Sanatta yanlış anlamalar

Sanatta yanlış anlamalar

Meğer çoğu sanat eserini yanlış mı anlıyor muşuz?

Sanatta yanlış anlamalar

Sanat üzerine yanlış anlamalar ya da sanatı/eseri yanlış anlama konusu aslında üzerine ne kadar az konuşulan bir konudur. Özellikle müzikte. Resim mesela 19. yüzyılda itibaren izlenimcilikle beraber ve özellikle 20. yüzyıl ile devamında soyutlaşmayla görünenin karmaşası arttı, anlaşılırlığı göreceleşti ama esas değinmek istediğim konu müzikle ilgili. Bir süre önce, yine bu köşede, Fransız izlenimci besteci (ki baştan beri ortak tabir hep bu olmuştur, yani ‘izlenimci besteci’) Claude Debussy yazdığı mektuplarında müziğinin hep yanlış anlaşıldığını, yaptığı müziğin izlenimcilik denen şeyle hiçbir ilgisi olmadığını, bilhassa bu tip tanımlardan kaçtığını yazıp durmuştu ama adam mektuplarında yakarmasına rağmen yüzyıldır herkes izlenimci besteci dedi bir kere öldür allah düzelmedi. Yahu, adam değilim diyor işte! Bir başka örneği yeni okudum; Anton Bruckner. Biyografisini yazan Derek Watson ‘Bruckner’in yaratıcılığının paralelinde hiç kimse yok’ iddiasında bulunurken aynı zamanda Bruckner’in birçok nedenden ötürü çoğunlukla yanlış anlaşıldığını ısrarla söylüyor. Ortada büyük bir yanlış anlama var, bu kesin :)


Kötü şarkı lisanın melodisini öldürüyor

Bu latin hip hop`çının İspanyolcasıyla tangocunun ki aynı mı?

İnsan kendi dilinin müziğini, kulağa gelen melodisini bilmez derler. İnanırım. Bilmediğin bir dilin melodisini hemen farkedersin. Sanırım bu yüzden olacak İspanyolça, Fransızca, Farsça hatta Arapça hele iyi bir telaffuzla kulağa oldukça hoş gelen, melodisi çekici dillerdir. Ben Türkçe’nin melodisini hep merak etmişimdir, cevabı kimden aldım dersiniz? Jorge Luis Borges’den. Evet, inanmazsınız ama büyük yazardan. Yetmişlerin sonu ya da seksenlerin başı, emin değilim, büyük yazar Türkiye’ye gelmiş, buralarda dolanmış, ben de bir yerde okumuştum, o diyor, Türkçe kulağa gelişi hoş sayılabilecek bir dil, ‘yumuşak bir Almanca’ gibi diyor…. Yumuşak bir Almanca… Evet, sanırım dilimizin melodisi böye ama bir Fransızca ya da İspanyolca hatta Farsça bile kesinlikle değil. Gelelim başlığa… Son yıllarda hip hop müziklerin İngilizce kadar müşterisi, şarkıcısı latinler, Hispanikler oldu ama gelin görün ki o güzelim dil bu aptalca şarkılar yüzünden kulağa berbat geliyor. Bir tangodaki İspanyolcaya kulak verin bir bu şarkılara ne dediğimi hemen anlarsınız. Berbat!


Devlet sanatçıları salonlardan çıkmalı

Gündüz Öğüt keman, Sonut Onur keman, Betül Yıldıztekin viyola, Başak Yalçın viyolonsel

Geçen cumartesi HaberTürk web sitesinde Osman Gençer’in haberini okudum; “Devlet sanatçıları salonlardan çıkmalı” diyordu haberde. Verdiği örnek önemli. İzmir Devlet Senfoni Orkestrası idealist sanatçılarından oluşan Anadolu Yaylı Çalgılar Topluluğu mesela, geçen pazartesi Diyarbakır ve Urfa’ya konser vermeye gitmiş. Kemancı Gündüz Öğüt ve arkadaşları bu proje için uzun süredir hazırlanıyorlarmış. Haberi yazan Gençer ‘devlet sanatçıları salonlardan çıkmalı’ başlğını atmış. Ne kadar haklı. Yıllar önce `bankamatik sanatçıları` kavgası aylarca sürmüştü. Herkes çarpıklığın farkındaydı ama konu siyasi platforma taşınınca tartışmak da sağlıklı olmuyor. İşte, gencecik sanatçılar laf paralamadan bu işi yapıyor. Onlar da maaşlı sanatçı. Bu haberi okuyunca aklıma Timuçin Şahin ve arkadaşlarının Bergama’da yaptığı iş geldi. Bergama Belediyesi’nin desteğiyle ta Amerika’dan kalkan bir caz gitaristi bize sanatçının meselesi olmalı tezinin haklılığını kanıtladı adeta. Helal olsun.


Reklamda toplumsal cinsiyet rolleri

İlgili içerikte bu resim kullanılmış ama kimdir, konuyla ilgi midir hiç bilgi yok!

