Zorlu PSM, Sónar İstanbul'un yıldızlarından Zeynep Erbay ile elektronik müzikten caza her şeyi konuştuk ve bir de caz dinleme listesi aldık

Zorlu PSM, Sónar İstanbul'un yıldızlarından Zeynep Erbay ile elektronik müzikten caza her şeyi konuştuk ve bir de caz dinleme listesi aldık

 

Geçen sene olduğu gibi bu yıl da Zorlu PSM'de gerçekleşen Sónar İstanbul festivalinin onuncu yılı nedeniyle üç özel röportaj hazırladık

 

 

Yayınlanan ilk röportajımızda Istanbul Modular Ensemble ile konuştuk. Caz doğaçlamasını elektronik müziğe taşıyan grup ile yaptığımız söyleşiyi linki kullanarak okuyabilirsiniz.

 

Bu sene Sónar İstanbul için üç farklı röportajla yayındayız. İkinci röportajımız, aşağıda okuyacağınız Londra'da yaşayan elektronik müzik sanatçısı Zeynep Erbay ile oldu. Klasik müzik kökenli sanatçıyla müziğin sınırlarına dair bir yolculuk yaptık.

 

Bu sene, Sónar İstanbul röportajları serisinin üçüncüsü ise Halina Rice ile oldu. Zeynep Erbay gibi Halina Rice da klasik müzik kökenli bir sanatçı. 'İzleyiciye aktarılan şey içsel bir dünyaya dalmaktır' diyen sanatçıyla zengin bir sohbetimiz oldu.

 

Cazkolik.com

 


 

 

 

Zeynep Erbay: "Temel hedefim, geceye dahil olan herkesin iyi vakit geçirmesini sağlamak ve onları farklı hissettirmek"

 

 

Cazkolik: Çoğu elektronik müzisyenin tersine siz köken olarak klasik müzik eğitimi aldınız, bu durumda insan haliyle merak ediyor, klasik müziği bırakıp (bırakmak da demeyelim aslında) elektronik müziğe nasıl geçtiniz? Klasik müzikle elektronik müzik arasında nasıl köprü kurdunuz?

 

Zeynep Erbay: Ortaokulda başlayan konservatuvar maceram sırasında oradaki arkadaş çevrem beni bu anlamda çok besledi diyebilirim. Piyano bölümünde olmama rağmen, arkadaşlarım hep bölüm dışından oldu, farklı bölümlerden, farklı enstrümanlar çalan ve vakit geçirmeye başladıkça, onlarla birlikte elektronik müziği keşfetmeye ve daha fazla temas etmeye başladım.

 

Orada beni çeken şey, bir yandan klasik müzikle olan benzerlikleri ama bir yandan da çok daha özgür bir alan açmasıydı. Armoni ve duyguyu ilk öğrendiğim yer klasik müzikti ama elektronik müzik bana o bilgiyi farklı şekillerde kullanmayı, hatta bazen unutup yeniden keşfetmeyi öğretti. Sanırım bu geçişi sevmemin sebebi de bu.

 

 

 

"Aslında her şey jazz/fusion ile başladı"

 

 

Cazkolik: Sizinle ilgili araştırma yaparken, konservatuvar yıllarında yoğun şekilde elektronik müzik dinlediğinizi okumuştum, yukardakine benzer soru olmasın ama o dönem en çok hangi elektronik sanatçılar, tarzlar, soundlar veya albümler sizi etkiledi?

 

Zeynep Erbay: Aslında her şey ilk olarak jazz/fusion ile başladı. O dönemde synth elementlerini duymaya başladıkça elektronik müziğin kapıları da yavaş yavaş açıldı benim için.

 

Tabii ki zaman içinde evrildi ama gözümün açıldığı o küçük yaşlarda hatırladığım The Orb, Massive Attack’in Mezzanine albümü, Air, Aphex Twin, Daft Punk, Chemical Brothers, Lamb, Faithless, Underworld ve Portishead gibi isimlerle başladı diyebilirim her şey.

 

Sonrasında ise kendimi house, four-on-the-floor ekseninde buldum. Özetle bu süreç, o yaşta konservatuvar klasik piyano okuyan biri için cesaretle girilmiş bir yolculuktu bence. Farklı genre’ları keşfettikçe heyecanımın büyüdüğünü ve özgür hissettiğimi hatırlıyorum.

