pazarda eksik bir şey olduğunu biliyordu. Sanatçılar yerine tecrübeli şarkı yazarları ve yapımcıları yönetmeyi seçerek tarzını oluşturdu." Bu cümle yeterince açıklıyor.

 

Cazkolik.com / 10 Mart 2021, Cuma

 


 

Aşk sevdasından hapishaneye, hapishaneden Balkan müziğin krallığına

 

 

Balkan müziğinin ünlü starlarının başında 2008 yılında 72 yaşında ölen Sırp vatandaşı Roman şarkıcı Şaban Bayramoviç gelir. Bayramoviç'i yıllardır bilirim ama son sıra denk gelmemiştim ta ki internette bir habere bakarken sayfanın altında tıklama avcısı yalan dolan haberler arasında adına rastlayana kadar. Bu kez gördüğüm Bayramoviç'in eski albüm kapaklarını kullanarak tıklama artırmak amacıyla yapılmış bir haberdi. Türkiye'de tanınan bir isim olan Bayramoviç Doğu Avrupa müziğinde ciddi etkisi olan biri olarak 'Roman müziğin kralı' diye anılırdı. Hayatı boyunca en az 20 albüm kaydeden Bayramoviç'in 700'den fazla şarkı yazdığına inanılıyor. Henüz 19 yaşında aşk macerası yüzünden askerden kaçınca Goli Otok adasında 3 yıl hapse çarptırılan Bayramoviç vaktini hapishane takımında kaleci olarak geçirdi. İyi bir kaleciydi ki, arkadaşları ona 'kara panter' diyordu. Yetenekleri Bayramoviç'i hapishane takımından sonra hapishane orkestrasına girmeye zorladı. Orkestrada genellikle Louis Armstrong, Frank Sinatra hatta bazen John Coltrane de çalıyorlardı. Bayramoviç'in müziğe yeteneği hapishane sonrası kariyere dönüştü. İlk kaydını 1964 yılında yaptı. 20. yüzyılın iki önemli politik lideri Indira Gandi ve Josip Broz Tito karşısında konser veren Bayramoviç'in "Delem Delem" şarkısı roman halkının marşı olarak kabul gördü. Balkan ve Sırp müziğine etkisi nedeniyle ölümünden 2 yıl sonra adına heykel dikilen ama heykeli sayısız kez tahrip edilen Bayramoviç'i Time dergisi en iyi caz müzisyenleri arasında göstermişti.

 

Feridun Ertaşkan

 

Cazkolik.com / 05 Mart 2021, Cuma

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com kurucusu, editör ve yazar.

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.



X