Deliye hergün caz!

Deliye hergün caz!

Tıpkı tüm konserler gibi Fred Hersch, Holland, Potter ve Hussain kaçırılmayacak konserler

Caz tutkunlarının buluşma noktası

Türkiye`nin iki büyük caz buluşması var, 26 haziran akşamı başlayacak İstanbul Caz Festivali ve sonbaharı şenlendiren Akbank Caz Festivali. 25. yılını kutlayacak İstanbul Caz Festivali bu sene parlak bir program sunuyor, bense bu köşede festivale dair konser önerilerimi yazmak istedim. Başlık festival programından alınma. Festival kor caz projelerini `caz tutkunlarının buluşma noktası` başlığıyla değerlendirmiş, yani, Türk cazının zirve gecesi açılış konseri, Dave Holland, Zakir Hussain ve Chris Potter üçlüsü, Kurt Elling konseri, Avishai Cohen, Fred Hersch, İtalyan gecesi. Bu konserlerin tamamı `kesinlikle` gidilmeli statüsünde. `Yeni soluklar` adı altındaki projelerdeyse kesin önerim Robert Glasper, BadBadNotGood, Julian Lage ve Fransızlar. Aslında, önerilerimi sıralarken gitme önceliğine göre sıralamaya çalıştım. En önemliler (tabii benim açımdan) ilk saydıklarım ve devamı. `Farklı coğrafyalar` bölümü de oldukça renkli projeler barındırıyor. Adam Baldych, Anat Cohen, Omar Sosa kesin favorim. Festivalin Türk sanatçılara ayırdığı yer seneler içinde daha artıyor. Bu sene Çağrı Sertel, Selen Gülün, Ediz Hafızoğlu son projeleriyle sahnede olacak, izlemediyseniz mutlaka öneririm. Geniş bir liste oldu farkındayım, biletler ne kadar tutar biliyor musun dediğinizi duyar gibiyim, geniş listenin bir amacı da bu zaten, çoktan seçmeli, siz kendi tercihinizi nasılsa yapacaksınız. Umarım hep beraber güzel konserler izleriz.


Müzikle sinirsel bütünleşme?

Gramm müzesi sadece bir müze değil

Dünyanın en ünlü müzik ödülleri Grammy Recording Academy`nin bağlı kurumu Grammy Museum 14 haziranda yaptığı açıklamada müziğin insan sağlığının gelişimi üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmalara toplam 200 bin dolar tutarında ödül vereceğini açıkladı. Bu kapsamda, bilhassa yaşlılar ve parkinson hastalarının ritmik işaretlerle hayatlarının nasıl kolaylaştırılabileceğini, müzikle sinirsel bütünleşmenin belleği nasıl geliştirdiğinin anlaşılabileceği gibi konuların bu kapsama girdiği açıklandı. Aynı şekilde, zaman içinde gelişen arşivlerin dijital ortama aktarılarak halkın erişimine açılması projeleri de destek alan çalışalar arasında olacak. Bu kapsamda hepsi dolaplarda, raflarda saklı kalmış 300`den fazla nadir röportajın ve 1950`li yılların televizyen serisi "Stars of Jazz"ın kayıtları dijital olarak restore edilmiş durumda. Grammy`ler ön planda sükseli popüler bir yarışma arenası olarak görünürken arka planda böylesi çalışmaların yapılıyor olması güzel bir haber.


Deliye hergün caz!