Türkiye’de ilk kez, televizyon reklamlarında toplumsal cinsiyet rollerini inceleyen çalışma yapılmış. Çalışmanın önemine mi, ilk kez yapılmasına mı… İnsan hangisine şaşacağını karıştırıyor. Publicis Group Türkiye Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Araştırması, Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyeleri Dr. Gül Şener, Dr. Eda Öztürk ve Dr. Önder Yönet tarafından yapılan çalışma 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde tüm çalışanlarıyla paylaşılmış. Çalışmayı uzun uzadıya anlatacak yerim ve yetkinliğim yok ama şöyle; Kadınlık ve erkekliğe dair cinsiyet rollerinin reklamda kendine ne şekilde yer bulduğunu inceleyen araştırma kapsamında, 2018 yılında yayına giren toplam 72 televizyon reklamı analiz edilmiş. Reklam filmlerinin her birinde ana karakterin cinsiyeti, baskın rolü, kullandığı argüman türü, medeni durumu, yaşı, asgari giyiniklik derecesi, fiziği, baskın ortamı, çocuklarla etkileşimi, çalışan rolü, evi çekip çeviren rolü ve yansıttığı kalıp cinsiyet rolünün yanı sıra yardımcı karakterin cinsiyeti, dış sesin cinsiyeti ve dış sesin argüman türü incelendi. Publicis Groupe, bu araştırmayı her sene yineleyerek, konu özelindeki gelişimini takip etmeyi hedefliyormuş. Son not şu olsun, rapora göre reklamlarda ana karakter kullanımının sadece %30’u kadın.


Dijital dergi aboneliği yaygınlaştı mı?

Abonesi olduğum dergilerin bir kısmı

Dijitalleşmenin şikayet ettiğimiz sayısız kötü tarafı yanında sayısız iyi yanı var. Bu köşelerde kimbilir kaç kez dijital istasyonların hastasıyım dedim, önümde koskoca bir okyanus açıldı dedim, en eskiyi de en yeniyi de artık dinleyebiliyorum dedim, müzik devasa bir denize dönüştü dedim… Dedim de dedim ama bir şeyi atlamışım, dijital dergileri... Onları da mutlaka yazmalı. Hem Türkiye’de hem dünyada gazete portallarına parayla abonelik olayı tutmadı sanırım. Tutmaz da. Aslında olmalı, haber bedava değildir ama o işte bir terslik var, ayda 1 dolara bile kimse ikna olmuyor bu yüzden abone işi bir türlü gelişmedi ama dijital dergi aboneliği sanki daha iyi oturdu. Ya da bana öyle geliyor. Eskiden matbaa baskılarına abone olduğum tüm caz dergilerinin şimdi dijital abonesiyim, sadece onlar mı, başka tür müzik dergileri de var. Doğruya doğru baskı abonesi olsam muhtemelen birkaç yüz dolar tutacak abonelik işini baya ekonomik halledebiliyorum. Sanıyorum benim gibi çok var. Bu dergilerin çoğu hâlâ baskı yapıyor ama bayi satışından çok daha fazla dijital abonelikleri var. Benim tavsiyem siz de bu işi düşünün. Bu dergilerden gerçekten çok şey öğreniyorsunuz.


Cazda yaratıcı bir fikir

Sahibinin ismine yeniden bakındım ama bulamadım

Caz konusunda internet üzerinde en faydalı ve en yaratıcı fikirlerden biri bu yıl başı faaliyete geçen the1959project.com isimli web sitesi oldu. Fikrin sahibi sanırım genç bir kadın ama kim olduğunu bilmiyorum. Müzisyen mi, gazeteci mi, cazsever mi onu da bilmiyorum ama bildiği gayet faydalı bir sayfa olduğu. Fikir şu; 60 yıl önce, yani 1960 yılını gün gün o günün önemli caz olayı ne ise yayınlıyor. Bu işi bir yıl sürdürecek, onu biliyorum ama 2020 ve sonrasında devam edecek mi bilmiyorum. Bence etmeli. Web sitelerini destek olmadan sürdürmenin zorluğunu en iyi ben bilirim, hele yıllarca yapmak gerçekten sevmiyorsanız akıl kârı değil. Eminim bu projenin sahibi içinde durum böyledir. Gerçi bu proje basit fikri basit bir işlev üzerinden yürütüyor. Özel bir sayfa yapısı yok, o gün öne çıkan konu/olay vs ne ise alt alta yapıştırıp yayınlıyor ama resimler büyük, yazılar da gayet anlaşılır ve yine söyleyim gayet faydalı ve merak uyandırıcı. Takip etmenizi tavsiye ederim. Sosyal medyadaki son birkaç paylaşımımızın ana kaynağı hep bu site oldu.


İnternet yayıncılığında fotoğrafın önemi

Adını bulamadığımız bir AA fotoğrafçısına ait müthiş bi kare. Simiti yakalayanın yanındaki martının bakışını kaçırmayın

Yukarda yayıncılık işinden söz edince internet medyası olarak fotoğraf kullanımın öneminden de biraz bahsedeyim ve bir de övgüm var. Reklam ve tasarım kökenli olduğum için fotoğrafın önemini biliyorum. 35 yıl önce üniversitede okur ve bir gazetenin sayfa sekreterliğini yaparken görsel kullanımını ta o genç yaşımda basın ustalarından öğrenmiştim oysa şimdi çok daha büyük ve derin bir dünya var. O zaman kullanılacak fotoğraflar birkaç makara filmin içinden seçilirdi şimdi ise binlerce yetmezse dahası da var. Cazkolik.com yayına başlayınca bu konuda iyi bir şeyler yaparım umuyordum. Son yıllarda hepsi çok iyi caz fotoğrafçısı dostlarım sayesinde gerçekten iyi görüntüler elde ettik hatta iyi bir caz fotoğrafları arşivimiz de oluştu ama Türkiye sathında bu işi en iyi yapanın Anadolu Ajansı olduğunu da teslim etmem lazım. Gerçekten ışıl ışıl fotoğrafları var. Fotoğraf editörleri her kimse gerçekten iyi iş yapıyor Bunu ne zamandır yazıyım diyordum şimdi kısmet oldu. Elbette AA’nın çok geniş ve yaygın ağı var, kimbilir kaç profesyonel fotoğrafçısı var ama diğer gazete sitelerine bakın, onların da var, hangisinin fotoğrafları onlar kadar iyi?


Feridun Ertaşkan

Cazkolik.com / 11 Mart 2019, Pazartesi

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.