Karanlığın içinde yitip giden ses; Sam Cooke

Karanlığın içinde yitip giden ses; Sam Cooke

Ünlü soul şarkıcısı Sam Cooke öldüğünde sadece 33 yaşındaydı ve müziğin doruğundaydı. Hayatının son anlarında kendisini vuran kadınla göz göze gelerek söylediği şu sözler hafızalara kazındı:

 

 

“Hanımefendi, beni vurdunuz! "Lady, you shot me!”

 

 

Bir kadınla arasında yaşanan ve sanatçının ölümüyle sonuçlanan olay 11 Aralık 1964 tarihinde gerçekleşti. ABD'de ırk ayrımcılığı gölgesinde gerçekleşen bu hadise, anlaşmazlıktan doğan bir kavga mıydı, yoksa Cooke'un üstlendiği aktivist rolünden dolayı daha derin güçlerin komplosu mu vardı? Günümüzde hâlâ tartışılan bu vakanın sebepleri konusunda tam bir fikir birliği sağlanamamıştır. Ancak kesin olan bir şey var ki Sam Cooke, kariyerinin zirvesindeyken, müzisyen, iş insanı ve siyahî toplumun önemli bir figürü olarak beklenmedik bir şekilde hayatını kaybetmişti.

 

 

 

Tanrının izinde müziğe ilk adımlar ve yükseliş

 

 

Sam Cooke, Annie Mae Cook ve baptist papaz Charles Cook Sr.’ın sekiz çocuğundan biri olarak 22 Ocak 1931 tarihinde Mississippi Clarksdale’de dünyaya geldi. Çocukluğu, dini müzikle, yani gospel geleneği ile iç içe geçti ve müziğe çok genç yaşlarda şarkı söyleyerek adım attı. Yerel kiliselerde sahne alarak gospel gruplarına katıldı. Bu erken dönemler, kendine özgü sesinin olgunlaşmaya başladığı zamanlardı.

 

Sam Cooke'un annesi-babası kilisede tanışmış ve hayatlarını kilise ekseninde sürdürmüş bir çiftti. Baba Cook, çevresinde müziğe ve çocuklara olan sevgisiyle tanınıyordu, üstelik “Singing Children” adlı bir gospel grubu da kurmuştu. Sam, kilise ve babasının müzik grubundaki faaliyetlerine katılarak müziğe olan ilgisini pekiştirdi.

 

Kariyerindeki dönüm noktası ise, 1950 yılında 19 yaşındayken “The Soul Stirrers” adlı gospel grubuna katılmasıydı. Cooke'un bu grupla geçirdiği zaman, müziğin tarihini derinlemesine etkileyecek olağanüstü bir yolculuğun başlangıcını işaret ediyordu. Genç yaşta grubun ana vokalisti olarak ön plana çıkan bu delikanlı, sadece sesiyle değil sahne performansı ve beden diliyle de birlikte turladığı R'n'B ve cazcılardan daha fazla rağbet görüyordu. Sam, kızların sevgilisi olmuştu.

 

 

 

Müzikal Yolculuk: Gospel'den pop ve soul müziğe geçiş süreci

 

 

Mensubu olduğu Baptist kilisesi, tanrı için veya tanrı adına yapılan müziği hoş görürken diğer müzik türlerini “şeytanın müziği” olarak nitelendiriyordu. Gospel müziği onun hamurunda olsa da Cooke’un kaderinde müzik dünyasında yeni ufuklar keşfetmek vardı. Bundan yola çıkarak ilk seküler müzik deneyiminde “Wonderful” adlı gospel parçayı “Loveable” olarak popüler müziğe uyarladı. Dini tabandan çekinerek gizli olarak plâğa basılan “Loveable” şarkısında Sam, istemeyerek de olsa erkek kardeşi Dale Cook’un adını kullandı. “Tanrının müziğinden şeytanın müziğine” geçtikten kısa bir süre sonra da babasının rızasını aldı. Artık “dünyevî kapılar” ona sonuna kadar açılmıştı.

 

1957 yılında, zaman ve mekân tanımayan soul klasiği “You Send Me” şarkısını yayınladı. Billboard listelerinin zirvesine kadar tırmanan şarkı Cooke’u dünya müzik sahnesine Mister Soul olarak çıkışını ilan ediyordu.

 

Hayatında yeni bir başlangıcı ifade etmek için 1957'de soyadına “e” harfini ekledi. Cook, o tarihten sonra artık Cooke olmuştu.

