22. Akbank Caz Festivali`nde bir zen kaşifi; Nik Bartsch

22. Akbank Caz Festivali`nde bir zen kaşifi; Nik Bartsch

22. Akbank Caz Festivali’nde Bir Zen Kaşifi

Piyanist, besteci ve prodüktör Nik Bärtsch’ın 2001 yılında Zürih’de kurmuş olduğu Ronin topluluğu sanatçının farklı ilgi alanlarına duymuş olduğu ilginin müzik üzerine olan eşsiz bir yansıması. Yaptığı müzikte minimalist bir felsefenin izini süren Bärtsch, “zen-funk” olarak adlandırmış olduğu bu müzikte Uzakdoğu kültüründen ve müziğinden büyük ölçüde etkilenmekte. 4 Ekim Perşembe akşamı 21.30’da Babylon’da sahne alacak olan Ronin projesi funk, modern caz, klasik müzik ve Japon geleneksel müziği gibi apayrı müzikal dünyalardan unsurları post-modern bir tarzda birleştiriyor. Şu sıralar farklı topluluklar için beste yapmanın yanı sıra grubu Ronin ile dünyanın dört bir yanında konserler veren Bärtsch ile Akbank Caz Festivali kapsamında verecek olduğu konser öncesinde sanatı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.


Nik Baertsch: "Ortaya çıkardığımız müziğin birçok

farklı duyuya hitap etmesini istiyoruz. Sahnedeki

ışık oyunları da bunun bir parçası."

Sami Kısaoğlu: Müziğe 8 yaşında başladınız. İlk önce vurmalı çalgılar vardı yaşantınızda ve ardından piyano geldi. Biraz bunun üzerine konuşabilir miyiz?

Nik Baertsch: Her zaman ritme karşı bir ilgim vardı. Sıklıkla davul çalıyordum ve bir yandan da ağzımla çeşitli ritimler tutuyordum. Bunları yapmaya nasıl ve neden başladığımı bilmiyorum ama ritim duyguma çok şey borçlu olduğumu biliyorum.

Sami Kısaoğlu: Müziğin yanı sıra bir yandan da University of Zurich’de felsefe, dil bilimleri ve müzikoloji eğitimleri aldınız. Felfese yaşamınızda da belirgin bir role sahip. Ayrıca Aikido çalıştınız. Böylesine geniş bir ilgi alanına sahip olmak sanatınızı nasıl etkiliyor?

Nik Baertsch: Olayları felsefi açıdan değerlendirmeyi severim. Bu vazgeçemediğim bir huyumdur. Tıpkı ritim konusunda olduğu gibi felsefe konusunda da takıntılıyımdır. Dil ve felsefe çalışmak ise mantıklı düşünce geliştirebilmem konusunda çok yardımcı olmuştur. Aikido ise akışkanlık, özgürlük ve formlar bakımından müziğe benzer. Paylaşım, sabırlı olmak ve doğru kararlar vermek konusunda size birçok şey öğretir. Bahsettiğim bu durumlar müzikte de ihtiyaç duyacağınız şeylerdir.

Sami Kısaoğlu: Hayatınızın bir dönemini Japonya’da geçirmiştiniz. Burada geçirdiğiniz süre sanatınızı nasıl etkiledi?

Nik Baertsch: Evden çok uzakta olmama rağmen hiç yabancılık çekmediğim bir yerdi Japonya. Garip bir şekilde kendimi evde hissettim. Öte yandan orada olmanın en iyi tarafı kendi yaşadığım yere çerçevenin dışından çok uzaklardan bakabilme olanağı vermiş olmasıydı. Bu dönemde Japon gelenekleri ve maneviyatı konusunda çok şey öğrendim. Ayrıca Japon müziğinde yer alan birçok vurmalı çalgının işleyişi hakkında bilgi edinme fırsatı buldum ki bunun müziğime olan katkısı önemlidir.

