İtalyan caz tarihinde Mussolini ve Sinatra etkisi.

İtalyan caz tarihinde Mussolini ve Sinatra etkisi.

XJazz Festival 12-15nisan arası gerçekleşti.

XJazz Festival`den geriye kalanlar...

2015`de başlayan XJazz Festival sessiz sedasız üçüncü yılını devirdi. Ülke gündemi öyle hareketli ki en sıkı cazseverler bile ister istemez caz gündemini kaçırıyor. Ben buradan hatırlatayım. Bu yıl İstanbul yanında Ankara`da da konserler yapıldı. Memleketin caz sathında XJazz Festival`in önemli bir boşluğu doldurduğunu düşünüyorum, bu durumu festivalin önde gelen isimlerinden ve müzisyen Sebastian Studnitzky ile yaptığımız röportajda konuştuk, cazın ana renkleri yanında yaratıcı, parlak ama farklı renklerini belki ancak böyle festivaller sayesinde izleyebileceğiz, bunun altını çizmek lazım, ayrıca, bu yıl mekânlar arasına Zorlu PSM, Akbank Sanat, Babylon ve Salon gibi önde gelen yerler de katılınca festival ve konserler sosyal medyada daha sık yer aldı, hatta kendimizden bir rakam verelim, çarpıcı olur, XJazz Festival içerikleriyle ilgili attığımız twitlerin toplam erişimi 35 bin kişiyi aştı, festivalle ilgili yazılarımızın toplam okunma rakamı 7 bini buldu, seneye daha da artacaktır. Ben şahsen dört konseri izledim ve hepsinden memnun ayrıldım. Emeği geçenlerin eline sağlık, bakalım seneye neler izleyeceğiz.


Yeni bir keşif mi yapmak istiyorsunuz, işte "Alarm Will Sound"

21. yüzyılın yeni çağdaş müzik topluluğu

Aslında hiç de yeni sayılmaz, tam 16 yıllık bir topluluk Alarm Will Sound ve 20 kişilik bir ensemble. Büyük gazeteler topluluk için "ensemble icranın zirvesi" diye büyük puntolarla başlıklar atıyor. Bir diğer gazete "Amerikan müzik dünyasının en hayati ve orijinal topluluklarından biri" diyor. Müziğini dinleyince yeni bir şeyle karşı karşıya olduğunuz anlıyorsunuz. Aslında bir caz grubu sayılmaz, daha ziyade klasik müzik topluluğu ama gelin biz onlara çağdaş müzik topluluğu diyelim, çünkü müziklerinde klasiğin dışında caz da dahil pekçok müzik var. Topluluk repertuvarını farklı isimlerden seçiyor, bunların arasında bir Türk Cenk Ergün de var. 2001`de ilk albüm Steve Reich üzerine çıktı, son albüm de geçen sene "Modernists" adıyla yayınlandı. Topluluk 2014`de ismindeki "Will"i attı, geriye "Alarm Sound" kaldı. Özellikle bu son albüm "Modernistler" benim favorim. Eğer, bundan birkaç sene önce İstanbul Caz Festivali kapsamında Sabancı Müzesi The Seed sahnesinde izlediğimiz "Darcy James Argue Secret Society Band" müziğin etkisini farklı tarzda yeniden yaşamak istiyorsanız bu grubu takibe alın derim.


"Jazz Dünyasi" dergisini geç buldum çabuk kaybettim!

"Jazz Dünyasi" dergileri...