 

 

 

"Benim için mesele sadece hikâye anlatmak değil"

 

 

Cazkolik: Setlerinizde genelde uzun, akıcı ve gerilim/kreşendo odaklı bir flow kurduğunuzu söylüyorsunuz. Bir klüp veya festivalde iken elbette dinleyiciyle kurduğunuz ilişkiyi de göz önünde bulundurmak durumundasınız, ideal set akışınız nasıldır, dinleyiciye hangi duyguları aktarmayımayı hedefliyorsunuz?

 

Zeynep Erbay: Bu akış tamamen etkinliğin, mekânın ve gecenin enerjisiyle ilgili bence ve uzun gecelerde daha belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Benim en temel hedefim, o geceye dahil olan herkesin iyi vakit geçirmesini sağlamak ve bazen de onları biraz farklı hissettirmek; biraz gerçeklikten uzaklaşıp kendini iyi hissettiği anlara aracılık etmek.

 

Bunu tek bir plâna göre yapmak zor ama şu his çok hoşuma gidiyor: henüz açmamış bir çiçeğin yavaş yavaş açılması gibi, o dönüşümün tamamını birlikte yaşayabilmek.

 

Tabii şimdi herkes hikâye anlatmak peşinde, herkes bundan bahsediyor :) ama benim için mesele sadece anlatmak değil; o geceye ait, herkesin dahil olduğu bir hikâye birlikte kurabilmek çünkü bunu tek başına yaratmak diye bir şey bence  yok. Ve o hikâyenin içinde herkesin kendine ait bir yer bulabildiğini hissetmesine aracı olmak.

 

Sanırım benim için ideal gece böyle bir şey. Bunun için de sadece müzik ve teknik bilgi değil; insanları ve kültürleri tanımak, anlamak ve adapte olabilme hızı da sürecin önemli bir parçası diye düşünüyorum.

 

 

 

"İlk yaptığım işlerle şimdi arasında ciddi bir fark var"

 

 

Cazkolik: Müziklerinizde klasik piyano altyapınızı nasıl kullanıyorsunuz? Dinleyici olarak bu etki müziğinizde farkedebilebiliyor aslında, melodi veya armonilerde klasik geçmişiniz yeni müziklerinizi yapmanızdaki aslî unsurlardan biri midir?

 

Zeynep Erbay: Bu bence biraz otomatik gelişen bir şey. Küçük yaşta bazı müzikal kuralları öğrendiğim için, üretirken çoğu zaman onları bilinçli olarak düşünmüyorum.

 

Ama bir yandan da klasik geçmişimi biraz unutmaya çalıştığım bir süreçten geçiyorum. Özellikle elektronik müzikte groove ve aranje çok daha belirleyici olduğu için bakış açım zamanla değişiyor. İlk yaptığım işlerle şimdi arasında ciddi bir fark var.

 

Ama mesela piano chord’ları benim için hâlâ çok merkezi bir yerde. Onları çalabiliyor olmak ve işlerimde zaman zaman kullanmak hoşuma gidiyor.

 

 

 

"Şu an daha çok dans pistine odaklandığım bir dönemdeyim"

 

 

Cazkolik: Yayınladığınız işlerde (Time Comes, Dream Of You, Flashlights on Love gibi) aşk, iyileşme, kaçış gibi temalar öne çıkıyor. Bu temalar kurgusal mı yoksa hayatınızdan yansıyan hisler/durumlar/yaşananlar mı?

 

Zeynep Erbay: Evet, bir dönem bu temalar daha çok öne çıktı ve onları üretmek benim için gerçekten keyifliydi. Özellikle pandemi sürecinde zamanın daha yavaş aktığı bir dönemdi; hikâyeler yazmak, rüyalarımdan yola çıkarak küçük kurgular oluşturmak beni çok besliyordu. Daha duygusal yoğunluğu yüksek bir süreçten geçtiğim bir  dönem oldu ve bu da üretkenliğe yardımcı oldu diyebilirim. Şu anda ise daha farklı bir yerdeyim. Daha çok dans pistine odaklandığım, müziği daha fiziksel bir yerden kurduğum bir dönem. Yine de o duygusal taraf tamamen kaybolmuyor; sadece form değiştiriyor. Belki de biraz da tecrübe devreye giriyor :)

 

Cazkolik: Elektronk müzik yayıncılığında 16 yıllık geçmişi olan Soul Clap Records firmasıyla çalışan ilk Türk kadın prodüktör olmanın sizin için anlamı nedir? Bu işbirliği kariyerinizde özel bir dönüm noktası yarattı mı?

 

Zeynep Erbay: Uzun bir aradan sonra müziğe tamamen geri dönmeye karar verdiğim o dönemde Soul Clap ailesi hayatıma girdi. Bu yüzden benim için yeri gerçekten çok ayrı.

