Bu yaz size konserleri niye kaçırmamanız gerektiğine dair müzikle ilgisi olmayan bir sır vereyim

Bu yaz size konserleri niye kaçırmamanız gerektiğine dair müzikle ilgisi olmayan bir sır vereyim

İKSV, İstanbul Caz Festivali konserlerini klasik konser semtleri ve mekânları dışına doğru taşımaya başladığından beri festival konserlerine gitmenin başka bir yanını keşfettim. Muhtemelen birçok kişi de benim gibi bu tadın farkına varmıştır.


İflah olmaz ve doğma büyüme İstanbulluyum, bütün hayatım bir çoğumuz gibi İstanbul`u İstanbul yapan semtlerinde yaşayarak geçti ama son yıllara kadar konserlere gitmek bariz ve değişmez bir güzergâh üzerinde mütemâdi bir telaştı. Aslına bakılırsa, büyük oranda hâlâ öyle, bunun da ayrı güzel bir yanı vardır ama bu kez esas sözetmek istediğim İstanbul Caz Festivali`nin "Caz için tuhaf bir yer"le başlayan açılımı sayesinde kendimi sokağındaki her bir taşına kadar oralı olduğumu hissetmeme rağmen hayatım boyunca oralarda ne kadar az bulunabildiğimi farkettiğim mekânlara, semtlere, İstanbul`un gündelik hayat telaşı dışındaki yerlere gitmeye başlayınca hissettiklerimdir. Üstelik, konserler kadar heyecan veren bu duyguyu daha iyi yaşamak için arabayı da kapıda bırakmaya başladım.


Başkasını bilmem ama bana eşsiz gelen bu duyguyu en yoğun ilk kez üç sene önce Haliç Rahmi Koç Deniz Müzesi`ne giderken yaşadım. Böyle detaylı anlatıyorum çünkü eğer hâlâ farkında değilseniz bu keyfi konser zevkine ek olarak yakında başlayacak festivalde siz de doyasıya hissedin istiyorum. Üsküdar iskelesine indiğimde pırıl pırıl bir Temmuz gecesi, Ramazan akşamıydı. Üsküdar`dan Haliç`e giden küçük şehir hatları vapuruna bindim, arabanın içinde, cep telefonlarına tıkılarak gidilen yolları bu kez adeta zamanı unutturan bir yolculuğa dönüştürmüştü küçücük tekne. Önce Karaköy`e yanaştı, ardından Galata Köprüsü`nün altından süzülüp Haliç`e ulaşınca bambaşka bir dünyanın kapıları aralandı sanki. Bir o yakaya, bir bu yakaya... Eminönü, Kasımpaşa, Hasköy, Ayvansaray, Sütlüce, Eyüp... Güneş batarken dilinizde Yahya Kemal mi istersiniz, Münir Nurettin`ler mi hangisini isterseniz hepsi bir bir fır dönüyor. Ramazan`ın da etkisiyle Haliç`te muhteşem bir dinginlik, Haliç`ten şehre bakmak ne kadar güzelmiş, unutmuşum. Sanki bu büyülenmelerden midir nedir konser olduğundan çok daha fazla güzel gelmişti bana, çıktığımda sahilde iftar sonrası piknik yapanlara imrendim gidip bir güzel hangi sakatatı buldumsa yedim, sonra ver elini benim gibi konser çıkışı dolananlarla beraber minibüsle Tepebaşı`na, Beyoğlu`na. Bu hârikulade güzergâh için şimdi hangi konser olsa koşa koşa gitmeye hazırım.



İstanbul Erkek Lisesi, Cağaloğlu


Bu sadece bir örnekti. Ya Arkeoloji Müzesi ya da İstanbul Erkek Lisesi bahçesindeki konserlere ne demeli? Gerçi iki yıldır Arkeoloji`den bir türlü restorasyonu tamamlanmadığı için mahrumuz ama açığı mükemmelen kapatan İstanbul Erkek Lisesi var. Hele yaz akşamları Eminönü`nden Cağaloğlu`na çıkan gençliğimin yokuşu ne kadar sessiz, ne kadar eşsiz. Eğer vaktiniz varsa Sultanahmet`e kadar uzanmadan dahi Çatalçeşme, Molla Fenâri ya da Hoca Rüstem sokaklarında herhangi bir lokantada bir kaç yudum bir şeyler yuvarlamayı unutmayın, o akşamın unutulmaz bir anıya dönüşeceğini garanti ederim. Aya İrini`ye gitmenin, Sultanahmet`te gezinmenin hazzını anlatmıyorum bile.


Şimdiye kadar bahsettiklerim eski İstanbul cephesiydi ama kabul edin güzeldi. Bu işin daha Boğaz`ı var, Kadıköy`ü var. Var oğlu var...


Sabancı Müzesi bahçesinin eşsiz manzarasında caz dinlemenin zevkini hangi Avrupa ülkesi verebilir ki? Müzeye bulabildiğim her değişik güzergâhtan gittim. Ortaköy`den mi yürümedim, İstinye`ye uğrayıp da mı gelmedim, konser sonrası balık tutanlarla sohbet mi etmedim. Rumelihisarı`nda Ali Baba`nın çay bahçesini mi hatırlamadım... Siz de kendinizinkileri ekleyebilirsiniz.


En son, geçen yaz, Fenerbahçe Parkı`nı anlatıp kapatayım yoksa İstanbul semtleri krizine girebilir insan. Kadıköy`de oturmama rağmen mesela Fenerbaçe Parkı`na ne kadar az uğruyormuşum meğer. Halbuki bir dönem Kalamış`tan burna kadar her yerine ne kadar dadanmıştım, geçen yazki "Parklarda Caz" bana yine enfes bir gece yaşattı. "Gece Gezmesi" sokak sokak, taş taş bildiğim yerleri ayrı bir keyifle dolaştım.



Sabancı Müzesi Bahçesi, Emirgan


Bu yaz, çok değil, bir ay sonra yine yapacağım, allah sağlık versin hepimiz oralarda olalım. Cağaloğlu yokuşunu yine tırmanacağım, müzeye gitmenin yeni güzergahını arayacağım, Kadıköy`ün geçen yaz girmediğim sokaklarına sapacağım, Tepebaşı`na bu kez Haliç üzerinden ulaşacağım ama en önemlisi bu kez Beykoz`a gideceğim. Kimbilir kaç yıl sonra, oysa ilk gençliğimin önemli kısmı Kandilli Kız Lisesi`nden dağılan kızların çıkış saatlerine kendimizi denk getirmeye çalışan ergenler olarak Kanlıca - Beykoz arasında geçmişti. Beykoz Kundura Fabrikası`na hâlâ faalken çok girip çıkmış, kasaba büyüklüğündeki fabrikanın yollarında az dolaşmamış, ana kapısının önündeki çayırlıkta az top oynamamıştım.


Bu yaz konserlere siz de gelin, ama yürüyerek gelin, dolmuşla gelin, otobüsle gelin, bu yaz geceleri nefes kesen caz konserlerinde size İstanbul eşlik etsin.


Feridun Ertaşkan


Cazkolik.com / 01 Haziran 2016, Çarşamba


Fenerbahçe Parkı

BU İÇERİĞİ PAYLAŞIN


Feridun Ertaşkan

  • Instagram
  • Email

Yorum Yazın

Siz de yorum yazarak programcımıza fikirlerini bildirin. Yorumlar yönetici onayından sonra sitede yayınlanmaktadır. *.