Bir delinin caz defteri

Bir fırsatını bulursam dinlerim diye biriktirdiğim ne kadar albüm varsa hepsini tatilde sıraya dizdim. Valla, tatil bana gelmiş oldu! Hemen nelermiş sıralıyım; "Seymour Reads the Constution" Brad Mehldau`nun 21 yetmez 22. yüzyılın Keith Jarrett`ı olduğunu bu albümle bir daha ilan etti. Jarrett`ın emsalsiz groove`un bilen bu albümü dinleyince eminim bana katılır. // Epeydir merak ettiğim Joshua Redman`ın "Still Dreaming"i beklediğimden de de de de iyi. Çok iyi, çok çok çok iyi! Allaha şükürler olsun caz var! // Kenny Barron`ın "Concentric Circles"ı dinleyene büyük ustanın müridiyiz dedirtiyor. // Sevgili Cenk Erdoğan`ın yeni albümü "Fermata" bu toprakların duygusal girdaplarının hangi notalarda saklı olduğunu gayet iyi biliyor. // Genç saksofon sanatçısı Morgan Guerin yeni keşiflerimden, elektronik kullanımı ilginç, henüz bir fikir sahibi olamadım, dinlemeye devam. // Son olarak bir klasik müzik albümü. Beethoven icralarına kafayı takmış tatlı, genç bir üçlü; The Van Baerle Trio. Hayatını bu işlerle geçiren insanlar iyidir.


Albüm süreleri değişiyor

Doğru süre ne ise o kadar müzik

Müziklerin fiziki albümden dijital albüme dönüşmesi önceden akla gelmeyen başka bir çok durumu gündeme getiriyor. Mesela albüm süreleri... Farkında mısınız, albüm süreleri çok farklılaştı. Eskiden, bir albümün süresini belirleyen içine girdiği yuvarlak kabın data taşıma kapasitesiydi. Son 25 yıla damga vuran CD formatı ortalama 70 dakikalık süresiyle müzisyenleri ve firmaları belli kalıba sokmuştu. Üstüne çıkma, altına inme. Şimdi komik geliyor ama öyle. Artık bakıyorum, bir saatin üstüne çıkan da çok, 30-40 dakikayla sınırlayan da. Çok firmanın sırf o CD süresi tamamlansın diye olmadık kötü parçaları albüme tıkıştırdığını bilirim, niye öyle olsun ki? Korku, ya müşteri kızarsa idi? Bu konulara en çok kafa yoranlardan biri rahmetli Kayahan idi. Müşteri ortalama 10 parça için para veriyor, sen ona 7 parça satarsan ne olacak? Müziğin kendisiyle değil de böyle şeylerle çok uğraşıldı. Dijitalin bu açıdan faydası süreleri tartışılır olmaktan çıkarması. Sen müzikten haber ver, kaç parça var kimin umurunda.


Dünya kupası, caz ve bira

Önce maçla bira, sonra cazla bira

Bayram tatili bana geldi. Cuma akşam Portekiz-İspanya maçıyla başlayan dünya kupası maratonum ertesi gün Fransa-Avustralya maçıyla devam ediyor. Futbolla caz arasında değilse de futbolcuyla caz müzisyeni arasında paralellikler kurmaya çalışırım, mesela, Fransızların genç yıldızı Mbappe`yi iki hafta önce yazmıştım, gerçi, gençleştirilmiş Fransa bu ilk maçta bana pek ümit vermedi, cazda `unison` çalım diye bir tabir var, yani ahenkli, birlikte icra, takım genç olduğundan mıdır nedir bu ahenk henüz yok ama Mbappe ve Dembele gibi milenyum günleri dünyaya gelmiş bu çocuklar ümit veriyor. Hoş, önceki akşamki Ronaldo`yu izleyince insanın kimseyi beğenesi gelmiyor. Bir kişinin tek başına neler yapabileceğine dair sıradışı bir örnek. Üstelik, çok çok kaliteli ayaklara sahip İspanya karşısında. Ahaa... Fransa video hakem sayesinde penaltı kazandı, hepimiz bir daha izledik, bence penaltı değil, bilmiyorum uzmanlar ne diyecek, video da olsa insan karar veriyor sonuçta, ben olsam vermezdim. Haydaa, işte, bir pehaltı daha. Bence bu tamam. Bu maç bitince dinlenmeyi bekleyen bir albümüm var; Trio HLK`ın "Standard Time"ı. Biralar dolapta, valla dünya kupası güzel geldi.