 

Aramızda çok doğal gelişen bir iletişim var. Eli ve Charlie başından beri bana çok inandılar; bu da üretim sürecinde kendimi çok daha özgür hissetmemi sağladı. Zamanla bu ilişki sadece iş değil, gerçek bir dostluğa dönüştü.

 

Bu süreçte Soul Clap Records’tan 3 EP’im yayınlandı. Ayrıca Soul Clap’in kendisi dahil, Egyptian Lover ve Underground System gibi sanatçılara yaptığım remixler de sektörden çok güzel geri dönüşler aldı.

 

Özetle benim için sadece bir iş birliği değil, aynı frekansta buluştuğumuz özel bir alan oldu diyebilirim.

 

Cazkolik: Ağırlıklı olarak Londra'da yaşıyorsunuz, peki sormak isterim, Türk dinleyici ile Londra dinleyicisi karşısında çalmanın farkları var mı? Dinleyici ile müzik arasındaki tepkiyi/ilişkiyi gözleme şansı bulmuşsunuzdur mutlaka?

 

Zeynep Erbay: İki dinleyici arasında aslında çok net bir farktan bahsetmek zor çünkü her şey biraz bulunduğun mekâna ve geceye göre değişiyor. Ama genel olarak Londra’da dinleyicinin daha uzun setlere ve yavaş gelişen akışlara daha açık olduğunu hissediyorum. Benim için her iki tarafta da en önemli şey, o an kurulan bağ. Dinleyicinin müziğe verdiği tepkiyi hissetmek ve ona göre akışı şekillendirmek. Sonuçta nerede olursam olayım, amaç aynı: birlikte iyi hissedilen bir alan yaratmak.

 

Cazkolik: Panorama Bar gibi önemli bir platformda da çaldınız. Oradaki enerji ve dinleyici nasıldı?

 

Zeynep Erbay: Panorama Bar çok özel bir yer. Orada çalarken zaman algısı biraz kayboluyor. Dans pistindeki insanlar arasında çok organik bir bağ var. Orada hissettiğim şey, gerçekten müzikle tamamen aynı frekansta olabilmekti. Çok sade ama çok güçlü bir enerji diyebilirim.

 

 

 

"Yeni bir EP üzerinde çalışıyorum ve birkaç da şarkı yolda"

 

 

Cazkolik: Sadece elektronik dinleyici kitlesini değil de, tüm müzikseverlerin ilgisini çekecek, üzerinde çalıştığınız bir proje var mı? Yok ise eğer, yakın gelecekte dinleyicilerinizi hangi projeler/müzikler/albümler bekliyor?

 

Zeynep Erbay: 2023 yılında NuNorthern Soul plâk şirketinden çıkarttığım Healer adlı EP’im biraz daha downtempo ve müzikal bir proje; ona göz atabilirler.

 

Aslında şu anda tam tersi bir yerdeyim; tamamen dans müziğine odaklandığım bir dönemdeyim. Ama yine de umarım yaptığım işler sadece elektronik dinleyiciyle sınırlı kalmaz ve daha geniş bir müziksever kitlesine de ulaşır.

 

Kendi oluşumumu kurmaya başladım. Yakında Moments on the Floor (MOF) altında yayımlayacağım iki projem var. İlk EP Sky High plak olarak yakında çıkacak.

 

Dans pisti benim için çok özel bir yer. Orada yaşanan anların, müziğin en saf ve en gerçek haliyle hissedildiği yer olduğunu düşünüyorum. Ben de bu enerjiye odaklanarak üretmeye başladım. Buradaki amacım, dans ederken yaşadığımız anlara odaklanmak ve dans kültürüne kendi perspektifimden bir saygı ve katkı sunmak. Umarım beğenilir.

 

Tabii ben durmuyorum, yeni işler de üretmeye devam ediyorum. Yeni bir EP üzerinde çalışıyorum ve birkaç şarkı daha yolda; yani şu an için daha çok dans müziği bekliyor diyebilirim. Ama ilerisi nereye evriliyor bilemem :=)

 

 

 

"Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın"

 

 

Cazkolik: Elektronik müzik sahnesinde kadın prodüktör/DJ olarak karşılaştığınız zorluklar zorluklar/sorunlar konusunu da sormak istiyoruz. Bu konuda genç kadınlara ne tavsiye edersiniz?

 

Zeynep Erbay: Açıkçası bu sektörde zorluklar var ama bunun sadece kadın olmakla ilgili olduğunu düşünmüyorum. Bu işin doğasında zaten yoğun bir tempo ve sürekli bir mücadele var.