 

“Bring It On Home to Me”, “Cupid” ve “What A Wonderful World” gibi pop dozajı yüksek parçalardaki şarkı yazma yeteneği ve eşi benzeri olmayan sesi onun müzikteki star mertebesini iyiden iyiye pekiştirdi.

 

Cooke, 1950'lerin sonlarına doğru popüler müziğe geçiş yaptığında, müziği romantik bir tona dönüştü. Bu ton, Frank Sinatra ve diğer popüler müzisyenlerin tercih ettiği bir tona daha yakındı ve bu nedenle beyaz izleyici kitlesi tarafından daha çekici bulundu. Bu ayrıca ticari açıdan da karlıydı. Ancak popüler müziğe geçişle birlikte gelen ekonomik rahatlık, Cooke'un toplumsal yaşamın sıkıntılarını yansıtan müzik üretme yeteneğini de doğal olarak sınırlamış oldu.

 

 

Aretha Franklin ile

 

 

İşbirlikleri, dostlukları ve popüler müziğe etkileri

 

 

Cooke, günümüzde efsane olarak tanımladığımız sanatçılara da büyük katkılarda bulundu. Bu isimler arasında başta Bobby Womack olmak üzere Aretha Franklin, Al Green, Curtis Mayfield, Stevie Wonder, Marvin Gaye ve daha birçok önemli sanatçı bulunuyor. Soul'un Kraliçesi Aretha Franklin çeşitli ortamlarda Cooke'un şarkı söyleme tarzının kendi tarzını etkilediğini belirtmiştir. İkilinin karşılıklı hayranlığı ve dostluğu, soul müziğin dünyasını daha da zenginleştirdi.

 

Müzik piyasasında kendini kanıtlamış olan Sam iş insanı olarak da şansını denemeye karar verdi. 1961 yılında dostu J.W. Alexander ile etrafındaki Afro-Amerikalı sanatçılara fırsatlar sunmak amacıyla SAR Records'u kurdu. Ve SAR Records yıllar içerisinde kuruluş amacına uygun olarak birçok genç R'n'B ve soul sanatçısına destek verdi.

 

 

Muhammed Ali ile

 

Sam Cooke, 1960'ların başlarında tanıştığı boksör Muhammed Ali ile de özel ve yakın bir dostluk kurdu. Her ikisi kendi alanlarında etkili figürlerdi ve Amerikan tarihinde ırk eşitliği ve toplumsal adalet konularına yaptıkları katkılarla tanındılar. Üstelik bu “tuhaf” ikili Ali'nin 1963'te çıkardığı komedi-şiir türündeki “I Am The Greatest!” (En Büyük Benim) albümünde popüler bir Amerikan klasiği olan “The Gang's All Here”i birlikte seslendirdiler.

 

 

Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir ya da “A Change is Gonna Come”

 

 

O sadece bir müzik dehası değil, aynı zamanda sosyal değişim için önemli bir katalizatördü. Özellikle 1960'ların ABD sivil haklar hareketi zirve yaparken “A Change is Gonna Come” adlı şarkısı umudu simgeleyen ve adaleti çağrıştıran bir marş haline geldi. Şarkıyı yazarken, Cooke Bob Dylan'ın “Blowin' In the Wind'”şarkısından da etkilenerek, birçok kişinin içindeki değişimi alevlendirdi ve ilham kaynağı oldu.

 

Cooke ve çevresine göre, “A Change is Gonna Come” şarkısını yayınlamanın ekonomik riski büyüktü. Zira hem ona şöhreti getiren pop çizgisinin dışına çıkmıştı, hem de verdiği mesajlarda daha iyi yarınları arzulama, adaletsizliğe karşı cephe alma ve daha adil bir dünya için çabalama isteğini vurguluyordu. Bu da o dönem için oldukça tehlikeli bir söylemdi. Sonuç itibariyle bu ikonik parça “Ain’t That Good News” albümünde bulunmasına rağmen 45’lik olarak ancak Sam Cooke’un ölümünden sonra yayınlandı. Şarkıyla ilgili olarak Soul Stirrers üyesi ve arkadaşı J.W. Alexander Sam’e şunları söylüyordu:

 

“Belki bundan çok para kazanamayız... ama bence bu yazdığın en iyi şeylerden biri.”

 

Şarkının kökleri sivil haklar hareketinde yerini almış olsa da etkisi siyah toplumun ötesine uzandı. Beyaz toplumun ve diğer etnik kökenlerden gelen insanların kalplerine de ulaştı, empati ve birlik çağrısı haline geldi. Beyaz toplumun birçok üyesi için, bu şarkı güçlü bir uyanma çağrısı olarak hizmet etti, bireyleri diğer vatandaşlarının karşılaştığı sert gerçeklerle yüzleşmeye zorladı. Sam Cooke'un etkili sunumu, kayıtsızlığı ve ilgisizliği sorgulayarak daha adil bir toplum için paylaşılan sorumluluk duygusunu uyandırdı.

