Yeni Röportaj: Sadece yeni ve iyi bir albüm hakkında değil, çok iyi bir `Power Trio` ile konuştuk.

Yeni Röportaj: Sadece yeni ve iyi bir albüm hakkında değil, çok iyi bir `Power Trio` ile konuştuk.

26 Ocak Perşembe Zorlu PSM`de gerçekleşecek yeni albüm tanıtım konseri öncesi MöE albümünü Sarp Maden, Volkan Öktem ve Alp Ersönmez`le konuştuk.

Feridun Ertaşkan: MöE albümündeki müziklerin izini bir önceki "Things Are Falling into Place"de görüyoruz, o albümden Maden & Öktem mevcut ama radikal bir Alper Yılmaz & Alp Ersönmez bas değişimi olmuş, MöE ilk üçlünün görev değişimli devamı mı yeni bir trio mu diyelim?

Sarp Maden: MÖE benim son albümüm olan `Things Are Falling Into Place`den tamamen farklı bir proje ve temelleri daha önce atıldı. İki albüm arasındaki temel fark müzikal çizgileri. Alper ve Volkan ile kaydettiğimiz `Things Are Falling Into Place caz etkileri de içeren old school bir blues/rock albümü. MÖE ise müzikal olarak bambaşka bir çizgide, elektroniklerin yoğun olarak kullanıldığı, yer yer aksak ritimlerin, heavy metal`vari bölümlerin yer aldığı daha deneysel ve modern bir albüm.

Alp Ersönmez: 2001’den beri beraber çaldığımız, 2004 ve 2008’de Quartet Muartet olarak iki albüm yayınladığımız için yeni bir grup demek pek doğru olmaz :)))) Quartet Muartet’ten önce de üç yıl trio olarak çalmıştık. MadenÖktemErsönmez olarak da yaklaşık dört-beş yıldır çalıyoruz. Her ikisini ayrı gruplar olarak değerlendirirsek daha doğru olur.

Feridun Ertaşkan: Yakın geçmişe bağlantı kurmuşken on yıl önceye gidelim, Quartet Muartet, (Genco Arı hariç) yine aynı ekip ama en az on yıl daha genç, geçen zamanın (her üçünüzde) en belirgin değişikliği ne oldu? Kendinize ait böyle bir gözleminiz var mı?

Sarp Maden: MÖE’de Quartet Muartet’te yaptığımız müziğe benzeyen bir müzik yapmaktan özellikle kaçındık. Daha önce yaptığımız şeylere benzeyen bir albüm yapmak bugün pek bir şey ifade etmiyor bizim için. Müzikte tazelenmek ve yeni alanlar keşfetmek önemli bir ihtiyaç. Bence 10 yılda değişen en önemli şey konuştuğumuz müzikal dilin genişlemesi ve zenginleşmesi, torbada QM ve MÖE’de yaptığımız müziklerin dışında çok farklı şeyler de var ve bunlar sırayla ortaya çıkıyor/çıkacak.

Volkan Öktem: 10 yıl içinde bazı stiller büyük değişimler geçirdi, bizim çaldığımız daha önceki stillere bakış açımız da değişti ve müziğimize yansıdı. Bunun en belirgin etkilerini son projemizde (MÖE) duyabilirsiniz.

Alp Ersönmez: Standart formlardan biraz uzaklaştık diyebiliriz. Hem daha açık formları, hem de karmaşık formları deniyoruz.


Günümüzde ilerici caz müzisyenlerinin kapsadığı alan çok daha geniş


Cazkolik: MöE`de parçaların introlarında elektronik alaşımlı dokular devamında yerini enstrümanlara bırakıp geri çekiliyor, "Twinz" ve "Seventh Year" hariç galiba hepsi öyle, soyutlamaların müziğe katkısı efektif, yaratıcı ve minimal sarmala girilmemesi dikkat çekici, sanki, klasik beste yerini müzikal tasarıma bırakıyor, katılır mısınız?

