Bebop`ın yanında bol acılı chili yemeği nasıl gider?

Bebop`ın yanında bol acılı chili yemeği nasıl gider?

Bir hafta izin gerisi grip...

Bu adam haftalardır nerde?

Bilmiyorum farkeden oldu mu ama en son 25 aralıkta bu köşenin son PUL`larını yayına girmişim, sonra, kayboluş o kayboluş. Tam 46 haftadır kesintisiz sürdürdüğüm PUL düzgün düzgün giderken niye bir aydır yayınlanmıyor? Uzun lafın kısası, son yayın günüm yılbaşı gecesinin ertesi sabahıydı, yaa, hiç kimse okumaz, ben de istediğim gibi hazırlanamadım zaten, hazır yılbaşı tatili de var, iyisi mi bu haftayı pas geçiyim, izin yapıyım diye düşünmüştüm, nitekim öyle yaptım ama sonrasını hesap edemedim. O hafta sonu hâlâ üzerimden atamadığım ağır bir gribe yakalandım, ama öyle böyle değil, ben ki hiçbir gribi yatakta geçirmemişimdir, inanın gözümü açamadım. İkinci hafta öyle geçti, sonra aile fertleri başladı hastalanmaya. Sadece PUL değil Cazkolik`de etkilendi. Bekleyen haberler güncellenemedi, yazılar elde kaldı, günlük içerikler girilemedi vs. Neyse, artık geri döndük, bir yerde eğrisi doğrusunu buldu diyeyim çünkü cazda yılın en sakin dönemi yılbaşının hemen ertesi ilk onbeş gündür, sonra hareketlilik başlar, yeterki hastalık olmasın :)


Bu yıl Ozan`ın senesi olacak

Albümün ismi henüz belli değil

Sevgili Ozan Musluoğlu son dönem pek sessizdi, bir takım hazırlıkları olduğunu biliyordum, albüm ne zaman yayınlanır bilmiyorum ama bu yıl Ozan`ın senesi olacak gibi görünüyor. Albüm aslında hazır sayılır, kayıtlar yapıldı. Son iki albümünü "My Best Friends Are ..." konseptiyle kaydeden Ozan yeni albümde farklı ama renkli yeni bir konsept geliştirmiş. Caz tarihine damgasını vuran, hepsi Ozan çok sevdiği bas ustalarının çalmayı sevdiği parçaların yorumlarından oluşan bir konsept, yani, mesela Oscar Pettiford`un "Laverne Walk"ı mesela, ya da, Ray Brown`ın "Gravy Waltz" parçası, ya da, Scott LaFaro`nun "Gloria`s Step" … böyle böyle tam 9 parça! Başka kimler yok ki? Ron Carter, Steve Swallow, Charlie Haden, Paul Chambers, Charles Mingus, Sam Jones… Albüm kaydında da çok kuvvetli bir kadro yapmış Ozan, zaten tanıdığımız, sevdiğimiz isimler, trompette Jeremy Pelt ile piyanoda Danny Grisset`i önceki albümlerinden biliyoruz, saksofonda Engin Recepoğulları ve davulda Ferit Odman`la rüya takım tamamlanmış. Bence Ozan elini çabuk tutsun, böyle albümlere çok ihtiyacımız var. Şimdiden, daha bir nota bile dinlemeden diyorum ki, eline sağlık Ozan.


Bu sene de çok konuşulacak isimlerden biri

Geç gelen şöhret

Önceki yıllarda fazla tanıdığımız, caz büyükleri arasında adı geçen bir isim değildi İngiliz piyanist Django Bates, oysa, adam nerdeyse altımışına geliyor. Ama son yıllarda gerçekten dünya çapında çıkış yaptı, sanırım bu yıl da etkisini artıracak. Yine de caz büyüğü denir mi şüpheliyim ama iyi bir müzisyen olduğu gerçeği bir kenarda dursun. Beloved isimli triosuyla yayınladığı son albümü "The Study of Touch" çok iyi bir çalışma. ECM ile çalışmanın da katkısını görüyor şüphesiz. Amerikalılar da yeni yeni tanımaya başladı. 2017 tam anlamda onun yılı oldu denebilir. Yılın son haftaları çıkan Anour Brahem`in "Blue Maqams"ında da piyanist oydu. Geçen temmuz pekçok eleştirmenin yılın en iyileri arasına kattığı "Saluting Sg. Pepper" da onun albümü. Tamam, belki biz yeteri kadar ismini duymadık ama İngilizler için öyle değil. Büyük orkestralar konusunda dikkat çeken fikirleri var Bates`in. Bir yanı da iyi eğitimci olması. İsvçre`de halen dersler verdiğini biliyorum. Anlayacağınız, bu yıl adını sıklıkla duymaya devam edeceğimiz isimlerden olacak, bir kenara yazın.