 

ABD eski başkanı Barack Obama ilk başkanlık kampanyası boyunca bu şarkıyı kullanıp sözlerini zaman zaman alıntılaması, verilen mesajın gücünü çok net ortaya koymaktadır.

 

 

Öldürülmesine dair haberin gazete kupürü

 

 

Soru işaretleriyle dolu bir ölüm

 

 

Sam Cooke'un hayatı, ölümünden yaklaşık bir buçuk yıl önce karanlık bir döneme girmeye başlamıştı. Bunun ana sebebi de Barbara-Sam Cooke çiftinin oğlu Vincent’in trajik bir kaza sonucu havuzda boğularak yaşamını yitirmesiydi. Bu travmayı atlatmaya çalışan Cooke, hayatını yeniden şekillendirmeye çalışsa da birçok şey ters gitmeye başladı. Eşi Barbara’yı bu kazada ihmalkâr olmakla suçlayan Sam ondan uzaklaşıp dış dünyada daha fazla insanla etkileşime giriyor, müziğe ve sahne performanslarına alışılmışın dışında daha çok vakit ayırıyordu. Ancak edindiği bazı yeni alışkınlıkları, onu beklenmedik bir trajediye sürükleyecekti. 11 Aralık 1964 günü gelip çatmıştı.

 

Cooke, 11 Aralık 1964 tarihinde Elisa Boyer adlı genç kadınla bir otel barında tanıştıktan sonra onu Los Angeles/El Segundo’daki Hacienda Motel’e götürdü. İddiaya göre, Boyer şarkıcıdan kendisini eve götürmesini rica etti, ancak Cooke bir motel odası kiralayıp onu rızası dışında odada hapsetti. Kendisini yatağa bağladığını söyleyen Boyer, polise, 'Bana tecavüz edeceğini biliyordum', dedi.

 

Boyer’in verdiği ifadede; Cooke'un banyoya gitmesini bekledi ve ardından bir giysi yığınını kucaklayıp üzerinde sadece bir tek gecelikle odadan kaçtı. Bir blok ötede kıyafetlerini giyip Cooke'un gömlek ve pantolonunu yere bırakarak kaçmaya devam etti. Sam Cooke banyodan çıktığında kıyafetlerinin gitmiş olduğunu gördü. Bir spor ceket ve tek bir ayakkabı giymiş halde, Cooke, motelin müdürü Bertha Franklin'in çalıştığı ofisin kapısını çalmaya başladı. Bertha Franklin polise, Cooke'un kapıyı kırarak ofise daldığını ve “Kız nerede?” diye sorduğunu, aynı anda Franklin'in bileğini tuttuğunu anlattı.

 

 

Eşi Barbara Campbell ile

 

Tartışma, fiziksel bir çatışmaya dönüşmüştü. Müdür Franklin ve şarkıcı arasında itiş kakış başladı. Ardından Franklin tabancasına davranıp üç kez ateş etti. İlk iki atış hedefini bulmadı, ancak üçüncü kurşun şarkıcının tam göğsüne isabet etti. Cooke kendisini vuran Franklin’e bakarak “Hanımefendi, beni vurdunuz” dedi. Bunlar Sam Cooke'un son sözleri oldu.

 

Cooke, siyahî toplumda etkili bir figürdü ve bu nedenle ölümüne dair çeşitli teoriler ortaya atıldı. Olay, mahkemenin hükmettiği gibi bir meşru müdafaa mıydı, yoksa daha karmaşık bir komplonun parçası mıydı?

 

Sam Cooke için iki cenaze töreni düzenlendi. İlki 17 Aralık 1964 tarihinde Chicago’da, ikincisi de 18 Aralık 1964'te Ray Charles'ın da sahne aldığı Los Angeles’teki tören.

 

Cooke'un açık tabutlu Los Angeles cenazesinde, Etta James ve Muhammad Ali gibi arkadaşları, Cooke'un cesedinin ciddi şekilde darp edildiğini görüp şaşkınlıklarını gizleyemediler. James, “kafası neredeyse omuzlarından ayrılmış, elleri kırılmış ve ezilmişti, burnu ise paramparça olmuştu” yorumunu yaparken bunun motel müdürü Franklin’in yapmasının mümkün olmadığını ima ediyordu.