Sarp Maden: Günümüzdeki ilerici caz müzisyenlerinin kapsadığı alan 50-60 yıl önceki caz müzisyenlerinden çok daha geniş. Bu alanda cazın tarihi boyunca gerçekleşen aşamalara ek olarak klasik batı müziği, popüler ve etnik müziklerden unsurlar görebiliyoruz. Bu malzemeyle ne yapılacağı da müzisyenin zevkine ve yaratıcılığına kalmış. Karlheinz Stockhausen, Ornette Coleman ve Sex Pistols gibi apayrı müzikal dilleri ve yaklaşımları bir potada eritmek mümkün.

Volkan Öktem: Çoğu müzisyen ya da sanatçı kendini tekrar etmekten hoşlanmaz, yeni şeyler aramak, heyecan ve değişimi de yanında getiriyor. Bir dönem yapılan beste ve melodi şekli ile yorumlanma tarzı, yerini çok daha değişik melodilere ve müzikal anlatımlara bırakmış durumda. Bizim de hislerimiz bu yönde gelişti ve müziğimize yansıdı.


Çoğu parçada belli bir solist yerine grubun solist olduğu formlar deniyoruz.


Alp Ersönmez: Bir önceki soruda verdiğim yanıtın devamı bu aslında. Çoğu parçada belli bir solist yerine grubun toplamda solist olduğu formlar deniyoruz. Bu hem seslerde, hem çalım tarzında ortaya çıkabiliyor.

Feridun Ertaşkan: Dinleme deneyimimiz MöE için `modern caz` tabirinin daha uygun olacağını söylüyor, son dönem dünyayla eşgüdüm güçlü bir modernizmin altını çizmek şart (misal Donny McCaslin müzikleri, orada saksofon, burada gitarın lead olması vs.), yakın dönem yerli müzik sahnemizin en `modern` müzikleri bu duyduklarımız, sadece 7 adet mi, duymadıklarımız da var mı?

Sarp Maden: Şahsen müziği tanımlamaktan hoşlanmıyorum, tanımladığımız zaman bazı sınırlar koyup müziği o sınırlar içine hapsetmiş oluyoruz gibi geliyor bana. Ama müzik endüstrisinde sistem ürünleri kategorize ederek pazarlamak zorunda olduğu için ister istemez tanımlamalar kullanılıyor. Bizim hedefimiz `modern` bir müzik yapmaktan ziyade bizim için taze olan, daha önce yapmadığımız müzikler yapmak, yeni tınılar keşfetmek. Albüm olarak belgelediğimiz müzikler ceptekilerin ufak bir bölümü aslında, ama daha fazlasını yayınlamaya imkan yok, çünkü bu işin bir ekonomisi yok, buna talep yok denecek kadar az. Yaptığımız iş, Müslüman mahallesinde salyangoz satmak olduğu için hep akıntıya karşı yüzmek durumundayız. Mainstream caz bile burada marjinal bir müzik zaten, bizim durduğumuz yer ise marjinalin marjinali.

Alp Ersönmez: Albüme yetişmeyen fikirler ve yeni yeni oluşan parçalar var. Soundcheck’lerde çaldığımız doğaçlamaları da kaydetmek gibi bir huyum var benim. O kayıtlardan da bir şeyler çıkacak gibi. Zaten artık doğaçlamanın şarkılaştığı bir form peşindeyiz.


Herkes solo çalıyor, kimse solo çalmıyor...


Cazkolik: Yine son dönemde klasik solo tanımı değişmeye başladı, benzeri bir yaklaşımı MöE`de de görmek mümkün, bu yoruma katılıyor musunuz, bu değişimin sebebi sizce nedir?

Sarp Maden: Bebop döneminde rythm section solocuya eşlik ediyordu, 1970’lerde Weather Report`un mottosu ise `herkes solo çalıyor, kimse solo çalmıyor` idi. Artık belirli bir solocu olsa da olmasa da daha çok `group improvisation` mantığıyla çalınıyor. Ya solocuyla grubun interaktif bir diyaloğu var, ya da solocu yok bütün grubun interaktif diyaloğu var.