Sıradışı bir başhekim

Onkolog bas gitarist Tayfun Hancılar

Başhekim kelimesi korkutucudur, ciddidir, herhangi bir bürokrat titrinden daha etkilidir, bu ciddiyeti rahat ve modern bir görünüme büründüren onkolog Tayfun Hancılar. Gündüz Okan Üniversitesi Hastanesi Başhekimi olan Hancılar onkolog olarak hastalarına şifa dağıtmaya çalışırken aynı zamanda bas gitar çalan bir rock müzisyeni. Doktor camiasının sanata ilgisi önemli bir gelenektir. Geçmişi karıştırın böyle insanların tıp camiasında çok olduğunu görürsünüz. Sayın Hancılar da bu isimlerden, üstelik, o aynı zamanda müziğin insan ruhundaki etkilerini bilen, radyoterapi, kemoterapi tedavilerinde kullanan biri. ``Müzik elbette kanseri tek başına tedavi etmez, ama kemoterapi ve radyoterapi esnasında yapılan müzik yayınlarının hastanın anksiyetesini azalttığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Kanser hastalarının tedavi esnasında sanatsal faaliyette bulunması hastanın gerilimini azaltır, tedavi toleransını arttırır. Müzikten vazgeçmem, söz yazıyor, beste yapıyor ve okuyorum. Bu yüzden önümüzdeki günlerde tedavi sürecini bitirmiş hastalarımdan oluşan bir koroyla konser vermeyi planlıyoruz`` diyen biri.


Televizyonda caz konserleri

En güzel filmden bile güzel...

Başlığa bakınca nerde bu konserler diyebilirsiniz, haklısınız, normal kanalların caz konseri yayınladığını görsem dünya tersine dönmüş derim ama benim tavsiyem eğer Digitürk kullanıcısıysanız [ki o zaman zaten bilirsiniz] Mezzo kanalından caz konserleri izlemenin zevkini tatmışsınızdır. Aslında diyeceğim tam da bu değil, konserler genellikle geceye denk geliyor, ya dışarda, ya televizyonda başka bir şeye bakıyor oluyorsunuz ya da evdekilerin sırası mı şimdi isyanı derken güzelim konserler kaçıyor, tam bu noktada Digitürk kutularının kayıt özelliği devreye giriyor (Digiturk reklamı gibi oldu kusura bakmayın ama meramımı anladınız), tık konseri kaydediyorsun, sonra ilk boş zamanında aç izle, gelsin güzelim caz konserleri. Özellikle şu sıra Dünya Kupası maç arası bence en iyi seçenek, meraklısı zaten bilir ama bilmeyen vardır, öneriyim dedim. İzlediğim son iki konserin biri resimdeki Ambrose Akinmusire ve Phronesis. İzlenmeyi bekleyenlerse Esperanza Spalding ve Catherine Russell.


Sokak müzisyenliğinde yeni boyut

Kartı okut parayı öde

Ama bu yeni boyut müzisyenlik ya da müzikle ilgili değil de tahsilatla ilgili. Sokakta müzik yapmak renkli bir iş gibi görünse de sonuçta para kazanmanın bir yolu, çocuklar nihayetinde hayrına çalmıyor. Şöyle bir yenilik olmuş, finansal teknoloji devi diye bilinen iZettle Londra`da Busk in London ismini verdiği programını tanıtmış. Program, sokak sanatçılarının ki bunlar ille de müzisyen de olmayabilir, yaptıkları gösterilerden en iyi şekilde yararlanmasına yardımcı olan bir program imiş. Programa göre iZettle kart okuyucularıyla sanatçının şapka uzatma günleri sona ermiş olabilir diyorlar. Sokak sanatçısını çok mu beğendin, kredi kartını kart okuyucuya tutuyorsun ve belli bir bağış yapıyorsun, bu kadar basit. Bu durum çoğu sanatçının hoşlanmadığı para isteme ritüelinden kurtulmasına yaradığı gibi yanımda bozuk yok bahanelerini de ortadan kaldırıyor. Bir diğer deyişle, nakit paranın tedavülden kalktığı yeni bir alan daha diyebiliriz.


Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 18 Haziran 2018, Pazartesi

Kaydet

Kaydet

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.