 

Kriminal inceleme ve soruşturma fazlasıyla hızlı bir şekilde gerçekleşmiş, hüküm de bir o kadar hızlı verilmişti. Ancak Afro-Amerikan kamuoyunda özellikle cenazeler sonrasında ölümün şekliyle ilgili belirsizlikler ve spekülasyonlar artarak gündemi meşgul etmeye devam ediyordu.

 

Olaydan bir ay sonra, polis Elisa Boyer'ı fuhuş suçlamasıyla tutukladı ve uzun yıllar sonra 1979'da ise eski erkek arkadaşının ikinci derecede cinayetinden suçlu bulundu. Bu nedenle, Cooke'un hayranları, Boyer’in o gece Cooke'u soymaya yönelik bir girişimde bulunduğunu ve bu olayın korkunç bir şekilde sonuçlandığını düşünmektedirler.

 

 

Muhammed Ali ve arkadaşları Sam Cooke'un tabutu başında

 

 

Ancak kesin olan bir şey vardı ki Sam Cooke ölmüştü!

 

 

Müziğin yanı sıra iş dünyasının da etkili bir figürü olarak zirvedeyken, beklenmedik bir zaman ve mekânda kendisine yakışmayan bir şekilde hayatını kaybetmişti. Her iki cenazeye katılan binlerce hayranı, seveni ve meslektaşı onu son bir kez görmek için uzun sıralar oluşturdular. Sağlanan bu katılım onun müziğinin ve toplumsal önemini bir kez daha vurguladı.

 

 

 

Müzikal miras

 

 

Sam Cooke, gospel, R'n'B ve pop gibi geniş bir yelpazeye yayılmış önemli bir diskografiye sahiptir. Kariyeri 1950'lerin sonlarından 1964 yılındaki ani ölümüne kadar uzandı. İşte bazı önemli albümleri ve hit şarkılarından bir özet:

 

 

 

Önemli 33'lükler:

 

 

“Songs by Sam Cooke” (1957), “Encore” (1958, “Mr. Soul” (1963), “Ain't That Good News” (1964). Son anılan albümde ikonik parça “A Change is Gonna Come” bulunmasına rağmen 45'lik olarak ancak ölümünden sonra yayınlandı.

 

 

 

Önemli 45'likler:

 

 

“You Send Me” (1957), “I'll Come Running Back to You” (1957), “Wonderful World” (1960), “Chain Gang” (1960), “Cupid” (1961), “Twistin' the Night Away” (1962), “Bring It On Home to Me” (1962). Sam Cooke, iki kez Rock and Roll Hall of Fame olmak üzere Songwriters Hall of Fame, Grammy Hall of Fame ve sayısız saygın kurumlara kabul edilmiştir. Grammy Yaşam Boyu Başarı Ödülüne de layık görülen şarkıcının Hollywood Walk of Fame'de bir yıldızı bulunmaktadır.

 

O, gospel müziğinin kutsal köklerinden doğdu ve zaman içinde soul müziğin sembolü haline geldi. Sadece gospel ve soul müzikte değil, aynı zamanda popüler müzikte de bir yıldız gibi parlamasını bildi. “A Change is Gonna Come” gibi şarkılar, sadece kendi döneminin yansımaları değil, aynı zamanda farklı nesillerin kalplerini birleştiren evrensel bir umut ışığıdır ve bize tüm değişimlerin her zaman mümkün ve kaçınılmaz olduğunu hatırlatır.

 

Sam Cooke'un müzik mirası, pop ve soul dünyasında hâlâ yaşamaya devam ediyor.

 

 

Kaynaklar:
- Lady You Shot Me: Life and Death of Sam Cooke - Mikhele Apitzsch ve David Czarnetzki
- The Two Killings of Sam Cooke - Netflix
- Sam Cooke: Crossing Over - Noland Walker
-americansongwriter.com
- inherentbias.com
- allthatsinteresting.com

 

Aykut Öger

 

Cazkolik.com / 11 Kasım 2023, Cumartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Aykut Öger

Soul, R&B ve Blues yazılarıyla Aykut Öger Cazkolik'te.

  • Instagram
  • Email

YORUMLAR

  • Mustafa Özkemerli
    23 Şubat 2024 Cuma 01:14

    Klasik anlamda biyografik bir yazı değil. Ölümü ayrıca son derece trajik ve şüpheliymiş. Sanatçının çevresini bu kadar etkilediğini, siyahlar için bu kadar önemli bir rol model olduğunu bilmiyordum. Keyifle, bir çırpıda sıkılmada okudum, teşekkürler.

    Bu Yoruma Cevap Yazın »

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.