Sami Kısaoğlu: Çok sayıda farklı projeniz arasında üzerine yoğun olarak çalıştıklarınız Mobil ve Ronin. Bize biraz bu topluluklarla olan çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Nik Baertsch: Mobil bir akustik müzik ritüel grubudur. Bu grup ile sadece çok uzun süren konserler gerçekleştiriyoruz. 36 saat süre ile çaldığımız konserlerimizde oldu. Tabi burada performansımızın oldukça farklı çıkış noktaları söz konusuydu. Sadece müziği çalıyor olmak değil başka bir düşünceye ulaşmakta söz konusu. Ronin ise daha sık çaldığım ve içinde elektrikli enstrümanlarında olduğu bir topluluktur. Bu iki grup ile sıklıkla aynı melodileri çalsak bile o melodilerin dramaturjisi, uzunluğu ve enstrümantasyonu farklılık gösteriyor. Zürih’de Bazillus Club’da her hafta birlikte çalma fırsatı bulduğum Ronin ticari anlamda da daha başarılı olmuş bir projedir.

Sami Kısaoğlu: Ronin ile gerçekleştirdiğiniz performanslarda sadece müzik değil sahnedeki ışık oyunları da ayrı bir yer tutuyor. Bunun bilinçli bir seçim olduğu çok açık. Karanlık bir ortamda konserinizi izlerken Mondrian’ın tablolarını görmek bile olası olabiliyor. Bu konu üzerine ne söylemek istersiniz?

Nik Baertsch: Bizim için içinde bulunduğumuz mekanın fiziksel ve ruhsal özellikleri kadar seyirci ile kurmuş olduğumuz iletişimde çok önemli. Sahnede müziğimizi yorumlarken bestenin en önemli parçası doğaçlama. Sahnede doğaçlamanın yanı sıra önemli olan bir diğer unsur ise bahsettiğiniz ışık tasarımları. Ortaya çıkarmış olduğumuz müziğin birçok farklı duyuya hitap etmesini istiyoruz. Sahnedeki ışık oyunları da bunun bir parçası.

Sami Kısaoğlu: Eğer aydınlatma ve / veya set tasarımı için fikirler nasıl geliyor?

Nik Baertsch: Sorumlu kişilerle ortaklık ama genellikle bir önsezi var. Bunu açıklayamam.

Sami Kısaoğlu: Müziğinizin gelecekte nereye doğru gideceğini düşünüyorsunuz ve farklı tarzlardan ya da müzikal enstrümanlardan keşfetmeyi umduğunuz yenilikler var mı?

Nik Baertsch: Adımlarımı birbiri ardına atmakta fayda görüyorum. Şimdi bir yaylı dörtlüsü ve yaylılar için bir parça üzerine çalışıyorum, piyano, marimba ve bassclarinet şimdi üzerine odaklandığım konu bu. Bu tarz bir strateji üzerinde çalışarak ilerlemeyi seviyorum ve muhtemelen bu yöntem gelecekte de değişmeyecek, giderek gelişecektir

Sami Kısaoğlu: Son soru olarak size 7 farklı kelime söyleyeceğim. Bu kelimelerin kişisel geçmişiniz içindeki anlamlarını söyleyebilir misiniz; Piyano, doğa, zen, kültür, ses ve sessizlik, caz.

Nik Baertsch: Piyano: Beynimin protokolü. Doğa: Doğa biz demektir. Zen: Kendinizi kadrodan çıkarmak için yardımcı olan bir çok verimli, güzel ve komik ruhsal beden tekniğidir. Ses ve sessizlik: Sessizliği oluşturmak ve sessizliğin sesini duymak zor bir şey. Jazz: Benim için radikal yaratıcılık ve müzik özgürlüğü bakımından büyük bir gelenek. Kültür: Yaşam içinde öğrenmek kapasitesidir. Öğrenmek yaşam amacıdır.

Sami Kısaoğlu
Müzikolog

Cazkolik.com / 04 Ekim 2012, Perşembe

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Sami Kısaoğlu

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.