"Exposure" geliyor

Yeni fikir bu kez kayıt tarzında

Hatırlarsınız, bir süre önce Esperanza Spalding herkesin izleyebileceği şekilde 77 saat süren bir canlı yayın maratonuyla yeni albümünün kaydını yapmıştı. Hatta, biz de haber yapmıştık. Ben de bir ara girip izledim, birkaç dakika izleyince ne olduğu pek anlaşılmıyor, dile kolay, tam 77 saatlik maraton. İşte, bu kayıt yakın zamanda "Exposure" adı altında yayınlanacakmış. Akla gelmeyecek bir fikir olmamakla beraber Spalding`in niye böyle bir işe kalkıştığını merak etmiştim, cevabını yaptığı röportajda buldum. Bu fikir sık gittiği James isimli bir restoranda otururken aklına gelmiş. Aslında, gerçek zamanlı performansa dayalı bir canlı etkinlik yapmayı zaten hayal ediyormuş, bunu nasıl yaparım diye üstüne çok düşünmüş. Aklına binlerce fikir üşüşmüş, öyle mi olsun, böyle mi olsun derken çok bunalmış ve yeter artık, serbest bırak ve başla diye karar almış. Kayıt da, kaydolma süreci de kendiliğinden gelişmiş ve işte bu kayıt yakın zamanda "Exposure" adı altında çıkacak. Albüm 7,777 adet basılmış, bu gizemli rakamın 77 saatlik kayıt süresiyle ilgili bir anlamı var mı bilmiyorum. Canlı kayıt sürecini toplam 1.4 milyon insan izlemiş, çarpıcı bir rakam. Bakalım, sıra geliyor albümü dinlemeye. Nasıl bir albüm olduğunu yakında hep beraber görürüz.


Bu sefer tango kazandı

Hak yerini buldu...

60. Grammy ödülleri bu köşenin yayına girdiği günün gecesi açıklandı. En iyi caz doğaçlaması dalında John McLaughlin, en iyi vokal albümde Cecile McLorint Salvant (ki tahminlerimden biriydi), en iyi enstrümental albümde Billy Childs (ki bunu tahmin etmemiştim), en iyi big band dalında Christian McBride (ki bunu herkes tahmin etmiştir) gibi gibi sonuçlar duyuruldu ama benim için tek sürpriz en iyi latin caz albümü kategorisinde oldu. 74 yaşındaki Arjantinli piyanist ve besteci, Astor Piazzolla ekolünün yılmaz ustası ki sanatçıyla yıllarca birlikte çaldılar Pablo Ziegler`in "Jazz Tango" albümünün ödülü kucaklaması oldu. Televizyonların futbol programlarındaki tabirle söylersek latin cazda deve dişi gibi rakipler vardı ve geleneksel olarak Küba ve Brezilyalı müzisyenler hep önceliklidir, allahı var adamlar da iyi müzik yapıyor, bu yıl da öyleydi ama yine de Ziegler kazandı, çok yaşa Piazzolla, çok yaşa Ziegler, çok yaşa Nuevo Tango diyorum başka da demiyorum! Güzel albüm, dinleyin bence.


Artık pipo içen yok!

Nat Hentof ve piposu

Geçen gün bir adamı ağzında pipoyla görünce en son ne zaman pipolu birini gördüğümü düşündüm, bulamadım. Sigarayla savaş pipoyu da vurdu oysa pipo tabii ki elbette zararlı, sonuçta tütün ama yine de bundan çok daha fazlası, o sadece bir pipo değil, o bir sembol, Rene Magritte`i hatırlayın, "ceci, n`est pas une pipe". Üniversite yıllarımda pipo içen çok tanıdığım vardı, ben de denedim ama sürdürebildiğim birşey olmadı, hatta, birçok kız arkadaşım da denedi o yıllarda. İstikrarlı olunması zor, keyfinden çok zahmeti var, kimi zaman cazip kokusuyla içenden çok koklayana güzel geliyordu, içen o kokuyu alamıyor zira. Yandaki fotoğrafta geçen sene ölen Nat Hentof`un pipolu resmini görünce bir kez daha hatırladım. Anlaşılan pipo, elde sigara tutma havalı görünümüyle beraber 20. yüzyılda kalmaya mahkum bir alışkanlık türü. Artık zaten kapalı alanlarda içemiyorsun, pipo içiyorsun diye kimse anlayışlı davranmaz! 1940`lardan doksanlara kadar uzanan bu aksesuvar da hakikaten tiryakisi olan az sayıda kişi haricinde galiba kaybolup gidecek.