Aynı dili konuşmamıza rağmen Azeri caz dünyası oldum olası bize uzaktır, biz de onlara, acaba diyorum, sokaktaki insanlar arasında değilse de aydın, sanatçı kibri mi var? Biz onları beğenmiyoruz onlar da bizi, fazla mı komplo oldu! Hakikaten orada neler olduğunu, sanatçıları, albümleri, olan biteni hiç bilmeyiz oysa çok iyi müzisyenlere sahip olduklarını biliyoruz. Aziza, Amina Figarova, Salman Gambarov, Vagif Mustafazadeh, Tofiq Guliyev, Emil Mamedov, Rain Sultanov gibi önde gelen caz starları yetiştiren Azerbaycan`ın "Jazz Dünyasi" isimli bir caz dergisi olduğunu doğrusu bilmiyordum. Bu yüzden başlığı geç buldum, çabuk kaybettim diye attım çünkü dergi 2015`de son sayısını yayınlamış ve kapanmış. Bildiğim kadarıyla sonradan bir süre web portalı olarak yoluna devam etmiş ama son baktığımda web portalını da bulamadım. Halbuki Bakü Caz Festivali oldukça büyük bir festival, önemli isimleri ağırlıyorlar, başta Bakü dinamik bir caz ortamı var diye biliyorum. Derginin son sayısının kapağını Rusların dünyaca ünlü saksofon ustası Igor Butman`ın fotoğrafı süslüyordu. Keşke yayınına devam etseydi.


Klasik piyanonun çalışkan ismi; David Ezra Okonşar

David Ezra (Mehmet) Okonşar

David Ezra Okonşar ismini belki çok müziksever bilmeyebilir ama Mehmet Okonşar deyince bilecektir. 1982`de Belçika-Anvers Genç Virtüözler Yarışması`nı kazanarak adını duyuran Okonşar`ın klasik piyanist olarak hayatı başarılar, yoğun çalışma, disiplin ve her yıl yayınladığı sayısız albümle dolu. Dünyanın dört yanında virtüöz piyanist olarak konserler veren Okonşar`ı caz gibi klasik olmayan dinleyici editörlüğünü Kerem Görsev`in yaptığı, Ercan Saatçi`nin sahibi olduğu Rec by Saatchi firmasının Rec by Jazz kataloğundan 2008 yılında yayınlanan "Plays Gershwin" albümüyle hatırlayacaktır (aslında "Rec by Jazz" kataloğu da yazılmayı bekleyen ayrı bir konu). 20. yüzyılın "2 bin Sıradışı Müzisyen" kitabına girmeyi başaran Okonşar, "Mehmet" Okonşar olarak da, sonra adını değiştirip "David Ezra" olduktan sonra da hep yoğun çalışan, sık albüm yayınlayan bir sanatçı oldu. Her yıl posta kutuma Okonşar`la ilgili yeni albüm bilgileri düşer, bunları mutlaka bulup dinlerim, klasik müzik adına birşey söylemeye kendimi yetkili görmesem de sadece bu yıl, yani 2017`nin ilk dört ayında "The Young Brahms", "Sergei Prokofiev War Sonatas, Vol.1-2" ve yeni ulaşan Robert Schumann albümleri Okonşar`ın temposunun hiç düşmediğini gösteriyor.


Eski bir caz geyiği; Caz dünyasının başkanı kim?

Lester Young Amerikan cazın başkanı...

Çok eski bir caz geyiğidir; "Caz dünyasının başkanı kim?". Tabii anladınız, konu hep Amerikan başkanlık seçimleri sırası gündeme gelir. Eski caz yıldızlarının mutlaka takma adı olurdu, o zamanlar eğlenceli bir konuydu. Bu isimlerin en önemlisi tabii "Pres" ya da "Prez" diye bilinen tenor saksofoncu Lester Young. Caz insanlarının kendilerine böyle aristokratik isimler seçmesinin tezatlığı tabii ilginç, hatta alaycı. Bu ünvanlara sahip olanlar kimler; Kornetçi Buddy Bolden mesela `King Bolden` olarak bilinirdi, 1920`lerde Paul Whiteman için "King of Jazz" denirdi, bu lakaplar zamana ve yere göre değişiyor. Benny Goodman "King of Swing", Artie Shaw "King of Clarinet", Dinah Washington "Queen of the Blues", Art Tatum "God", Peggy Lee ve Ella Fitzgerald için "The Queen", Duke Ellington için malum "Duke", aynı şekilde Count Basie "The Count", Charles Mingus "The Baron", Lester Young için "Pres"in verildiğini duyunca Paul Quinichette de `Young President ise ben de Vice President`ım` demişti mesela... Böyle renkli lakaplar. Şimdilerde kulağa çocukça geliyor ama o zamanlar öyleydi, caz tarihine öyle geçtiler. Günümüzde bu gelenek azalsa da, takılan lâkaplar değişerek kısmen sürüyor.


