Zamanda değil seste yolculuk?

Zamanda değil seste yolculuk?

Bu sorunun akla gelmesi kaçınılmazdı!

2018`e damga vuran #MeToo hareketi müzik endüstrisini neden pas geçti?

#MeToo hareketi 2018’de çok sayıda ünlünün kariyerinin ipe çekildiği bir yıl oldu, ama, pek çok kişinin aklına gelen bir başka soru oldu bu arada, bu hareket müzik endüstrisini niye teğet geçti? Sinema televizyon dünyası yıkılmaz sanılan şöhretlerin kule misali devrilişine tanık olurken müzik endüstrisini görmezden geldi, pas geçti. Niye? Bu soruyu müzik yazarı Marc Hogan şu konu üzerinden soruyor. Malum, iki sene önce müziğiyle adeta bir salgına dönüşen Floridalı rapçi XXXTentacion haziranda uğradığı silahlı saldırıda öldürülmüştü. Sözlerindeki küfür, argo ve agresifliğin hayatının yansıması olduğu bilinen rapçi hamile bir kadını öldürmekle suçlanıyor, yargılanmayı bekliyordu. Tam o sırada, küresel müzik şirketi Universal şemsiyesi altındaki Capitol Music Group`un yan şirketi Caroline ile sözleşme yaptığı duyuldu. Bu anlaşma #MeToo fırtınasına denk gelmişti ve ortalığa yayılan dedikodularda anlaşmanın şirket çalışanlarını fazlasıyla üzdüğü söyleniyordu. O sıra, bir müzik endüstrisi uzmanı Los Angeles Times’a bu durumu “sorunlu bir siyah sanatçıdan faydalanmaya çalışan bir grup zengin beyaz insandan oluşan bir sorun” olarak tarif ediyordu. Belli ki, gerçek bu son cümlede saklı.


Müzisyenler ve eşleri

Maxine ve Dexter Gordon

Caz tarihinde hakkı yeterince teslim edilmeyen bazı kadınlar var. Bu kadınlar, caz tarihinin efsanevi müzisyenlerin eşleri. Bugün, Dexter Gordon, Art Pepper gibi büyüklerin hayatlarına dair eskiye göre daha çok şey biliyorsak, hatta, hâlâ ortaya çıkan yeni kayıtlarını dinliyorsak o efsanelerin hatıralarını canlı tutmayı başaran eşleri sayesindedir. Bugün, belki çoktan unutulmuş demeyelim ama kesinlikle bugünkü kadar canlı hatırlayamayacağımız Art Pepper karısı Laurie, caz devi Dexter Gordon’da yine eşi Maxine sayesinde her an yeni ve canlı kişilikler olarak gündemde olabiliyor. Bu konuda gelen son haber Maxine Gordon’ın kaleme aldığı “Sophisticated Giant: The Life and Legacy of Dexter Gordon” isimli kitabı oldu. Kaliforniya Üniversitesi yayınlarından çıkan kitap ekim başı çıktı. Maxine, kitabı kaleme alırken Dexter’in mektuplarından, verdiği röportajlardan ve anılarından faydalanmış. Kitabın Dexter’a dair bilinenlerden bilinmeyenlere pek çok şeye açıklık getirdiği söyleniyor.


Türkiye`nin en organize müzik türü hangisi?

Kadrajda olmayanlarla COS`nun kadrosu cazdaki toplam müzisyen sayısı kadar olabilir mi?

Uzatmadan cevabı vereyim; Klasik müzik... Övsem mi kıskansam mı bilemiyorum, şüphesiz övülecek bir şey ama caz adına biraz da hayıflanarak söylüyorum. Memleketimizde caza olan kısıtlı/sınırlı/zayıf ilgi hep dalgalı olmuştur. Değişkendir. Festival dönemleri artar. Gerisi meçhul. Oysa, klasik müziğin yıl boyu seyri dengeli görünür. Yılboyu konser programları doludur. Bunun en önemli sebebi klasik müziğin arkasında kurumlarıyla kapı gibi devletin olması. Devlet caz dahil başka hiçbir batı müziği türünün arkasında değildir. Devletin kurumsal kaç klasik müzik orkestrası var bilmiyorum, Cumhurbaşkanlığının var, konservatuvarların var, bakanlıkların var mı? Yerel yönetimlerin orkestraları var, büyükşehir belediyelerinin var, vakıfların var, üniversitelerin var, var da var… Bu orkestralarda toplam kaç müzisyen çalışıyordur sizce? Peki caz? 80 milyonluk ülkede TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası ile CRR Caz Orkestrası dışında caz orkestramız var mı? Askeriyenin var diyebilirsiniz ama onları konser salonlarında gören, dinleyen var mı? Repertuvarlarını bilen var mı? Kurumsal orkestralar olmadan bu müzik türleri fazla yol alamaz. Pop ve rock gibi müziklerin de yok ama onların arkalarında öyle ya da böyle büyük dinleyici kitleleri var, o dinleyiciyle büyük bir ekonomi dönüyor, cazda hiçbiri yok! PUL’un sonunu umutla bağlıyım bari, ama tüm yoklara rağmen caz bu ülkede bir şekilde hep var. Az var, küçük var, sınırlı var, sessiz sedasız var ama var. Var işte, var!


Köşkün kâhyası!