Caz müzisyenleri ve takıları

Ya tuşlara çarparsa?

Müzik tarihinin her döneminde özellikle siyah caz müzisyenleri süslü olmayı, aksesuvar takıştırmayı sevmiştir. Eskiden de öyleydi, şimdi de... Doğalarında var. Avrupalı müzisyenler nasıl iddiasız ve sade ise siyahlar tam tersine o kadar havalı ve süslü görünür ki aslında onların yine en sadesi olanlar caz müzisyenleri. Pop, rock, soul... tüm bu tarzların müzisyenleri iddialı giyinmeyi seviyor, rap, hip hop`tan hiç söz etmeyelim. Boyunlarındaki altın kolyeler resmen birer servet ve imitasyon takanı sanırım çok az, belki de ayıp bile. Nisbeten daha az süslü olan caz müzisyenleri bile yine de çoğunlukla şöyle bir şövalye yüzüğü takmayı seviyor. Benim asıl merak ettiğim ise kolye filan neyse de parmaklarda yüzükle enstrüman çalmak zor olmuyor mu? Yandaki fotoğrafı bu yüzden seçtim, böylesi anları öyle sık görmüşüzdür ki... O yüzük parmağın duruş şeklini bile değiştirir, insan elini başka bir havayla sallar, savurur, aklı her an yüzüğe takılır, nasıl göründüğünü önemser vs. demek ki onları etkilemiyor. Ben olsam elimden hemen atarım gibime geliyor.


Bir caz tahmini

Büyük orkestralar yeni bir altın çağa girebilir mi?

Yeni yıla dair tahminlerimden biri geçen yıllara göre daha fazla sayıda büyük orkestra albümü dinleyeceğimiz yönünde. Big band kayıtlarında hareketliliğin arttığını zaten söylüyordum, geldiğimiz noktada projelerin çeşitlenerek artacağını tahmin ediyorum ve bu albümlerin önemli kısmı heyecan vereci albümler olacak. Bu yıl Grammy`lerde çekişme yaşanan kategorilerden biri mesela `large ensemble` oldu. Önceki yıllarda big bandler gelenek içerisinde hareket ediyordu, ikibinlerden itibaren kırılma yaşandı ve büyük orkestral formlara bakış açısı kökten değişti. Yenilikçi müziklerin geniş ve modern ifade alanı bulduğu, elektrikli enstrümanların hatta elektronik soundların kompozisyonlara dahil olduğu yaratıcı bir damar yakalandı, bu damar hem Amerika hem Avrupa çapında çoktandır yeni bir dönemin başladığını söylüyor bana. Avrupada en az 2-3 orkestra çok iyi işler yaptı, yapmaya devam ediyor, yeni soluklar getiriyor ama büyük soundların en orijinal işleri halen yine Amerikada yapılıyor. Hem geleneği koruyan damar zaten onlarda mevcut hem orkestra müziğini yenileyen büyük formlar oluşturuyorlar ve güzel albümler yolda diye heyecanla umuyorum.


Bebop ve acılı chili yemeği

Kulaktan çıkacak kadar acı seven var mı?

Biri size dese ki 1939 yılında Dan Wall isimli birinin chili lokantasının bebop`ın doğuşunda kritik könemi var diye ne düşünürsünüz? Ama doğru! Üstelik, ben bunu geçen gün bir gurme dergisinde görünce hatırladım. Enfes ve soluk kesen bir chili tarifi veren yazar okurlarına `caz fanları chili sever` diye tanıtmıştı. Sonra aklıma Scott DeVeaux`nun ünlü "The Birth of Bebop" isimli kitabı geldi. Hazır lafı geçmişken herkese tavsiye ederim. O kitapta da anlatır, hem de sinematografik anlatır. 1939 yılı sonları. Charlie Parker etrafta çok fazla çalma imkanı bulamıyor, hele kendi istediği gibi çalma fırsatı nerdeyse yok denecek kadar az. O sıra Harlem`de biri Monroe`s Uptown House adında, diğeri Dan Wall`s Chili House adında iki yerde çalma fırsatı yakalıyor. Dan Wall`un yerinde özellikle çaldığı doğaçlama sololar resmen pekçok yazar ve tarihçi tarafından bebop müziğin doğuşu olarak tanımlanmıştır. Kitapta çok ayrıntılı anlatıyor. Bol acılı chili ve bebop, kötü olan ben acılı yemek hiç yiyemem.


Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 29 Ocak 2018, Pazartesi

Kaydet

Kaydet

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.