 

Bence en önemli konulardan biri fiziksel ve zihinsel yorgunluğu kontrol altında tutabilmek. Kendini motive etmeyi öğrenmek. Biraz klişe gelebilir ama egzersiz, beslenme ve öz disiplin gerçekten çok belirleyici.

 

Aynı zamanda sabırlı olmak ve kendi güçlü yanlarına tutunmak çok önemli. Herkesin dönemi farklı ve sektörde kendinize yapabileceğiniz en büyük haksızlık, kendinizi başkalarıyla kıyaslamak olur.

 

Genç kadınlara söyleyebileceğim en önemli şey ise başkası gibi olmaya çalışmadan kendi yollarını bulmaları. Çünkü en güçlü şey, gerçekten kim olduğunu bulduğunda ve ona tutunduğunda ortaya çıkıyor bence.

 

Özetle devamlılık da çok önemli. Sabırla devam ettiğinde, emek verdiğinde her şeyin bir karşılığı oluyor.

 

Cazkolik: En son hangi şarkıyı loop'a alıp dakikalarca hatta saatlerce dinlediniz veya çaldınız?

 

Zeynep Erbay: Bu çaldığım bir şarkı değil ama bu ara beni geçmişte bir yerlere götürdüğü için Chick Corea "Eternal Child" diyebilirim.

 

 

 

"Özellikle doğaçlama, müzisyenler arası anlık iletişim ve denge kurgusu beni çok etkiliyor"

 

 

Cazkolik: Piyano başında mı, yoksa DAW (Ableton, Logic vs.) başında mı kendinizi daha özgür hissediyorsunuz?

 

Zeynep Erbay: İkisinin de farklı tarafları var. Piyano, ellerimi direkt kullandığım ve uzun bir pratiğe dayalı bir beceri olduğu için duygusal tarafı daha hızlı ortaya çıkarabildiğim bir alan. Fiziksel olarak çalmak benim için her zaman daha özgür ve yaratıcı hissettiriyor.

 

Ama dans müziği üretirken DAW tarafı ile o fikri geliştirmek, genişletmek ve doğru dengeyi kurmak gerekiyor. Sanırım benim için önemli olan da bu ikisi arasındaki denge.

 

Cazkolik: Klasik eğitiminizi biliyoruz ama cazla yakın temasta olduğunuzu da biliyoruz, biz aslen bir caz müzik portalıyız, cazla ilişkinizi nasıl tanımlarsınız? Müziğinizde size yardımcı olan, sizi besleyen caz müzisyenleri, Türk veya yabancı var mı? Bir de, okurumuz için kısa bir caz dinleme listesi verebilir misiniz?

 

Zeynep Erbay: Konservatuvar dönemimde, bahsettiğim gibi, caz ve fusion’a yoğun şekilde daldığım ve oradan elektronik müziğe kaydığım bir süreç oldu ama jazz benim için her zaman çok önemli bir yerde kaldı. Aslında birebir caz yapmıyorum ama o düşünce biçimi, o anlık kararlar ve akış hali müziğimin içinde hâlâ yer alıyor.

 

Özellikle doğaçlama, müzisyenler arasındaki anlık iletişim ve denge kurgusu beni çok etkiliyor.

 

O dönemde piyano çaldığım için doğal olarak önce piyanistlere yöneldim. Chick Corea benim için çok belirleyici bir figürdü. Michel Camilo ve Tuna Ötenel de aynı şekilde.

 

Zamanla bu alan genişledi; Herbie Hancock, Return to Forever ve Weather Report gibi isimlerle daha çok fusion tarafına kaydım. Dave Weckl ve Pat Metheny gibi müzisyenler de bu dönemde beni çok besledi. Fusion ve Latin etkilerinin birleşimi de özellikle ilgimi çekiyordu. Daha çağdaş tarafta ise Nils Petter Molvær gibi caz ile elektronik arasında duran yaklaşımlar da ilgimi çekmişti.

 

Fusion’dan daha atmosferik ve elektronik yaklaşımlara uzanan bir seçki olarak şöyle bir dinleme listesi hazırladım:

 

- Miles Davis "Miles Runs the Voodoo Down"
- Herbie Hancock "Watermelon Man"
- Chick Corea "Trance Dance"
- Azimuth "Manhã""
- Eberhard Weber "Fluid Rustle"
- Nils Petter Molvær "Khmer"
- Bugge Wesseltoft "Existence"

 

Cazkolik.com / 10 Nisan 2026, Cuma

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.