Bir dönemin çok konuşulan konusuydu

Şimdilerde, aradan çok vakit geçtiği için bu çelişkilere değinen kalmadı ama tümüyle unutuldu sanmayın. Vaktiyle, altmışlarda, hatta seksenlere kadar cazın kurucu babalarından misal Louis Armstrong gibi sembol bazı isimlere en çok niye kızılırdı bilir misiniz? Başta Louis Armstrong gibi bir kısım caz efsanesi bizzat kendi arkadaşları ve caz çevresince köşkün kâhyası rolünü canla başla oynadıkları için hicranla, esefle, kızgınlıkla eleştirilirdi. Haklıydılar. Çok haklıydılar. İçlerinden çıkan böyle sembol isimlere tahammülsüzlükleri daha fazlaydı. Bunu, Liza Minelli ile eski bir şov videosunu gördüğüm zaman yeniden hatırladım. O videoyu bulup izleyin, Armstrong gibi ikonun bir figürana dönüşmesini, görünürdeki sempatinin ardına gizlenen küçümsenmeyi kesinlikle iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Bugün, o nesilden ferâset sahibi kime sorsanız bunu size anlatır. Benzer eleştiriler, atının üzerinde Kızılderili tepeleyen John Wayne gibi görünen Frank Sinatra, Dean Martin’lerin arasında ufak tefek bir siyah olarak dönemin karikatüristlerinin hakarete varan çizimlerine maruz kalan Sammy Davis Jr. ve geçenlerde ölen Nancy Wilson gibi isimler için de benzeri eleştiriler çok yapılırdı.


Çin ve caz

Çin JZ Jazz Festival`de bir caz konseri. Üstte ufak resimde ne yazıyor acaba?

Japonya caz için ne kadar önemli, köklü ve etkili bir ülkeyse Çin tam tersiydi. Kendini kapatan bir ülke olması nedeniyle imparatorluk dönemleri hariç günümüz Çin sanatına, sanatçısına, müziğine dair fazla bilgimiz olmadı. Dünyanın en büyük nüfusunun dünya kültüründe bu kadar etkisiz olması anlaşılır değildi elbette. Tiananmen meydanı bir dönüm noktası oldu (bilmeyen, unutan Google’a sorsun). Sonra, kimi sanatçılarsa yine olumsuzluklar, tutuklamalarla gündem oldu (misal Ai Weiwei). Çin bu döngüyü artık değiştiriyor mu? Bunu bilmiyoruz. Bilen var mı? Geçen internette Çinli caz müzisyenlerini arıyım dedim en fazla birkaç isme rastladım. Amerika ya da başka bir batılı ülkedeki Çin kökenli sanatçıları kastetmiyorum şu an Çin’de doğup büyüyen, caz çalanla, albüm kaydedenleri soruyorum ve pek bir cevap bulamadım. Pekin Caz Festivali’nin kurucusu Çin’de yaşayan bir Alman meselâ. Şangay’da Blue Note Jazz Club var. JZ Caz Festivali var. Başka pekçok şey daha var ama bu büyük ülkenin potansiyeli şimdi konuştuğumuzun belki bin katı olmalı.


Bu kapak hiç oldu mu şimdi?

Rhapsody in Blue ve King Kong?

Bir yerde “15 Best Albums of 2018” listesi görünce bakıyım dedim, içlerinde bu kapak dikkatimi çekti. Bir anlam veremedim. Ne albümü tanıyorum, ne sanatçısını. Biraz daha kurcaladım, piyanist Kirill Gerstein’in Gershwin müziği üzerine kaydı, o kadarını kapaktan anlıyoruz zaten. Gershwin şarkılarının caz ve klasik üzerinden yeni düzenlemeleri, iyi de o kapak illüstrasyonu ne? Şirin bir King Kong mu ne bu? Illustrasyon Michael Roberts isimli bir tasarımcının ama albüme dair bilgiler arasında kapağa niye böyle bir goril konduğunun açıklaması yok. Orada yaşayan insanlar böylesi görsellerin nasıl algılanacağını, imâların nasıl anlaşılacağını bilmiyor olabilir mi? Hele böyle bir zamanda. Albümde büyük vibrafoncu Gary Burton da var. Albümü henüz dinlemedim. Biraz daha bakınıyım belki bir açıklama bulurum. Bulursam gelecek pullarda size de yazarım, yaa haksızlık etmişim filan derim... Bakalım. Bulursam.


Zamanda değil seste yolculuk?

Zamanı önemsizleştiren yapı

Bilgisayar, similasyon, modelleme kavramları hayatımıza girdi gireli neyi yapıp yapamayacağımızı öngörmesi artık kolay değil. Bir zamanlar, zamanda yolculuğu konuşurduk, bunun mümkün olmadığını anlayınca (en azından şimdilik) şimdi yeni moda, geçmişte yaşıyormuş gibi dönemin seslerini simüle edebilmek. Konuyu inşallah iyi anlatabilirim. Şöyle; sesle işitsel deneyim hissini yaşamak diyelim. Buna ‘erişim yankısı’ diyorlar. Dinlemenin zamansal olduğu kadar mekânsal bir deneyim olduğundan hareketle, örneğin, bundan bin yıl önce Ayasofya’da işitilen seslerin benzerini üretmek mümkünmüş. Bunu da, işte bu yansıma dedikleri şekilde yapabiliyorlar. Bin yıl önce Ayasofya’nın içindeki bir rahibin ya da daha sonra namaz kılan bir müslümanın o anda işittiği şeylerin aynısı yankı teknikleriyle psikoakustik olarak canlandırılabiliyormuş. Sesin hava basıncı da hesaba katılıyor. Nasıl yapıldığını ancak bu kadar anlatabilirim ama tüm bu hesaplamaların ardından insana tabii ki zamanda yolculuk gibi gelmez ama etkileyici bir his olacağı kesin.


Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 24 Aralık 2018, Pazartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.