18. İstanbul Caz Festivali kapsamında 4 Temmuz`da Arkeoloji Müzesi bahçesinde yeni albümü "Mano A Mano" ile sahne alacak Michel Camilo üzerine bir portre denemesi...

18. İstanbul Caz Festivali kapsamında 4 Temmuz`da Arkeoloji Müzesi bahçesinde yeni albümü "Mano A Mano" ile sahne alacak Michel Camilo üzerine bir portre denemesi...

Bu yazı için hangi müziği seçelim diye düşünürken birden aklımıza dinleyenleri yakacak kavuracak, parçayı mı dinleyeyim, yazıyı mı okuyayım diye aklınızı karıştıracak bir parça geldi; 8 telli bas ustası Anthony Jackson ile ünlü davulcu Horacio `El Negro` Hernandez ile birlikte kaydettikleri bir konserden alınan parça.


Dominikli latin caz piyanisti Michel Camilo`yu İstanbul`un kış sezonu konser faaliyetlerini takip edenler yakından tanırlar zira gerek İş Sanat sahnesine, gerek Cemal Reşit Rey gibi salonlara son bir kaç yılda bir kaç kez geldiğini söyleyelim ve inanın her seferinde dinleyicilerini büyüleyerek gitmiştir.

Sahnede izlerken ben merkezci (egocentric) izlenimler edindiren usta piyanistin oysa aynı sahneyi paylaştığı müzisyenlerle kurduğu samimiyetin yanında, benzerine az rastlanan yüksek enerjisi, piyanist olarak sahip olduğu inanılması güç yetenekleri ve kimi zaman izleyeni şaşırtan süratine eşlik eden teknik kapasitesiyle bir yandan çalarken bir yandan size gülerek bakabilen, göz kırpabilen bir adamdır. Onu bu yanlarıyla düşünürken ee tabi adam latin nasıl olsa demeyin, kuşkusuz latin kimliği kişiliğinde yüksek paya sahip olabilir ama Michel Camilo örneğin bir Chucho Valdes kadar cool değildir, Gonzalo Rubalcaba kadar entelektüel mesafe koymaz, Omar Sosa kadar spiritüel izlenimler de vermez, tüm bu isimlere göre müziği daha dünyevidir. Biraz sonra sahnede en kıvrak latin ritmlerle dans eden insanlara yakın enerjisini içinde bolca taşır ve paylaşmaktan çekinmez, piyanoyu çalmak zorunda olmasa en az dansçılar kadar parlak figürlerle onlara eşlik edebilir, öyle inanırsınız...

Bugüne değin üç Grammy kazanan Michel Camilo hayatını değiştiren kararı 1979 yılında New York`a taşınarak verdi. Mannes College ve Julliard`da çalışmalarına devam etti. Efsanevi Carnegie Hall`de triosuyla ilk kez çalması 1985 yılına denk gelir. Pek çok eleştirmen onu dünyanın en yetkin piyanistleri arasında sayar, şunu unutmamak lazım, Chucho Valdes kendisine siz en iyi üç piyanistten birisiniz diyenlere gelin bunu dört yapalım, Camilo`yu unutmayalım diyerek cevap verir. Kendine gelen övgüleri kabul eder ama Camilo`yu eklemeyi unutmaz.

Ünlü latin eleştirmen Tomas Pena piyanistin 2005 yılında yayınladığı "Spirit of the Moment" isimli harika albümünden sonra kendisiyle yaptığı söyleşide "Yollarda yaşıyorsun değil mi" diye sorarken Camilo "Tanrıya şükür ki buna cevap veren enerjim hala var..." der. Oysa sahnede onu en az bir kez izleyen biri bilir ki bu ufak tefek, esmer, görünümü kendisine yaşlar üstü izlenim edindiren piyanist seksen yaşına da gelse kıpır kıpırlığından bir şey kaybetmeyecektir.

Eğer, cazda eski yıllardaki gibi "battle"lar (müzisyelerin sahnede birbirleriyle girdikleri solo doğaçlama rekabetleri) halen yaşıyor olsaydı (ki zaman zaman rastlamıyor da değiliz) sanki bu işi en iyi yapanlardan biri olurdu Camilo. 2003 yılında çıkardığı albümü "Live at the Blue Note" sonrasında bir mülakatta bu albümün sonrasında bir süre trio formatına ara verip solo çalışmalar kaydetmeye başladım der. Bu söylediğini haklı çıkarırcasına 2005`de solo kaydı "Spirit of the Moment"ı yayınlar, 2006 albümü "Rhapsody in Blue" Gershwin`e ithaftır, Barcelona Senfoni Orkestrası ve Ernest Martinez eşliğinde inanılmaz bir işe imza atar. Albümün kapağında `blue` gökdelenlerin evaze görünümlü mimarisinin altında etkileyici bir fotoğrafa poz verir. Bir sonraki yıl İspanyol gitarist Tomatito ile "Spain Again" albümünü kaydeder. Neredeyse her yıl bir albüm yayınlayan Camilo albüm çıkarmadığı zamanlarda ise sürekli turne halindedir. Sadece İstanbul`da gözlerimiz onu Macar keman ustası Roby Lakatos, Chucho Valdes gibi isimlerle büyüleyici anlara imza atarken izlemedi mi? Başka yerlerde kimbilir daha ne konserler veriyordu... İşte şimdi Kübalı perküsyon ustası Giovanni Hidalgo ve basçı Charles Flores ile dört yıl sonra yine trio formatına dönüş albümü; "Mano A Mano" ve yine bir İstanbul sahnesi...

Michel Camilo yeni albümünde üç önemli caz standardına yer veriyor. Konserde de bunları çalacaktır ki bu bile başlı başına heyecan verici bir deneyim olacaktır. Örneğin Lee Morgan`ın adına albümü olan ünlü "Sidewinder"ı (Camilo`nun albümünde hemen ikinci sırada), bir caz efsanesi Coltrane`in "Naima"sı, latin müzik edebiyatının "Alfonsina Y El Mar" gibi değerli parçaları ve muhteşem Michel Camilo...

Michel Camilo belki festivalin kimi diğer ağır topları gibi basında yüksek frekansta seslendirilen bir konser olmayabilir ama festivalin en güzel konserlerinden biri olacağına dair inancımız tam.

Feridun Ertaşkan
Cazkolik.com
/ 02 Temmuz 2011, Cumartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Cazkolik.com

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.



X