Volkan Öktem: Sanırım, yeni jenerasyon müzisyenlerin değişik bakış açıları ile birlikte, farklı renkler arayan müzisyenlerin yarattığı oluşum değişimin nedeni. Bu sayede bazı bestelerde bırakın formu, üç-dört stilin bir arada yorumlandığını bile duyabiliyorsunuz. Artık form üstüne solodan ziyade, neredeyse tek akor üstüne o anki ambiyans ve atmosferi yorumlayan müzikler duyuyoruz.

Alp Ersönmez: Çoğu zaman, tek bir solistin yönettiği sololardan çok, herkesin birbirini dinleyerek çaldığı (ancak aynı anda solo çalmaktan bahsetmiyorum) eşzamanlı bir “grup solosu” icra ediyoruz. Bu zor ve birbirini çok iyi dinleyerek yapılabilen bir icra. Uzun zamandır beraber çalmamız ve müzikal kişiliklerimizi karşılıklı olarak iyi tanıyor olmamız bir avantaj oluyor.


Yaptığımız tarzın adını koymakta zorlanıyoruz ve doğru da bulmuyoruz


Cazkolik: Tarzlar arası ayrımlar eskiden belirgindi, sonra, misal `caz rock` gibi sıralı tanımlar dönemi geçirdik, şimdi, hibrit olmanın da ötesine geçtik, kimi `beyond` diyerek işin içinden sıyrılıyor, kimi tarzlar üstü gibi ucu açık terimler kullanıyor, müzikleri kategorize etmeyi terkedeceğimiz bir döneme mi girdik? Bu müzikleri üreten insanlar olarak yorumunuz önemli?

Sarp Maden: İçinde yaşadığımız çağda iletişim ve çok kültürlülüğün yaygınlaşmasının doğal sonucu olarak farklı müzikal gelenekler iç içe giriyor ve melezleşiyor. Yemek kültüründe nasıl `fusion` mutfaklar çoğalıyorsa, müzikte de farklı disiplinlerin unsurları bir arada kullanılıyor. Bu durum sadece sanatsal müziklerde değil popüler müziklerde de var, örneğin Türkçe pop müzikte alaturka komalı kemanlarla Tampere bati armonilerini beraber duyuyoruz ve yadırgamıyoruz. Sanatsal müziklerde ise çok daha sıra dışı karışımlar yapılıyor ve müziği sözel olarak tanımlamak gitgide zorlaşıyor. Şahsen müziği daha derinden öğrendikçe tanımlama ihtiyacının azaldığına inanıyorum. Basit bir örnek vermek gerekirse, değişik meyvelerin tatlarını biliyorsanız bunları yiyince tanırsınız, ama bunları hiç tatmamış birine bu meyvelerin isimlerini söylemek ve tatlarını tarif etmeye çalışmak hiçbir zaman bunları yemiş olmanın yerini tutmaz.

Volkan Öktem: Daha eskiden birkaç tarzın karışmaya başladığı dönemlerde `"fusion`" tanımlaması yapılmış. Yeni olan ve yeni çıkan tarzlara da bu tanımlamanın üstünden gidilse daha kolay çözüleceğini düşünüyorum. Yoksa hibrit, beyond ya da psychedelic rock gibi karmaşık adlarla bir süre davam edip yerini yeni bir tanımlamaya bırakacak. Biz de yaptığımız tarzın adını koymakta zorlanıyoruz ve doğru da bulmuyoruz. İlla bir ad koyacaksak bu kararı dinleyiciye bırakmayı tercih ediyoruz.