İtalyan stili cazda faşist Mussolini ve Frank Sinatra etkileri.

İtalyan caz tarihinin kökenleri bu kitapta.

Başlık çarpıcı değil mi? Georgetown Üniversitesi hocalarından yazar Anna Harwell Celenza mart ayında "İtalyan Stili Caz" adını verdiği bir kitap yayınladı. Celenza kitabında 1. Dünya savaşı sonrası İtalya`ya ayak basan cazın siyasi, popüler kültür, ulusal kimlik ve tenkoloji kavramları arasındaki yolculuğunu anlatıyor. Gramofon ve radyo sayesinde hızla İtalya`ya yayılan caz müziğinde o dönem öne çıkan Nick LaRocca (İtalyan-Amerikal), Gorni Kramer (İtalyan), Trio Lescano (Hollandali Yahudi) ve Louis Armstrong (Afrikalı Amerikalı) gibi isimlerin İtalyan caz dünyasındaki etkileri, İtalyanların kendi caz müziğini nasıl yaptıkları, Mussolini`nin cazı neden desteklediği, Frank Sinatra`nın İtalyan müziği üzerindeki etkisi gibi konuları ele almış yazar. Harwell`in daha önce Franz Liszt, Gustav Mahler, Duke Ellington, Billy Strayhorn gibi isimleri ele alan makaleler yazdığını düşünürsek ortaya ilginç bir kitabın çıktığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Kitabı internet üzerinden bulup derhal satın almalı bence.


Big Band keşiflerine devam…

Elveda nasıl denir?

Her ay yeni bir Big Band orkestrası keşfediyorum adeta. Ya yeniden büyük orketralar bakımından bereketli bir döneme girildi ki tüm veriler buna işaret ediyor ya da ben abartıyorum ama ilk dediğim daha doğru, ben de dergilerin, caz basınının yalancısıyım, bunları hep oralarda görüyorum, sonra bulup başlıyorum dinlemeye. Mesela bu ay Down Beat`de Ken Schaphorst Big Band`i buldum. Ne adamı tanıyorum ne de orkestrayı ama orkestraya gözatınca bir sürü tanıdık isme rastlıyorum. Eh, Down Beat`te albüme 4.5 yıldız verince alıyor bir merak. Schaphorst New England konservatuvarının besteci ve eğitimcilerinden, Jazz Studies ve Doğaçlama Başkanı. Eski öğrencilerinden oluşan 19 kişilik bir orkestra toparlamış, işin özü bu. Schaphorst belki de geleceğe bir miras bırakmak istemiş ve ortaya güzel bir albüm çıkmış. Yani, keşfe devam…


Uçan arabalardan önce uçan bisitletler geliyor.

Uçan arabadan önce uçan bisiklet!

Herşey bu drone`ların başının altından çıkıyor. Drone`lar ortaya çıkınca bu iş burda kalmaz demiştim kendime, arkasında büyük fikirler, yaratıcı çözümler var, olmalı, işte, haberler gelmeye başladı. Çocukluğumuzdan beri uçan arabaları beklerken ilk gelen uçan bisiklet olacak. Bir yerden başlamak lazım. Dubai`de bu yaz yolculu dronelar adı verilen birşeyler yapılacak galiba. Resimde görülen şeyse Rusya`da yapılan bir uçan bisiklet. Moskova`nın dışındaki bilim parkında drone üreticisi Hoversurf tek koltuklu uçan bisiklet geliştirmiş. Bisiklet güzel görünüyor ama dönen pervaneler insanı endişelendirmiyor değil. Haberi okuduğum Digitalks sitesi yazarı da bu ayrıntıya değinmiş. Videoları da var ama bilim kurgu filmlerindeki uçan motorsiklet gibi şeyler için henüz ilkel bir versiyon, bu işler böyle başlamaz mı zaten. Birkaç seneye bunların en mükemmellerini göreceğimize eminim. Bakalım etrafımızda vızır vızır uçmaya ne zaman başlayacaklar.


Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 18 Nisan 2017, Salı

Kaydet

Kaydet

Kaydet

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.