Alp Ersönmez: Bu uzun zamandır böyle zaten. Fusion ilk çıktığında bir heyecan yarattı. Sonraki her tarz onun etrafında şekillenmiş oldu. Ancak tarzlar arasındaki geçirgenlik, sadece fusion ard ekiyle açıklayamayacağımız bir noktaya geldi. Bir detay da şu; bu tip farklı tarzları birleştiren müzisyenler genel olarak tarzlarına isim koymaya çekinirler. Biz çalarken kendimizi sınırlamadığımız gibi, isimlerin de sınırını tercih etmiyoruz. :)


Anahtar sözcük "merak"...


Feridun Ertaşkan: [Sarp Maden için] Albüm yayınlama konusunda ülkenin en istikrarlı, çalışkan müzisyenlerinden ve üretken bir bestecisiniz, zamanla müthiş bir repertuvar biriktirdiniz, bu istikrarın sırlarını merak ediyoruz?

Sarp Maden: Burada anahtar sözcük merak herhalde, müzikte ve hayatta keşfedilecek çok şey var. Aslında müzik hayatımın bütününü oluşturmuyor, müzik kadar vakit ayırdığım farklı ilgi alanlarım var ve vakit hiçbir şeye yetmiyor haliyle. Bu arada müzikte de sadece kendime sakladığım pek kimseyle paylaşmadığım şeyler de var, görünen buzdağının suyun üzerindeki kısmı. Ama suyun üzerindeki kısım genişlemeye devam edecek, yazdan önce yeni albümümü çıkartmayı ümit ediyorum ve müzik olarak son zamanlarda yaptığım albümlerden çok farklı olduğunu söyleyebilirim.

Feridun Ertaşkan: [Alp Ersönmez için] "Yazısız" albümünden sonra yeni bir albüm görmedik, basçılar en çok albümde çalan ama kendi albümü en az olan sanatçılardır tezini haklı çıkaran bir durum gibi görünüyor, bu kanaat sizce doğru mu ve tabii yeni bir çalışma olacak mı?

Alp Ersönmez: Yaklaşık iki yıldır hazır durumda bekleyen ikinci albümüm “Cereyanlı” bundan sonraki albümüm olacak. Yazısız’dan sonra aslında iki tane İstanbul Sessions albümü, bir Dilek Türkan albümü yaptım (Athena ve Kuma gibi grupları saymıyorum. :) Bunlar her albüm gibi oldukça zaman alan çalışmalar oldu. Kendi adıma çıkmasa da, bunları kendi albümüm olarak görüyorum. Cereyanlı’yı da en kısa zamanda çıkaracağım.

Cazkolik: [Volkan Öktem için] 2015`de arkadaşımız Murat Ali Oral`la yaptığınız söyleşide (http://www.cazkolik.com/CazkolikRoportajDetaylari/105483/) "biliyorum, herkes benden bir albüm bekliyor, tüm davulcuları ilgilendiren süpriz bir proje üzerinde çalışıyorum" demişsiniz, fikri takip yapalım, bu albümle ilgili yeni bir haber var mı?

Volkan Öktem: Solo albümden daha çok müzik yazmak üzerine çalışıyorum, karaladıklarımdan bir albüm çıkarsa ben de çok mutlu olacağım ama albüm yapmam lazım diye de kendimi strese sokmak istemiyorum ve yapmıyorum da. Daha önce Volkan Hürsever ve Burçin Büke ile kaydettiğimiz "Hediye" isimli albümde "Mazi" MadenÖktemErsönmez`in bu albümünde yer alan "Twinz" adında insanlık için küçük benim için büyük adım olan 2 adet bestem var. Diğer yaptığım demo halindeki taslakları toparladığım anda albüm için son adımları atmış olacağım.

Cazkolik: Yeni albüm için tebrikler, söyleşi için teşekkürler.

Sarp Maden: Biz çok teşekkür ederiz, Sevgiler, selamlar.

Alp Ersönmez: Biz teşekkür ederiz. Umarız beğenirsiniz; güzel günlerde dinlersiniz.

Cazkolik.com / 25 Ocak 2017, Çarşamba

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.